Tc Inkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Notları SBS Hazırlık Tüm Konular

Detaylar

1. ÜNITE   BIR KAHRAMAN DOĞUYOR

ATATÜRK'ÜN YAŞAMI

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Ali Rıza Efendi 1841 yılında Selanik'te doğdu. Ailesi Söke'den Selanik'e yerleşmiş Türkmenlerdendir. Ali Rıza Efendi, önce gümrük memurluğu yaptı. Daha sonraları memuriyetten ayrılarak kereste ticareti yapmaya başladı. Ileri görüşlü, yeniliklere açık bir kişiydi. Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'da Selanik yakınlarında Lagaza adı verilen kasabada yerleşmiş eski bir Türk ailesine mensuptu.

Selanik:

1.Öncelikle diğer Osmanlı kentlerine göre oldukça zengin bir kentti.
2.Birçok milletten ve dinden insanlar yaşadığı için Kültür zenginliği vardı. Atatürk böylece her çeşit milleti tanımış ve bilgi sahibi olmuştur.
3.Ticaret yolu ve demir yolu üzerinde olmasından dolayı hızlı bilgi alış verişinin olduğu Istanbul'dan ve Avrupa'da olan olaylardan anında haberlerin ulaştığı bir kentti.

4.Özgürce düşüncelerin ifade edildiği eğitim imkanların üst düzeyde olduğu çağdaş eğitim sitemin olduğu nadir Osmanlı kentlerinde olmasıda Mustafa Kemal'in yetişmesine önemli katkı sağlamıştır

5.Rumeli'de yer alan bir Osmanlı kenti idi.Önemli bir limana sahipti.Ayrıca Üsküp, Belgrat, Manastır ve Istanbul gibi önemli şehirlere demir yolu ile bağlıydı.
Osmanlı Devleti çok uluslu bir imparatorluktu.Fransız Ihtilali'ne kadar huzur içerisinde yaşayan toplumlar bağımsız olma hayali ile isyan ettiler.Bu ayrılıkçı hareketler karşısında Osmanlı Devleti'nde Batıcılık, Osmanlıcılık, Islamcılık, Turancılık gibi fikir akımları ortaya çıkmıştır.

ATATÜRK'ÜN ÖĞRENIM HAYATI


MUSTAFA KEMAL'IN OKUDUÄžU OKULLAR
1-Mahalle Mektebi
2-Şemsi Efendi Ilkokulu
3-Selanik Mülkiye Rüştiyesi
4-Selanik Askeri Rüştiyesi1893
5-Manastır Askeri Idadisi1896
6-Harp Okulu13 Mart 1899-10 Şubat 1902
7-Harp Akademisi

1905 tarihinde de kurmay yüzbaşı rütmesiyle Harp Akademisinden mezun oldu ve Osmanlı ordusuna katıldı. 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam'a atandı
Bu okuldan11 Ocak 1905 yılında ”kurmay yüzbaşı” olarak Harp Akademisinden mezun olmuştur.
5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam'a atandı
Ilk görev yeri Şam'dır.

ATATÜRK'ÜN ASKERLIK HAYATI
Atatürk'ün ilk görevi Şam oldu. Daha sonra Selanik'te görev yapmaya başladı.
31 Mart Olayı
Istanbul'da meşrutiyet karşıtı insanlar toplanıp ayaklanma çıkarmışlardı. Amaçları ise Meşrutiyet yani padişah ve meclisin aynı anda yönetime katılması değil de sadece padişahın devleti yönetmesini istiyorlardı. Bu amaç için Istanbul da meşrutiyeti yıkmak yerine padişahlık sistemini geri getirmek için ayaklanma çıkardırlar. Bu ayaklanmayı bastırmak için Mustafa Kemal'inde kurmay başkanı olduğu adına hareket ordu denilen ordu kuruldu ve Istanbul'da ayaklanmayı bastırdı.31 Mart olayı denilmesi rumi takvime göre 31 Mart'a denk gelmesidir
Mustafa Kemal Trablusgarp'ta
Italya geç sanayileştiği için sömürge arayışı içine girmişti. Sömürge için en uyun yer kendisine yakın ve güçsüz bir devlet himayesinde olan Trablusgarp oldu. Osmanlı denizden ve karadan Trablusgarp ile bağlantısı olmadığı için buraya ordu sevk etmek imkansızdı. Trablusgarp savunmak için Mustafa Kemal ve arkadaşları kılık değiştirip tarblusgarpta yerli halkı organize edip Italya'ya karşı savaşmışlar ve başarılıda olmuşlardı. Fakat Italya adalara ve Çanakkale'ye saldırması ve Balkan savaşlarının başlaması sonucunda zor durumda kalan Osmanlı devleti Trablusgarp'ı Italya'ya Uşi Anlaşması ile vermek zorunda kalmıştır.
Çanakkale Savaşı
Itilaf devletleri 1.dünya savaşında hem Osmanlı devletini ele geçirmek hem de Rusya'ya yardım etmek için Çanakkale boğazına saldırırlar. Boğazdan geçemeyecekleri anlayınca karadan geçmek için Gelibolu'ya çıkartmışlar ve Mustafa Kemal'in başarıları sonucu geri çekilmişlerdi. Atatürk buradaki başarıları sonucu birçok madalya ve Albay rütbesi almıştır
Kurtuluş Savaşı
1.dünya Savaşını Osmanlı devletinin kaybetmesi sonucu Itilaf devletleri Anadolu'yu işgal etmeye başlamışlardı. Mustafa Kemal'in önerliğinde Türk milleti düşmanı yurttan atmışlardır.
Tüm başarılar gösteriyor ki Mustafa Kemal katıldığı bütün savaşları kazanmıştır. Trablusgarp gibi yabancı bir milletin bulunduğu yerde insanları organize etmiş ve dünyanın en güçlü devletlerinden olan Italya'ya karşı Osmanlı Devletinin hiçbir desteği olmadan başarılı olmuştur. Çanakkale savaşında ileri görüşlülüğü ile düşmanın nasıl hareket edeceğini daha önceden kestirmiş ona göre önlem almıştır. Atatürk savaşçı, cesur iyi bir lider zeki olmasının yanında iyi bir vatanseverdir.

ATATÜRK'ÜN  FIKIR  HAYATI

Dost ve düşmanları tarafından “20. yüzyılın en büyük askeri dehası” olarak kabul edilen Mustafa Kemal aynı zamanda büyük bir fikir adamıydı. Türk tarihinin yetiştirdiği en büyük aydınlardan birisiydi. Mustafa Kemal'in böyle bi nitelik kazanmasında dünyanın ve ülkesinin önemli bi tarihsel süreçten geçmesinin; Fransız Ihtilalinin gündeme getirdi ve yaygınlaştırdığı demokrasi, eşitlik, özgürlük ve milliyetçilik gibi ilkelerin payı büyüktü. Evrensel nitelikli bu gelişmenin yanı sıra Namık Kemal, Tevfik Fikret gibi önemli Türk aydınlarından da etkilenmesi, yabancı dil bilmesi, yabancı dillle yazılmış pek çok kitap okuayabilmesi de Mustafa Kemal'in fikir adamı özelliğine sahip olmasında önemli rol oynamıştır.

Öğrencilik yıllarından itibaren ülke sorunlarıyla ilgilenmiş, bu sorunlara çare aramaya başlamış olan Mustafa Kemal, hayatı boyunca kendisine aklı ve bilimi rehber etmiştir.
Süreç içerisinde gelişen ve olgunlaşan bu fikirler, Atatürkçü düşünce sisteminin oluşmasını sağlamıştır. Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Inkılapçılık ve Devletçilikten oluşan temel ilkeler, bu düşünce sisteminin ürünüdür.

ATATÜRK'ÜN SIYASI HAYATI

Mustafa Kemal öğrencilik yıllarından itibaren dünyadaki ve ülkesindeki siyasi gelişmelere ilgi duydu. Yönetim biçimlerini araştırdı. Osmanlı Devleti'nin yönetim biçimi olan ve kişisel egemenliğe dayanan monarşi yönetimine karşı mücadele etti. Şam'da Vatan ve Hürriyet adlı derneği kurdu. Bu derneği, ülkenin kaderini belirleyecek Ittihat ve Terakki Cemiyeti ile birleştirdi. Onun siyasi nitelikleri, iyi  bir politikacı ve örgütleyici olduğuna ilişkin nitelikleri, Kurtuluş Savaşı'nın örgütlenme sürecinde daha da belirginleşti.

Açılmasına önderlik ettiği TBMM ile yeni Türk Devleti'nin temellerini attı. Düşmanın ülkeden atılmasından sonra izlediği doğru politikalar ve gerçekleştirdiği inkılaplarla Türkiye Cumhuriyeti'ni dünyanın saygın ve etkin devletlerinden biri haline getirdi.

ATATÜRK'ÜN ESERLERI

Atatürk'e göre en öenmli eseri, kuruluşunda belirleyici rol oynadığı bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ydi, Sürekl, okuyan ve araştıran Mustafa Kemal'In kendisininde yazılmış eserleri vardır. Bu eserlerin en önemlisi, Türk bağımsızlık mücadelesini ve yeni Türk devletinin kuruluşunu kaleme aldığı “Nutuk”tur. Nutuk'u kurduğu ve başkanlığı yaptığı Cumhuriyet Halk Fırkası'nın kongresinde 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında bizzat kendisi okudu.

Uzun süre ortaokullarda okutulan geometri kitabınında yazarı olan Mustafa Kemal, günümüzde de kullanılan geometri ile ilgili pek çok terimlerinde üreticisidir.

Liseler için hazırlanan “Vatandaş Için Medeni Bilgiler” kitabının yazımına da katkıda bulunan Mustafa Kemal'in diğer yazılı eserleriyse askeri nitelikli “Cumalı Ordugahı” ile “Zabit ve Komutan ile Hasbihal” adlı kitaplarıdır.

ATATÜRK'ÜN KARŞILAŞTIÄžI GÜÇLÜKLER

Mustafa Kemal, babasının genç yaşta ölümünden dolayı karşılaştığı güçlükler ve imkansızlıklarla hayatın daha sonraki aşamalarında da mücadele etmek zorunda kaldı.

Askerlik yaşamında sorumluluk üstlendiği tüm cephelerde hem sayı hem de silah gücü açısından kendi ordusundan daha üstün düşman kuvvetleriyle mücadele etmek zorunda kaldı.

Art arda girilen savaşların kaybedilmesinin yarattığı umutsuzluktan ve maddi imkansızlıklardan yılmayarak milletine olan sarsılmaz güvenini dayanak yaparak Kurtuluş Savaşı'nı örgütledi ve zaferle sonuçlandırdı.

Kurduğu yeni devleti, gerçekleştirdiği inkılaplarla çağdaş uygarlık seviyesine çıkartmak için mücadele ederken yakın silah arkadaşlarından bazılarıyla da mücadele etmek zorunda kaldı. Ama Mustafa Kemal, tüm bu zorlukları zekası ve millatine olan güveni sayesinde aşmayı başardı.

Atatürk'ün Çeşitli Özellikleri ve Yönleri:
Vatanseverliği: Ulusu için her şeyi yapmasıdır. “Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere canımı vereceğim.” Sözü buna örnektir.
Idealistliği: Hedeflerine ulaşmak için yılmadan çalışmaktır. Hedeflerinden vazgeçmemektir. M. Kemal'in en büyük hedefi milletine yararlı olmaktı. Bunu: “Hizmet edenler namus vazifelerini ifa etmiş olmaktan başka bir şey yapmamışlardır.” diyerek belirtmiştir.
Ileri Görüşlülüğü: Geleceği doğru tahmin etmektir. Istanbul'da Itilaf donanmalarını görünce : “ Geldikleri gibi giderler.” buna örnektir.
Çok Cepheliliği (Yönlülüğü): değişik alanlarda bilgili ve etkili olmasıdır. M. Kemal iyi bir asker olduğu gibi iyi yönetici ve hukuk adamıdır.
Mantıklılığı: Yaptığı işlerde mantık kurallarına uymasıdır. Büyük ve gereksiz hayallere kapılmamaktır.
Gurura ve Ümitsizliğe Yer Vermemesi: Yaptıkları işlerle gururlanmaz. Kurtuluş Savaşını kazandığında “Savaşı Türk Milleti kazanmıştır.” demiştir.  Zor durumlarda asla ümitsizliğe kapılmamıştır.
Hakikati Arama Gücü: Gerçekleri  araştırmasıdır.
Yaratıcı Zihniyeti: Yeni fikirler ortaya koyabilmesidir.
Devrimcidir: Yeni oluşumlar sağlayabilmesi.
Barışçı Olması.
Akıl Ve Bilime Önem Vermesi: Atatürk akıl ve bilime her zaman öncelik vermiştir. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” demiştir.
Sabırlı ve Kararlıdır:
Açık sözlüdür:
Sanatseverdir:
Disiplinlidir:

ATATÜRK VE DÖRT ŞEHIR
Atatürk'ün fikir hayatının oluşumuna ve gelişimine etki eden Selanik, Manastır, Sofya ve Istanbul şehirlerindeki ortamın rolünü fark eder.
SELANIK
Selanik Osmanlı Devleti'nin balkanlardaki en gelişmiş şehirdi. Avrupa ile Anadolu arasında demiryolu ağına sahipti. Bu yüzden ticarete hayatı oldukça canlı idi. Çeşitli din ve millete sahip insanlar bir kültür zenginliği ile hep beraber yaşıyorlardı. Avrupa da basılan kitapları çında okuma fırsatları vardı. Yani Avrupa'nın her türlü imkanlarından yararlanılıyordu. Bu da Atatürkün fikir hayatının gelişmesine çeşitli kültürdeki insanları tanımasına ve özgür bir ortamda özgürce düşünerek yetişmesine neden olmuştur. Atatürk Selanik göreve geldiğinde Ittifak ve terakki cemiyetine katılmıştı. Bu cemiyetin amacı Meşrutiyeti tekrar ilan ettirmekti. Başarılı olunmuş fakat Atatürk halka daha fazla özgürlüğün tanınmasından yaladı bu uğurda çalışmalarını yağanlaştırdı fakat görüşleri Ittihat ve Terakki cemiyetinin ileri gelenleri ile görüşleri uyuşmaya başlamıştı. Bunu yanında Atatürk Ordunun siyasete karışmasını istemediğin bütün bu sebeplerden dolayı bu teşkilattan ayrılmış ve daha bir fazla askerlik mesleğine sarılmıştır.
MANASTIR
Manastır şehri çeşitli milletlerdeki insanların çekişmesi içinde bulunmaktaydı. Bir kargaşa ortamı hakim sürmekteydi. Atatürk bu şehirde okul hayatı boyunca tarih konularına merak salmış ve Milli duyguları gelişmişti. Mehmet emin Yurdakul Namık Kemal ve Tarih öğretmeni Mustafa Kemal'i milli duygular bakımından son derece etkilemiş ve vatansever olmuştur. Bilhassa bu dönemde savaşta kazanmamıza rağmen sanki mağlup olmuş gibi anlaşma imzalamamız Atatürk'ü çok etkilemiştir
ISTANBUL
Mustafa Kemal Istanbul'da yani Osmanlı devletinin başkentinde siyasi partileri Istabulu memleketin içinde bulunduğu ortamı daha bir iyi kavramıştı. Siyasilerle bilgi alış verişinde bulunmuş gizli dergiler gazeteler çıkarmış Osmanlı devletini yakından tanımaya başlamıştır.
SOFYA
Sofya ataşesi olarak Mustafa Kemal sofrada görev yapmaya başladı. Sofya da o zamanlar sosyal hayatı çok canlı idi. Burada Avrupa'nın üst düzey siyasetçileri yetkilileri ile yakından yüz yüze görüşme imkanı siyasi temsilcileri ile yemekli balolarda istişare etmiştir. Bulgaristan'da yaşayan Türkler hakkında yakından bilgi almış ve onların haklarını savunmuştur


2. ÜNITE  MILLI UYANIŞ:

YURDUMUZUN IŞGALINE TEPKILER

20. YÜZYILIN BAŞLARINDA AVRUPA


18.  yüzyılın ortalarında Ingiltere'de başlayan sanayi inkılabı ile 1789'da gerçekleşen Fransız Ihtilali, Avrupa'yı ve dünyayı yoğun bir şekilde etkiledi.
Sanayi Inkılabı ile üretim alanında büyük atılımlar gerçekleştiren devletler ucuz ham madde ve Pazar ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sömürge yarışına girdiler. Sanayi devrimine öncülük eden Ingiltere büyük bir sömürge imparatorluğuna dönüştü. Siyasi birliklerini geç tamamlayan Italya ve Almanya'nın da sömürge yarışına girmeleri Avrupa'da siyasi ve ekonomik dengeleri bozdu. Sömürge rekabetini hızlandırdı.

Fransız Ihtilali ise gündeme getirdiği milliyetçilik akımı, eşitlik, adalet, özgürlük, laiklik, liberalizm gibi kavramlarla çok uluslu devletler ve monarşi ile yönetilen devletleri doğrudan etkiledi.

Sanayi Inkılabı ve Fransız Ihtilali, Birinci Dünya Savaşı'nın zeminini oluşturan gelişmelerdir!!!

20.    YÜZYILIN BAŞLARINDA OSMANLI DEVLETI

Osmanlı Devleti, petrol başta olmak üzere ham madde açısından   zengin, milyonlarla ifade edilen nüfusu ile iyi Pazar özelliklerine sahip bir devlet olarak sömürgeci devletler arasındaki rekabetin merkezlerinden biriydi. Toprakları 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren hızla sömürgeleştirilen Osmanlı Devleti, çok uluslu özelliği ile Fransız Ihtilali'nin gündeme getirdiği milliyetçilik akımından olumsuz etkilenmiş, egemenlik alanı hızla küçülmüştü. Yaygınlaşan kapitülasyonlar da devletin ucuz ham madde ve açık Pazar konumuna düşmasinde önemli rol oynamıştı.

Devletin çöküşünü önlemek amacıyla gerçekleştirilen demokratikleşme çabaları da toprak kaybını önleyememişti. 1911'de Italya ile yapılan Trablusgarp Savaşı'nın yenilgiyle sonuçlanması Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'daki varlığını sona erdirmiş, bu savaşın hemen ardından girilen Balkan savaşları da büyük toprak kayıplarıyla sonuçlanmıştı. Ege Denizi'ndeki adaların büyük bir bölümü de elden çıkmıştı.

BIRINCI DÜNYA SAVAŞI (1914 -1918 ):
Temel nededi sömürgeci devletler arasındaki siyasi ve ekonomik rekabet olan Birinci Dünya Savaşı, Itilaf Devletleri ve Ittifak Devletlerini aralıksız 4 yılı aşan bir süre devam eden çarpışmalarda karşı karşıya getirdi.

I. Dünya Savaşı öncesi dünyada çıkar çatışmaları ve sanayileşme ile beraber bir yarış ve sömürge yarışı başlamıştı. Buda zamanla ülkeler arasında gerginliğe yol açtı. Ve dünyada büyük bir savaş kaçınılmaz olmuştu.
Ülkeler iki ana gruba ayrılmıştı. Bunlar :
Itilaf   (Anlaşma)   Devletleri: Ingiltere, Fransa ve Rusya (Sonradan; Italya, ABD, Japonya, Romanya, Yunanistan)
Ittifak (Bağlaşma) Devletleri: Almanya, Avusturya- Macaristan Imp. Ve Italya (Sonradan; Osmanlı ve Bulgaristan)
** Italya Savaş başlamadan önce Ittifak grubunda Itilaf grubuna geçmiştir.


I. Dünya Savaşının Nedenleri:
1- Sanayileşmeye bağlı sömürge yarışı                   
2- Sömürgeciliğe bağlı Ham madde ve Pazar yarışı
3- Çıkar çatışmaları ( Mesela Almanya Fransa arasında Alses Loren Bölgesi sorunu)
4- Bloklaşma (Gruplaşma)
5- Milliyetçilik, özgürlük gibi düşünce akımlarının etkisi

Savaşın Başlatan olay: Savaşın başlaması an meselesi idi. Savaşın başlamasına Saray Bosna gezisine çıkan Avusturya Macaristan Imparatorluğu Veliaht'ının bir Sırplı tarafından öldürülmesi üzerine I. Dünya Savaşı başladı.
* Savaş yukarıda saydığımız nedenlerle başlaması bekleniyordu. Veliahttın öldürülmesi sadece savaşın bahanesidir. Bu nedenle buna görünen sebep denir.
Savaşın Gelişimi:
Sırplılara, Avusturya Macaristan imparatorluğu savaş ilan etti. Sırplıları destekleyen Ingiltere ve Fransa'da Savaşa girdi. Daha sonra Almanya'da savaşa girmesi ile dünya savaşı başladı.  Ilk başlarda Ittifak Grubu başarılı iken ABD'nin savaşa girmesi ile Itilaf Grubu savaşı kazandı.

OSMANLI DEVLETININ SAVAŞ GIRMESI:
Savaş başladığında Osmanlı tarafsızlığını ilan etti. Itilaf Devletleri Osmanlının tarafsız kalmasını istiyordu. Almanya ise Osmanlıyı yanında savaşa istiyordu. Yönetimi elinde bulunduran Ittihat ve Terakki Cemiyetini yönetenler Almanya yanında savaşa girilirse başarılı olacağına inanıyorlardı ( Başta Enver Paşa).
Almanlarla gizli bir antlaşma yapıldı. Iki Alman gemisi Ingilizlerden kaçarak Osmanlıya sığındı. Ingiltere gemileri isteyince gemilerin satın alındığı söylendi. Goblen  ve Breslav  adlı iki Alman gemisine Yavuz  ve Midilli adı verilerek Türk bayrağı çekildi. Bu gemiler Karadeniz'de Rus limanlarını bombaladılar. Rusya'nın Osmanlıya savaş ilan etmesi ile Osmanlı I. Dünya Savaşına girmiş oldu.
** Osmanlını savaşa girme amacı; kaybettiği toprakları geri almak ve eski gücüne kavuşmaktı.
** Almanya'nın Osmanlıyı Yanında Istemesinin Sebepleri: 1- Cephelerini genişletmek   2- Ingiliz ve Fransızların Sömürge yollarını kesmek   3- Osmanlıdaki Halifelik gücünden yararlanarak Türkleri ve Müslümanları yanında savaşa katmak.
Osmanlının Savaştığı Cepheler: Osmanlının savaştığı cepheleri üçe ayırabiliriz. Bunlar:
1- Saldırı (Taarruz ) Cepheleri: Kafkasya ve Kanal Cepheleri 
2- Savunma Cepheleri: Çanakkale, Irak, Suriye ve Filistin, Hicaz, Yemen cepheleridir.
3- Yardım cepheleri: Galiçya ve Makedonya cepheleridir.

1- Çanakkale cephesi: Itilaf Devletleri açtı. Açılma amacı; Rusya'ya yardım götürmek, Boğazları ve Istanbul'u alarak Osmanlıyı savaş dışı bırakmaktı.
18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazı önünde savaşlar başladı. Itilaf donanmaları boğazları geçemeyince Gelibolu Yarımadasına asker çıkardı. (Anzaklar: Yeni Zelanda ve Avustralya askerleri) M. Kemal burada başarılı savaşlar çıkardı.
M. Kemal burada: “Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelebilir.” diyordu.
Yapılan savaşlar sonunda Itilaf askerleri çekilmek zorunda kaldı.
** Savaşın kazanılması I. Dünya Savaşının uzamansa sebep oldu.
** M. Kemal'e başarılarından dolayı “Anafartalar Kahramanı” unvanı aldı.
** Tek başarı sağlanan cephedir.

2- Kafkasya Cephesi: Rusların egemenliğindeki Türklerle birleşmek için açıldı. Yalnız Enver Paşanın yanlış politikası yüzünden Sarıkamış'ta binlerce asker açlıktan, hastalıktan ve soğuktan savaşmadan öldü. Ruslar Muş, Bingöl, Van, Erzurum, Erzincan çevresini ele geçirdi.
Çanakkale Cephesinden buraya gelen M. Kemal Muş, Bitlis gibi yerleri geri aldı. Bu sırada Rusya içinde Bolşevik Devrimi olunca Rusya Bresit Litovsk Antlaşmasını imzalayarak I. dünya savaşından çekildi (3 Mart 1918).
3 - Kanal Cephesi: Almanların isteği ile Osmanlı Devleti Ingilizlerin sömürge yolunu kesmek için açtı. Burada yapılan savaşları Itilaf devletleri kazandı. Osmanlı geri çekildi.

4- Irak Cephesi: Ingilizler Kanal Cephesinden sonra Rusya'ya Kafkasya üzerinden yardım etmek ve Irak petrollerini ele geçirmek için bu cepheyi açtı. Ilk başta Osmanlı başarılı sonuçlar alsa da daha sonra geri çekilmek zorunda kaldı.

5-Suriye-Filistin Cephesi: Kanal cephesinde Ingilizlere yenilen birliklerimiz Filistin'e sonrada Suriye'ye kadar geri çekildiler. Yıldırım orduları burada başarılı savunma savaşları yaptılar Zamanla kuzeye doğru çekilen Türk birlikleri Halep önlerinde Ingilizleri durdurdular
6-Hicaz ve Yemen Cephesi: Ingilizler Arap Yarımadasını işgal etmek için Yemen'e asker çıkardılar.Ayrıca Hicaz Emiri Şerif Hüseyin'e çok miktarda para yardımı yaptılar.Türk ordusu Ingiliz ve Araplara karşı mücadele ettiyse de başarılı olamadı. Ingilizler Yemen'i alarak Hicaz'a tamamen hakim oldular.
Galiçya, Romanya ve Makedonya Cephesi: Osmanlı Devleti bu cephelerde Ortaklarına (Bulgaristan,Avusturya-Macaristan)yardım etmek amacıyla savaştı.
Savaşın Sona Ermesi:1917 yılında Rusya'nın savaştan çekilmesi üzerine Ittifak Devletleri Itilaf Devletlerine karşı üstünlük kurmuşlardı.
Ancak bu durum uzun sürmedi. Amerika Birleşik Devletleri Itilaf Devletlerinin yanında savaşa girdi. Amerikan birlikleri o zamana kadar hiç savaşa katılmamıştı. Almanya güçlü, dinamik olan Amerikan orduları karşısında tutunamadı. Ingiliz, Fransız ve ABD birliklerinden oluşan güçlü müttefik kuvvetleri     Batı Cephesinde Almanya'yı çökerttiler. Diğer cephelerde de başarısızlıklar artmaya başlamıştı. Böylece savaşın sonunda Ittifak Devletleri savaşı kaybettiklerini belirterek (yenilerek)yenen devletlerle ateşkes anlaşmasını imzaladılar. Almanya ile (Versay) Avusturya ile(Sen Jermen), Bulgaristan la(Nöyi), Macaristan'la(Tirayanon) Osmanlı Devleti ile de Sevr Barış Anlaşması imzalandı.

Tehcir Kanunu: Birinci Dünya Savaşında Ermenilerin Anadolu'dan Suriye ve Irak'ın kuzeyine göç ettirilmesini sağlayan göç kanunudur. Yalnız günümüzde Ermeniler bu dönemde 1,5 milyon Ermeni'yi öldürdünüz diyerek haksız soykırım iddialarında bulunuyor. Bizim arşivlerimizi incelemek için herkese açtık gelin sizde arşivlerinizi açın soykırım iddiaları olmadığını tartışalım diyoruz yaklaşmıyorlar. Iddiaların amacı Türkiye'nin dünya kamuoyunda itibarını sarsmak ve daha bazı topraklarımızda hak iddia etmeleridir.

I.Dünya Savaşının Sonuçları
Bazı Imparatorluklar yıkılarak yerine yeni devletler kuruldu.(Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Macaristan, Türkiye)
Yeni rejimler ortaya çıktı.(Cumhuriyet, Komünizm, Faşizm, Nazizm.)
Devletlerarasındaki dengeler bozuldu.
Milyonlarca insan öldü. Birçok şehirler yakılıp yıkıldı.
Sürekli barış sağlamak ve anlaşmazlıkları çözmek için Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti)kuruldu.
Sorunların çözümü sağlanamadığı için II. Dünya Savaşının çıkmasına neden oldu.
Sömürgecilik, mandacılık haline dönüştü.


Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918):
Osmanlının savaş sonunda imzaladığı ateşkes antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile Osmanlının Ordusu dağıtıldı, silahlarına el konuldu, ulaşım ve haberleşme araçlarına el konuldu. Istanbul kontrol altına alındı. Fakat en önemli iki maddesi vardı. Bunlar:
7. Madde: Itilaf Devletlerinin güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa; Itilaf devletleri herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecek.
Amacı: Osmanlının her yerini işgale açık hale getirerek Osmanlıyı parçalamak.
24. Madde: Şark-ı Vilayet (Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput) illerinde bir sorun çıkarsa buralar işgal edilebilecek.
Amacı: Burada bir Ermeni devleti kurmak.
*** Mondros Ateşkes Antlaşması olmasına rağmen şartları çok ağırdır.
*** Osmanlı ile barış antlaşması olarak Sevr Antlaşması imzalanacak (10 Ağustos 1920) ancak TBMM antlaşmayı kabul etmediği için yürürlüğe girmedi.

*** Mondros'tan sonra  Anadolu'nun işgali üzerine Türk Halkı M. Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşını başlatmıştır.

Wilson Prensipleri (Ilkeleri):
ABD'nin I. Dünya Savaşına girerken yayınladığı ilkelerdir. 14 maddeden oluşur. Wilson Ilkelerine göre yenen devletler yenilen devletlerden toprak almayacak, dünya barışını sağlamak için cemiyet kurulacak gibi maddeleri vardı. 12. maddesi Osmanlı ile ilgili olup kısaca şöyledir: Osmanlının toprak bütünlüğü korunacak ve Osmanlıda bir bölgede hangi ulus çoğunlukta ise onun devleti kurulabilecek, Türklerin çoğunlukta olduğu yerler Türklerde kalacaktı.
** Yunanistan bu maddeye dayanarak Izmir çevresinde Rum çok diyerek buraları isteyecektir.

Osmanlının Paylaşımı:
Italya'ya: Güneybatı Akdeniz (Antalya, Isparta dolayları)
Fransa'ya: Urfa, Maraş, Antep, Suriye ve Lübnan, Boğazlar
Ingiltere'ye: Irak, Filistin ve Boğazlar bırakılmıştır.
Yunanlılar: Izmir, Aydın çevresi (Batı Ege)  
Izmir'in Işgali (15 Mayıs 1919):
Yunanlılar Paris Barış Konferansına dayanarak Ingiliz ve Fransızların desteği ile 15 Mayıs 1919'da Izmir'e asker çıkararak işgale başladı. ** Böylece Anadolu'da işgale başlayan ilk devlet Yunanlılar oldu.
- Halk işgalden önce işgalin engellenmesi için gösteriler yaptı. Padişahtan yardım istedi. Ancak hiçbir yardım gelmedi. Ve işgallere karşı direnilmemesi istendi.
- Yunanlılar Izmir'deki Rumların coşkulu karşılaması ile Izmir'e girdi. Gazeteci Hasan Tahsin Yunanlılara ilk kurşunu sıkan kişi oldu.
- Yunanlılar silah bırakmış askerlerimizi kışlada kurşuna dizerek Izmir ve çevresini işgale başladılar.

Işgallere Karşı Izlenen Politikalar

Osmanlı Hükümeti işgallere karşı koymanın imkansız olduğunu, en doğru politikanın Ingiltere'nin mandaterliğinde Osmanlı Devleti'nin varlığını sürdürmesini (bırakılacak topraklar üzerinde) sağlamak olduğunu savunuyordu. Osmanlı Hükümeti'nin bu tutumu işgalleri kolaylaştırırken Türk halkının tepkisine ve mücadele azminin artmasına yol açtı. Azınlıkların da Itilaf Devletlerinden aldıkları güçle ayrılıkçı eylemlerini çoğaltmaları Türk halkının tepkisini daha da arttırdı.

Türk halkı işgallere tepki olarak önce bölgesel nitelikli yararlı cemiyetleri kurdu. Ardından Kuyaimilliye adlı direniş örgütleri ile mücadele başatıldı.

Işgaller karşısında sessiz kalan, Ingiliz mandasını savunan padişah ve çevresine tepki gösteren Mustafa Kemal, Anadolu'yu geçmeden Istanbul'da kaldığı süre içerisinde işgallere karşı neler yapılması gerektiği konusunda yakın silah arkadaşlarıyla görüşmeler yaptı. Hükümeti işgaller karşısındaki kayıtsızlığı nedeni ile eleştirdi. Ordunun dağıtılmamasını, silah ve cephanelerin düşmana teslim edilmemesini, milli birliği sağlamaya yönelik çalışmalar yapılmasını savundu. Farklı çevrelerce savunulan Ingiltere ve ABD mandasını ulusal onurla çelişen, kabul edilemez bir politika olarak değerlendiren Mustafa Kemal, Anadolu'da yararlı cemiyetlerce başlatılan ancak bölgesel kurtuluşu hedefleyen çabaları da eksik bulup eleştirdi. Mustafa Kemal'e göre yapılacak tek şey ulusal birliği sağlayıp tüm ülkenin kurtuluşunu amaçlayan bir mücadele ile düşmanı ülkeden atmak ve tüm kurumlarıyla işlevini kaybeden çağdışı Osmalı Devleti'nin yerine yeni bir Türk devleti kurmaktı.

Bu hedefi gerçekleştirmek için 16 Mayıs 1919'da Samsun'a hareket etti.


CEMIYETLER:
Yurdumuzun işgali üzerine Anadolu'nu çeşitli yerlerinde çeşitli cemiyetler kuruldu. Cemiyetler Zaralı ve yaralı olacak üzere iki kısma ayrılabilir. Zaralı cemiyetlerde kendi içinde azınlıkların kurduğu ve milli varlığa düşman cemiyetler diye ikiye ayırabiliriz.

A) Zararlı Cemiyetler:
a) Azınlıkların Kurdukları Cemiyetler:
1- Magri Mira: Rumlar tarafından kuruldu. Istanbul Patrikhanesi yönetir. Izmir ve Doğu Trakya'yı Yunanistan katmak istemektedir.
2- Etnik-Eter ya Cemiyeti: Rumlar tarafından Yunanistan sınırlarını genişletmek için kuruldu.
3- Pontus Rum Cemiyeti: Doğu Karadeniz'de eski Rum Pontus Devletini tekrar canlandırmak için Rumlar tarafından kuruldu.
4- Ermeni Taşsak Hınsak Cemiyeti: Ermeniler tarafından Doğu Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurmak amacıyla faaliyet göstermiştir.
5- Makabli ve Alyans (Musevi) cemiyetleri de Yahudiler tarafından kurulan cemiyetlerdir.
*** Azınlık cemiyetlerinin ortak amacı Osmanlıyı parçalayarak kendi devletlerini kurmak istemeleridir.

b)Milli Varlığa Düşman Cemiyetler: Osmanlını kendi içinde doğmuş fakat Kurtuluş Savaşına  karşı oldukları için düşman cemiyet olarak adlandırılmıştır.
1- Kürt Teali Cemiyeti: Doğu illerinde bir Kürt Devleti kurmak için faaliyette bulundu.(Istanbul'da kuruldu.)
2- Teali Islam Cemiyeti: Saltanat ve Hilafeti desteklemiş ve Istanbul'da kurulmuştur.
3- Ingiliz Muhipleri Cemiyeti: Ingiliz himayesinde yaşamayı isteyenler kurmuştur.
4- Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası: Saltanat ve Hilafeti desteklemiştir.
5- Wilson Prensipleri Cemiyeti: Amerika egemenliğini(Mandasını) istemiştir.
6- Hürriyet ve Itilaf Fırkası: Kurtuluş Savaşını engellemek için çalışmalar yapmıştır. Önceden Ittihat ve Terakki Cemiyetine karşı kurulmuştu.
** Milli Varlığa düşman cemiyetler hilafete bağlı kalmakla ve de yabancı devletlerin korumasına girerek kurtuluşu amaçlıyordu.

B) Yararlı Cemiyetler ( Milli Cemiyetler) :

1- Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Doğu Anadolu'nun Ermenilere verilmesini önlemek için kuruldu.
2- Trakya Paşa eli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Trakya'nın Yunan işgaline uğramasını engellemek için Edirne'de kuruldu.
3- Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti: Doğu Karadeniz ve çevresinin Rumlara verilmesini ve Rum Pontus Devletinin kurulmasına engel olmak için kuruldu.
4- Kilikyalılar Cemiyeti: Adana ve çevresinin Ermenilere verilmesini önlemek için kurulmuştur.
5- Izmir Müdafaa-i Hukuk i Osmaniye Cemiyeti: Izmir ve çevresinin Yunanlılara verilmesini önlemek için kurulmuştur.
6- Redde-i Ilhak Cemiyeti: Buda Izmir ve çevresini korumak için kuruldu.
7- Milli Kongre Cemiyeti: Istanbul'da kurulan bu cemiyet Türklere karşı yapılan haksızlıkları basın ve yayın yolu ile dünyaya duyurmaya çalışmışlardır.
8- Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti: Anadolu'nun işgalini protesto etmek için Sivas'ta kuruldu.
** Yararlı Cemiyetler vatanın kurtuluşu için kurulmuş ancak daha çok kendi bölgelerini korumaya yöneliktir. Daha sonra M. Kemal bu cemiyetleri Sivas Kongresinde birleştirerek kurtuluşu tüm ulus düzeyinde genişletecektir.    ** Önce basın yayın yoluyla kurtuluş çareleri aramışlar etkili olmayınca silahlı direniş birlikleri (Kuka-yit Milliye Birlikleri) kurdular.

PARIS BARIŞ KONFERANSI (18 Ocak 1919)

Birnici Dünya Savaşı'ndan sonra imzalanması gereken barış antlaşmalarının koşullarını belirlemek amacıyla Itilaf Devlerlerince toplanan konferanstır.
Ingiltere, ABD, Fransa, Italya, Yunanistan, Japonya'nın da aralarında bulunduğu pek çok Itilaf Devleti katıldı. Ingiltere'nin alınan kararlarda belirleyici olduğu konferansta yaşanan öenmli gelişmeler şunlardır;

- Topraklarının paylaşılması konusunda uzlaşılamayan Osmanlı Devleti'nin dışındaki Ittifak Devletleriyle imzalanan barış antlaşmalarının koşulları belirlendi.

- Wilson Ilkeleri'yle gündeme getirilen Milletler Cemiyeti'nin kurulması kararlaştırıldı. 

-  Ingiltere'nin üzerinde güçlü bir Italya yerine, kendi güdümündeki Yunanistan'ı tercih etmesi ve Yunanistan'ı paylaşıma ortak edip gizli antlaşmalarla Italya'ya vaadedilen Batı Anadolu'nun Yunanistan'a verilmesini sağlaması Italya'nın tepki gösterip konferanstan çekilmesine neden oldu.

Bu gelişmeye bağlı olarak Itilaf Devletleri arasındaki ilk görüş ayrılığı başlamış oldu!!! 

- Itilaf Devletleri,sömürgeci hedefleriyle çelişen Wilson Ilkeleri'nin “Yenenler, yenilenlerden toprak ve savaş tazminatı almayacaklar.” Maddesini işlevsizleştirmek için manda ve himaye politikasını gündeme getirdiler.  

Mandater rejim, sömürgeci devletlerin, geri kalmış ülkeleri geliştirme maskesiyle yönetmeleri, yer altı ve yer üstü zenginliklerini talan etmeleri için üretilen politikadır.   

- Izmir'in Yunanistan tarafından işgal edilmesi kararlaştırıldı.  

Konferansta, görüşmelerden sonra barış şartları belirlenmiş ve yenilen devletlerle şu antlaşmalar yapılmıştır:
Varsay Antlaşması ( 28 Haziran 1918 ) Almanya
Saint Germen Ant. ( 10 Eylül 1919 ) Avusturya
Nöyyi Ant. ( 27 Kasım 1919 )  Bulgaristan
Triannan Ant. ( 4 Haziran 1920 ) Macaristan
Sevr Ant. ( 10 Ağustos 1920 ) Osmanlı Devleti 

IZMIR'IN IŞGALI (15 MAYIS 1919)

Yunan askerleri, Paris Barış Konferansı'nda alınan karara dayanarak 15 Mayıs 1919'da Izmir'i resmen işgal ettiler. Istanbul Hükümeti, Izmir'deki askeri ve sivil yetkililere işgale tepki göstermemelerini emretti. Yunanlar pek çok insanımızı katlettiler, işgali yaygınlaştırdılar. Izmir'in işgali Kurtuluş Savaşı'nda bir dönüm noktası olması nedeniyle diğer işgallerden farklı özelliklere sahiptir. Türk halkının, Itilaf Devletleri ve Osmanlı hükümeti tarafından yapılan “işgaller geçici” propagandasının doğru olmadığını anlamasında, ulusal bilincin orataya çıkmasında ve Kuvayimilliye adlı silahlı direniş örgütlerinin kurulmasında Izmir'in işgal edilmesi önemli rol oynadı. 

Amiral Bristol Raporu
Yunanlılar Batı Anadolu'daki işgallerini haklı göstermek ve Batı kamuoyunun desteğini sağlamak için “Türkler, Batı Anadolu'daki Rumları katlediyorlar.” propagandasını yürütüyorlardı. ABD'nin öncülüğünde oluşturulan Ingiliz, Fransız, Italyan temsilcilerin ABD'nin görevlendirdiği Amiral Bristol'ün başkanlığındaki heyet iddaları araştırmak için Batı Anadolu'da araştırmalar yaptı. Ve Amiral Bristol Rapuru hazırlandı. Raporda;

- Türklerin Rumları katdettiği iddasının gerçeği yansıtmadığı

- Bölgedeki nüfus çoğunluğunun Türklerde olduğu

- Bölgenin Yunanistan'a bırakılmasının tarihsel ve kültürel açıdan doğru olmadığı

- Yunanistan'ın bölgeyi işgal etmesinin haksız olduğu vurgulandı. 

Amirel Bristol Raporu, Milli Mücadele'nin haklılığını onaylayan ilk uluslararsı belgedir!!!



KUVAYI MILLIYE HAREKETI

Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından hemen sonra yurdun dört bir tarafında işgaller başlamıştı. Istanbul Hükümeti, işgaller karşısında genellikle sessiz kalıyor, Itilaf Devletlerini kızdıracak herhangi bir tutum takınmaktan kaçınıyordu. Bu durum devletin otoritesinin yok olmasına yol açtığı gibi işgalcilerin de işini kolaylaştırıyordu.

Ordularımızın büyük bir bölümü terhis edildiği için savunma gücümüz yok denecek kadar azalmıştı. Bu durumdan yararlanan düşmanlar, Anadolu'daki işgal alanlarını gün geçtikçe genişletiyorlardı. Ancak, hesaba katmadıkları bir şey vardı ki o da Türk ulusunun esareti kabul etmeyeceği, her ne pahasına olursa olsun yurdunu düşmana çiğnetmeyeceğiydi. 

Nitekim işgallerle birlikte Türk ulusu çeşitli yerlerde ulusal dernekler kurmaya ve silahlı direnişe geçmeye başladı. Özellikle işgal edilen ve işgal tehtidi altında olan yörelerde halk, örgütlenerek silahlı direniş birlikleri oluşturdu. Bu gelişmeler sonucunda yurdun çeşitli yerlerinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kuruldu ve Kuvayimilliye hareketi başladı.

Kuvayımilliyeler (Ulusal Kuvvetler); Türk ulusunun, varlığını ve vatanın bağımsızlığını koruma amacı ile oluşturulan ve silahlı direniş yürüten birliklerdi. Başlangıçta sadece işgale uğrayan bölgelerdeki silahlı direniş güçleri Kuvayımilliye olarak adlandırılıyordu. Zamanlar bu isim, Ulusal Mücadele'nin düşünce ve amaç birliğini ifade eden bir kavram haline geldi.

Kurtuluş Savaşı'mızın ilk silahlı direniş güçleri olan Kuvayımilliye birlikleri, düzenli bir ordu özelliği taşımıyordu. Bu kuvvetler, terhis edilmiş olan ordumuzun subayları, erleri, aydınlar, gençler, efeler ve diğer gönüllülerden oluşuyordu. Bu birlikler halktan büyük destek görüyor ve tüm ihtiyaçları da halk tarafından karşılanıyordu. Ilk Kuvayımilliye örgütlenmesi Yunanlılara karşı Batı Anadolu'da oluşturuldu. Çeşitli yörelerde oluşturulan silahlı direniş birlikleri Aydın, Nazilli, Manisa, Turgutlu, Bergama ve Aydınlık'ta Yunanlılara karşı direnişe geçtiler. Bu yüzden Yunan ilerleyişi zayıfladığı gibi Yunanlar, zaman zaman da geri çekilmek zorunda kaldılar.

1919 yılı ortalarında toplanan Balıkesir ve Alaşehir kongrelerinde Kuvayımilliye'nin insan ve malzeme bakımından desteklenmesine, Yunanlılara karşı ortak bir cephenin kurulmasına karar verildi. Sağlanan bu destekle Kuvayımilliye'nin gücü ve etkinliği arttı. Bir süre sonra Kurtuluş Savaşı'nın en önemli cephesi olan Batı Cephesi kurulmuş oldu. Bu cephenin komutanlığına Sivas Kongresi kararıyla Ali Fuat (Cebesoy) Paşa atandı.

Güney ve Güneydoğu Anadolu'da yöre halkının kendi olanaklarıyla oluşturdukları Kuvayımilliye birlikleri; Maraş, Urfa, Antep'te Fransızlara ve onlarla birlikte hareket eden Ermenilerle mücadele ettiler. Bu direniş sonucu Fransızlar, Urfa ve Maraş'tan çekilmek zorunda kaldılar. Antep'te ise ancak bir süre tutunabildiler.

Kuvayımilliye'nin hareketinin sağladığı başlıca yararlar şunlar oldu:

- Türk halkının işgalleri kabul etmediğini dünya kamuoyuna duyurdu. Vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı konusunda, halkın duygu ve düşüncesini güçlendirerek bu uğurda mücadele yolunu açtı. 
- Işgalci düşman kuvvetlerine baskınlar düzenledi, onları oyaladı ve yıprattı.

- Düzenli ordunun kurulmasına olanak sağlayıp zaman kazandırdı.

- Türk yerleşim birimlerini Rum ve Ermeni çetelerinin baskınlarından korudu. 

- Istanbul'dan Anadolu'ya silah ve cephane naklini sağlamada etkili oldu.

- Ayaklanmaların bastırılmasında önemli görevler yaptı.

Kuvayımilliye birlikleri askerlik ve savaş tekniğini yeteri kadar bilmiyorlardı. Bu nedenle, sadece bu birliklerle düşmanı yurttan atmak oldukça zordu. Buna rağmen Kuvayımilliye hareketi, ülkede ulusal bilincin ve direnme ruhunun canlanmasında etkili olmuştur.   

KURTULUŞ SAVAŞI'NIN ÖRGÜTLENMESI

Mondros Ateşkes Anlaşması'nın 30 Ekim 1918'de imzalanması üzerine Suriye Cephesinde Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı yapmakta olan Mustafa Kemal, Osmanlı Hükümeti'nin çağrısı üzerine Istanbul'a döndü (13 Kasın 1918). Bu tarih aynı zamanda Itilaf Devletlerinin donanmalarını Istanbul limanlarına demirledikleri yani devletin başkentini fiilen işgale başladıkları, Mustafa Kemal'inde “Geldikleri gibi gidecekler…” dediği gündü.

Padişah Vahdettin'in askeri danışmanlığına getirilen Mustafa Kemal, Istanbul'da kaldığı süre içerisinde padişah ve çevresinin işgaller karşısındaki teslimiyetçi tutumlarını gördüğü için Anadolu'ya geçmeye karar verdi. Ingilizlerin Doğu Karadeniz'deki Türk direnişçilerinin Rum çetelerine karşı verdikleri mücadeleden rahatsılık duymaları Istanbul Hükümetine bölgedeki ulusal güçlerin dağılmasını, aksi halde bölgenin işgal edileceğinin bildirmeleri, Mustafa Kemal'in 9. Ordu Müfettişi olarak bölgeye atanmasını sağladı.

Mustafa Kemal'in resmi görevi Doğu Karadeniz'deki ulusal güçleri dağıtmak ve silahları Itilaf Devletlerine teslim etmekti. Kendisi'nin Anadolu'ya geçiş amacı ise dağınık halde mücadele yürüten güçleri birleştirmek, düşmanı ülkeden atmak ve ulusal egemenliğe dayanan yeni bir Türk devleti kurmaktı.

Mustafa Kemal'in Anadolu'ya atanmasında Istanbul'da kaldığı süre içerisinde hükümetin işgaller karşısındaki teslimiyetçi politikasını sürekli eleştirmesinin ve bu nedenle Istanbul'dan uzaklaşmak istenmesinin de payı büyüktü!!!

16 Mayıs'ta Bandırma Vapuru ile Istanbul'dan ayrılan Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919 'da Samsun'a geldi. Bu tarih Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı olarak kabul edilmektedir.

HAVZA GENELGESI (28 MAYIS 1919)

25 Mayıs 1919'da Samsun'dan Havza'ya geçen Mustafa Kemal yetki alanına giren bölgelerdeki askeri ve sivil yetkililere 9. Ordu Müfettişi yetkisi ile Havza Geneldesi'nin yayımladı. Genelgeyle;

- Ordunun dağıtılmamasını, silahların teslim edilmemesini
- Izmir'in işgali başta olmak üzere işgalleri protesto eden mitingler düzenlenmesini
- Azınlıklara karşı haklı mücadeleyi haksız konuma düşürecek tepkiler gösterilmemesini

AMAYA GENELGESI (27 Haziran 1919)

Mustafa Kemal, Havza mitingine katıldıktan sonra Amasya'ya geçti. Burada Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ile bir araya geldi. Yapılan görüşmelerin sonucunda Amasya Genelgesi yayımlandı. Mustafa Kemal'in 9. Ordu Müfettişi yetkisiyle yayımladığı bu genelgenin yukarı komutanlar tarafından da imzalanması, görüşmelere katılmayan 15. Kolordu  Komutanı Kazım Karabekir'in de genelgeyi desteklediğinii açıklaması genelgenin etkisini arttırmaya yönelikti.

Amasya Genelgesi'nin Maddeleri

1. Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.

Bu madde ile Kurtuluş Savaşı'nın temek gerekçesi açıklanmıştır!!!        

2. Istanbul Hükümeti, üzerine düşen görevi yerine getirmemektedir. Bu durum milletimizin yok olduğu izlenimini vermektedir.

Bu madde ile ilk kez Osmanlı Hükümeti'nin Türk ulusunu temsil etme özelliğini ve yasallığını kaybettiği ifade edilmiş oldu!!!

3. Milletin geleceğini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.


Kurtuluş Savaşı'nın amaç ve yönteminin belirtildiği bu madde aynı zamanda Türk halkının ilk kez kendi geleceğini belirleyeceğinin ve ulusal egemenliğe dayanan yeni bir devlet kuracağınında ifadesidir. Ulusal birliğe zarar vereceği kaygısıyla çaıkça ifade edilmese de saltanat ve hilafetin iradesinin yok sayıldığının da göstergesidir. Genelgeye ihtilalci nitelik kazandıran maddedir!!!

4. Her türlü etki ve denetimden uzak bir kurul oluşturlmadılır.

Bu madde ile Osmanlı Hükümetinin yerine Türk ulusunu temsil edebilecek yeni bir hükümete gereksinim olduğu vurgulanmıştır!!!

5. Anadolu'nun en güvenilir yeri olan Sivas'ta milli bir kongre düzenlenmeli, bunun içinde her bölgeden üç delege Sivas'ta olacak şekilde yola çıkmalıdır.

Milli Mücadele'nin yöntemiyle de ilgili olan bu madde ile mücadelenin tüm ulusa mal edilmesi hedeflenmektedir. Madde ayrıca Kurtuluş Savaşı sürecinde kararları, demokratik yöntemlerle almaya ve birbirlerinden bağımsız hareket eden yararlı cemiyetleri de birleştirmeye yöneliktir!!!

6. Delegelerin seçimlerini Redd-i Ilhak, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri de belediyeler yapacaktır.

Sivas Kongresi'ne katılacak delegelerin nasıl belirlenmeleri gerektiğine ilikşkin bu maddeyle kongreye halkın güvenini kazanmış Milli Mücadele yanlısı kişilerin katılması amaçlanmıştır!!!

7. Doğu illeri için 10 Temmuz'da Erzurum'da bir kongre toplanakcaktır. Bu kongrenin delegeleri Sivas Kongresi'ne katılacaklardır. 

8. Mevcut askeri ve milli örgütler kesinlikle dağıtılmayacak komuta yetkisi bırakılmayacak ve işgalci güçlere teslim edilmeyecektir.

9. Bu genelge sır olarak tutulmalı ve delegeler kimliklerini gizleyerek seyehat etmelidirler.  

Amasya Genelgesi'nin Önemi

- Kurtuluş Savaşı'nın amacını, gerekçesini ve yöntemini açıklayan ilk belgedir. 
- Türk ulusunun bağımsızlığını ve egemenliğini kazanması, mücadeleye katılması için yapılan çağrıdır.    
- Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan gelişmedir.
- Ulusal egemenliğe dayanan yeni bir devlet kurma hedefini ifa eden yanıyla da ihtilalci niteliğe sahip olan belgedir.
- Istanbuk Hükümeti'nin Mustafa Kemal'i 9. Ordu Müfettişliği görevinden almasına Mustafa Kemal'in de istifa ederek Osmanlı Devleti ile tüm resmi bağlarını koparmasına yol açan gelişmedir. 

ERZURUM KONGRESI (23 Temmuz- 7 Ağustos 1919)

Bölgelerinde Ermeni ve Rum Pontus devletleri kurdurulmak istenen Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin ortak çabalarıyla toplanan kongredir. Kongereye sadece doğu illerinin temsilcileri katıldığı için şeklen de gündemi sadece doğu illerinin sorunları ve çözümleri olduğu için toplanış amacı açısındanda bölgesel bir kongredir. Alınan kararların ulusal nitelikli olmasında Mustafa Kemal'in kongreye katılması, kongrenin başkanlığını yapması belirleyici rol oynamıştır.

Erzurum Kongresi Kararları

1. Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.

Kurtuluş Savaşı'nın örgütlenme sürecinde ulusal sınırlara ve bu sınırlardan ödün verilmeyeceğine ilk karardır. Bu karar aynı zamanda topraklarımız üzerinde azınlıklara devlet kurdurtmayacağımızında ifadesidir. 
2. Her türlü yabancı işgal ve mücadeleye karşı Osmanlı Hükümeti'nin iş yapamaz duruma gelmesi halinde, millet topyekün olarak kendisini savunacak ve direnecektir.   
3. Vatanını korumayı ve istiklali elde etmeyi Istanbul Hükümeti sağlayamadığı taktirde bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri, milli kongre tarafından seçilecektir. Sivas Kongresi toplanamaz veya hükümeti oluşturamazsa bu sorumluluğu temsil Heyeti üstlenecektir. 
Ilk Temsil Heyeti bu kongrede Mustafa Kemal'in başkanlığında oluşturuldu. Kurul, doğu illerini temsille yetkilendirdi!!!
4. Kuvayımilliye'yi etkili kılmak ve milli iradeyi hakim kılmak esastır.
Bu karar, Erzurum Kongresi'nde de ihtilalci nitelik kazanmıştır. Milli egemenliğe dayanan yeni bir devlet kurulmasının da hedeflendiğinin göstergesidir!!!   
5. Hristiyan azınlıklara, siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.
Topraklarımızda Ermenilere verumlara devlet kurdurtmayacağımızın, Itilaf Devletlerinin bu doğrultudaki politikalarını kabullenmeyeceğimizin ifadesidir.!!!
6. Manda ve himaye kabul olunamaz.  
Manda ve himaye, başka bir devletin güdümünde yaşamayı dayatan ve bu yanıyla bağımsızlığımızla çelişen bir politikadır. Padişah ve çevresinin devletin devamlılığı için tek çözüm olarak gösterdikleri bu politikanın reddedilmesi kongreye katılanların tam bağımsızlıktan yana olduklarının göstergesidir.!!!   
7. Milli Meclisin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışacaktır.
Bu madde, Osmanlı Hükümeti'nin yeniden açılmasını istenen ve halkın temsilcilerinde oluşan Meclis-i Mebusan tarafından denetlenmesini sağlamaya, işgalci güçlere karşı izlediği iş birlikçi politikaları engellemeye yöneliktir!!!

Erzurum Kongresi'nin Önemi

- Kurtuluş Savaşı programının ( Misakimilli kararlarının) temellerinin atıldığı kongredir. 

- Sivas Kongresi ve Misakımilli kararlarını doğrudan etkileyen kongredir.   

- Kurtuluş Savaşı'nın temel hedefleri olan “tam bağımsızlık” ve “ milli egemenlik” politikalarının oluşturulduğu kongredir.

SIVAS KONGRESI ( 4-11 Eylül 1919)

Toplanma çağrısı Mustafa Kemal tarafından Amasya Genelgesi ilen yapılan kongre, toplanış amacı, şekli ve aldığı kararlar açısından ulusal bir kongredir. Osmanlı Hükümeti'nin kongrenin toplanmasını engellemek amacıyla düzenlediği Ali Galip Baskını başta olmak üzere tüm engelleme girişimleri boşa çıkarılarak toplanan kongrede, muhalif delegelere rağmen Mustafa Kemal kongre başkanlığına seçilerek Milli Mücadele'deki önderliğini kesinleştirdi. Bazu delegelerin yeniden gündeme getirdikleri mandater rejim kesin olarak reddedildi.

Sivas Kongresi Kararları

1. Erzurum Kongresi'nde alınan ulusal nitelikli kararların tümü bu kongrede de onaylandı. Bu kararların yasallığı daha da pekiştirilmiş oldu.                 
2. Yararlı cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildi.  
Bu kararla bölgesel kurtuluş amacıyla kurulan bu cemiyetler birleştirilerek örgütlenme biçimlerine de ulusal nitelik kazandırılmış oldu. Kurtuluş Savaşı'nın tek merkezden yönetilmesi doğrultusunda da öenmli bir adım daha atılmış oldu!!!
3. Mustafa Kemal'in başkanlığında yeni bir Temsil Heyeti oluşturuldu. Bu heyete tüm ulusu temsil yetkisi verildi.
Oluşturulan Temsil Heyeti ile Milli Mücadele'yi TBMM açılıncaya kadar tek merkezden yönetecek, hükümet gibi çalışacak bir yürütme organı kurulmuş oldu!!!
4. “Irade-i Milliye” adıyla bir gazetenin çıkarılması kararlaştırıldı.
Bir gazetenin çıkarılmak istenmesinin gerekçeleri, hem ulusal bilinci geliştirmek hem de gazeteyi bir örgütlenme aracı olarak kullanıp işgal karşıtı tepki ve çabaların birleştirilmesinde yararlanabilmektir!!!
Temsil Heyetinin Aldığı Önemli Kararlar
- Temsil Heyeti, Ali Fuat Cebesoy'u Batı Cephesi Genel Kuvayımilliye Komutanlığına atadı.   
- Temsil Heyetinin aldığı bir başka karar da Milli Mücadele'ye düşmanca tutum alan Damat Ferit Hükümeti görevden alınıncaya kadar Istanbul Hükümetiyle ilişkilerin kesilmesiydi.   
Temsil Heyeti aldığı bu kararla yürütme yetkisini (hükümetler tarafından kullanılan) ilk kez kullanmış oldu!!!
Bu atama ile Temsil Heyeti Kuvayımilliyeler arasında da ilk kez emir komuta ilişkisi kurulmaya çalışıldı!!!
Sivas Kongresi başta olmak üzere yapılan kongrelere müdahale edemeyen Damat Ferit Hükümeti, Padişah Vahdettin tarafından görevden alındı. Yerine Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu. Bu gelişme ile Temsil Heyeti, Istanbul Hükümeti karşısında ilk siyasi başarısını kazanmış oldu!!!

Sivas Kongresi'nin Önemi

- Ulusal güçler birleştirildi.   

- Milli Mücadele'nin yürütme organı olan Temsil Heyeti oluşturuldu.

- Meclis-i Mebusan ve TBMM'nin açılmasına ilişkin süreç hızlandı. 

- Manda ve himaye politikası kesin olarak reddedildi. 

- Mustafa Kema'in Milli Mücadele'deki önderliği kesinleşti
.
1919 yılında ülkenin çeşitli yerlerinde yöresel nitelikli pek çok kongre toplandı. Bunlardan Balıkesir ve Alaşehir kongrelerinin özel bir önemi vardır. Bu iki kongre Kurtuluş Savaşı'nda açtığımız ilk cephe olan Batı Cephesi'nin örgütlenmesinde belirleyici rol oynayarak Milli Mücadele'ye büyük katkıda bulundu!!!

AMASYA GÖRÜŞMESI VE PROTOKOLÜ (20 Ekim 1919)

Damat Ferit Hükümeti'nin görevden alınması üzerine kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti'nin görevlendirdiği Bahriya Nazırı Sait Paşa ile Mustafa Kemal'in başkanlığındaki Temsil Heyeti arasında Amasya'da gerçekleştirilen görüşmedir. Bu görüşmelerin sonucunda, üzerinde uzlaşılan kararları içeren bir protokolde imzalandı.
Alınan kararları içeren birr protokol imzalanması Mustafa Kemal'in Amasya Görüşmesi ve alınan kararlara resmiyet kazandırmak istemesinin sonucudur.
Amasya Protkolünde Yer Alan Kararlar
1. Istanbul Hükümeti kongre kararlarını ve Temsil Heyetini tanıyacak.
2. Temsil Heyeti'nin bilgisi ve onayı dışında Itilaf Devletleriyle görüşülmeyecek, anlaşma imzalanmayacak.   
Bu maddenin Osmanlı Hükümetini, Temsil Heyeti'nin siyasi iradesine bağlayacak olması, Ali Rıza Paşa Hükümeti'nin başta bu karar olmak üzere pek çok kararı onaylamamasının nedeni olmuştur!!!
3. Meclis-i Mebusan Anadolu'nun güvenli bir yerinde toplanacak.
Temsil Heyeti'nin, Meclisi Mebusan Anadolu'da güvenli bir ilde toplanmasını önermesinin nedeni Meclis-i Mebusan'ı işgalci güçlerin baskısından uzak tutmak ve özgürce kararlar almasını sağlamaktı!!!
4. Milletvekilliği seçimleri güven içinde yapılacak. Bundan da Osmanlı Hükümeti sorumlu olacak.
5. Istanbul Hükümeti işgallere tepki gösterecek.
6. Milli Mücadele karşıtı yayın yapan gazete ve dergilerin basılması ve dağıtılması engelleyecek. 

Amasya Görüşmesi ve Protokolün Önemi

- Istanbul Hükümeti, Temsil Heyeti'nin siyasi varlığını resmen tanımış oldu.
- Temsil Heyeti'nin konumu güçlendi. Halk üzerindeki otoritesi arttı.
- Erzurum Kongresi'nden itibaren gündeme getirilen Meclis-i Mebusan'ın Yeniden açılmasının zemini oluşturuldu. 
Amasya Protokülünde yer alan bu kararlardan sadece Meclis-i Mebusan'ın yeniden açılmasını ilişkin karar, Ali Rıza Hükümetince onaylandı ( Istanbul'da toplanması değişikliği yapılarak)!!!
Meclis-i Mebusan'ın milletvekillerini belirleme için yapılan seçimlere Itilaf Devletlerince müdahale edilmedi. Bunun temel nedeni kendi denetimleri altında bulunan Istanbul'da toplanacak Meclis-i Mebusan'da, Itilaf Devletlerinin çıkarlarına ters düşecek kararlar alınamayacağına inanmalarıdır. Itilaf Devletlerinin bu tutumu Mustafa Kemal başta olmak üzere Milli Mücadele yanlısı pek çok kişinin milletvekili seçilmesini kolaylaştırmıştır.

Genelge ve Kongreler Tablosu

Temsil Heyeti'nin Ankara Taşınması (27 Aralık 1919)

Istanbul Hükümeti'nin Meclis-i Mebusanın Istanbul'da toplanacağını kararlaştırması üzerine Temsil Heyetinin Ankara'ya taşınması kararlaştırıldı. Ankara'nın;
- Isyanbul'a daha yakın olması,
- Ulaşım ve haberleşme açısından daha geniş olanaklara sahip olması,   
- Çarpışmaların başladığı Batı Cephanesi'ne yakın olması,
- Halkının Milli Mücadele'yi desteklemesi,
- Güvenli bir kent olması,
özelliklerinin bulunması Temsil Heyetinin yeni çalışma merkezi olarak burayı seçmesinin başlıca nedenleridir.
Kendisi de Erzurum milletvekili seçilen Mustafa Kemal, Milli Mücadele yanlısı bir grup milletvekili ile Ankara'da bir araya gelerek hakkında tutuklama kararı olduğu için katılmayacağı Meclis-i Mebusan izlenecek politikaları belirledi. Bu kararların en önemlisi Misakımilli kararlarının Meclis-i Mebusan'da onaylatılmasıydı!!!

SON OSMANLI MECLIS-I MEBUSAN'IN TOPLANMASI VE MISAKIMILLI KARARLARININ KABUL EDILMESI

Meclis-i Mebusan çalışmalarına 12 Ocak 1920'de başladı. 28 Ocak 1920'deki oturuma Felah-ı Vatan grubunun önerisiyle Misakımilli kararları onaylandı.

MISAKIMILLI KARARLARI (28 Ocak 1920)

1. Mondros Ateşkes Anlaşması'nın imzalandığı gün işgal edilmemiş, çoğunluğunu Türklerin oluşturduğunu topraklar bir bütündür, bölünemez.
Bu kararla ulusal sınırlarımız kesin olarak tanımlanmış oldu.
2. Kars, Ardahan, Batum ile Batı Trakya'nın geleceği halk oylaması ile belirlenmelidir. 
Adı geçen bölgelerde nüfus çoğunluğunun Türklerde olması nedeniyle yapılan bu öneri, sorunları barışçıl yöntemlerle çözmek istediğimiz mesajını vermeye yönelikti!!!
3. Ülkemizdeki azınlıklara diğer ülkelerdeki Müslümanlara verilen haklar kadar hak verilecektir.
Bu madde ile Batılı devletlerin azınlık haklarını  gerekçe göstererek iç işlerimize müdahale etmeleri önlenmeye çalışılıyordu!!!
4. Milli ve iktisadi gelişmemizi engelleyen her türlü siyasi, hukuki ve ekonomik sınırlamalar kaldırılmalıdır.
Kapitülasyonların kaldırılmasının Itilaf Devletleriyle imzalanması gündemde olan barış antlaşmasının gündemde olan temel koşullarından biri olduğu ilk kez Misakımilli kararlarında yer aldı!!!
5. Istanbul, Boğazlar ve tüm topraklarımızdaki işgal tehditleri derhal sonlandırılmalıdır.
6. Bu hükümlerin kabul edilmesi koşuluyla Meclisimiz, Boğazların tüm devletlerin ticaret gemilerine açılmasını ve Osmanlı Devleti'nin borçlarının ödenmesini garanti eder. 

Misakımilli Kararlarının Önemi

- Kurtuluş Savaşı'nın programının kesinleşmiş ifadesidir.

- Genelgeler ve kongreler sürecinde milli bağımsızlıkla ilgili alınan kararların daha da genişletilerek ülkenin en yasal organında onaylanmasıdır.  

- Bugünkü ulusal sınırlarımızı büyük oranda çizen ve dış politikamızın ana ilkelerini oluşturan kararlardır.

- TBMM'nin açılması sürecini hızlandıran gelişmedir.


ISTANBUL'UN RESMEN IŞGAL EDILMESI
(16 Mart 1920)


Meclis-i Mebusan'da Misakımilli kararlarının kabul edildiğini öğrenen Itilaf Devletleri kararları geri alınması için Meclis-i Mebusan'a baskı yaptılar. Meclis-i Mebusan'ı basarak milletvekillerinin bir bölümünü tutuklayıp Malta Adası'na sürdüler. Mecli-i Mebusan'ın tüm baskılara rağmen kararları geri almaması üzerine 16 Mart 1920'de Istanbul'u resmen işgal ettiler. Padişah Vahdettin, 11 Nisan 1920'de Meclis-i Mebusan'ı bir daha açılmamak üzere kapattı.

- Misakımilli kararlarının Meclis-i Mebusan'da kabul edilmesinin yol açtığı en önemli sonuç Itilaf Devletlerinin Istanbul'u resmen işgal etmeleridir.
- Itilaf Devletlerinin Meclis-i Mebusan'ı basmaları ve bazı milletvekillerini tutuklamaları ulusal iradeyi yok etmeye yönelik bir girişimdir.
- Istanbul'un resmen işgal edilmesi, Mustafa Kemal'in Amasya Protokolünde de yer almasını sağladığı “Meclis-i Mebusan Anadolu'da toplanmalıdır.” Politikasını doğrularken onun ileri görüşlülüğü de bir kez daha kanıtlanmış oldu. Istanbul'un resmen işgal edilmesi Mustafa Kemal'e Anadolu'ya geçerken hedeflediği ulusal egemenliğe dayanan yeni bir meclis açmasının haklı zeminini de oluşturmuştur.


ISTANBUL'UN IŞGALINE TEPKILER

- Mustafa Kemal'in başkanlığındaki Temsil Heyeti, pek çok devlete işgali kınayan telgraflar gönderdi. 
- Temsil Heyeti, Ankara'da toplanacak olan millet meclisi için ülke genelinde seçimler yapılmasını, seçilecek milletvekillerinin de en kısa sürede Ankara'ya gönderilmesini kararlaştırdı.
- Son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında görev yapan milletvekillerinin de yeniden seçilme şartı aranmaksızın Ankara açılacak meclise katılabileceklerine karar verdi. 
Temsil Heyeti'nin bu kararı kısa bir süre önce Meclis-i Mebusan üyelerini seçen halkın iradesine saygı gösterdiğinin kanıtıdır. Ayrıca bu milletvekillerine yeniden seçilme şartı dayatılmasının ulusal birliğe zarar verebileceğinin de dikkate alındığının göstergesidir!!!

TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISININ AÇILMASI (23 Nisan 1920):
-  Istanbul'un işgali ve Mebuslar Meclisi'nin kapatılması   üzerine   Mustafa   Kemal, Temsil   Heyeti   adına  yayımladığı   bir emirle, Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanacağını duyurdu. Seçimler yapıldı. Seçilen milletvekilleri ile Istanbul'dan   kaçabilen   milletvekilleri Ankara'da toplandı ve TBMM açıldı. .Böylece millet egemenliğine dayanan yeni Türk Devletinin temelleri atılmış oldu.
- ** Yönetimde millet söz sahibi olduğu için devletin adı da "Cumhuriyet" olmalıydı. Fakat kurtuluş savaşımız devam ediyordu. Cumhuriyetin önemini kavrayamayanlar, toplumda huzursuzluğa sebep olabilirdi. Bu sebeple Cumhuriyet adının verilmesi daha sonraya bırakıldı.
-TBMM'nin açılışından bir gün sonra meclis başkanlığına seçilen Mustafa Kemal, durumu Avrupa Devletlerine bildirdi, Istanbul Hükümeti ile yaptıkları ve yapacakları antlaşmaların TBMM tarafından tanınmayacağını duyurdu.
- 3 Mayıs 1920 de TBMM Hükümeti kuruldu.  - 20 Ocak 1921 de ilk Anayasa “(Teşkilat- Esasiye)” hazırlandı.
- Anayasanın ilk maddesi: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Diyerek egemenliği halka vermiştir.
- Ilk mecliste Tesanüt Grubu, Halk Zümresi ve Islahat Grubu, Istiklal Grubu, Müdafaa-i Hukuk Grubu (M. Kemal kurdu) olarak dört grup vardı.
Ilk TBMM'nin Özellikleri:
- Güçler birliği ilkesi benimsenmiştir.(yasama, yürütme, yargı güçlerinin mecliste toplanması)Böylece çabuk ve uygulanabilir kararların alınması sağlanmıştır.(Çünkü o sırada ülkemiz işgal altındaydı.)
- Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu ve meclisin üstünde bir gücün olmadığı belirtilmiştir.
- Meclisin başkanı aynı zamanda hükümetinde başkanıdır.
- Partileşme yoktur, gruplaşma vardır.
*** Padişahlık hemen ret edilmedi. Çünkü padişah yanlılarının tepkisini çekerek iç sorun yaşamak ve bölünmeler olsun istenmiyordu.
* Kurucu meclis niteliğindedir.
* Meclis Hükümeti sistemini benimsedi. (Bakanların meclis tarafında seçildiği sistemdir.) Cumhuriyetin ilanı ile şimdiki sistem olan Kabine Sistemine geçilecektir

HIYANET-I VATANIYE YASASI
TBMM, açılışından birkaç gün sonra 29 Nisan 1920'de otoritesini güçlendirmek, aldığı kararlarla uyulmasını sağlamak, ayaklanmaları önlemek vr askerden kaçışları engellemek amacıyla Hıyanet-i Vataniye Yasası'nı kabul etti. Bu yasa ile “TBMM'nin varlığını sözde dahi inkar edenler vatan haini” olarak tanımlanmaktaydı.

Istiklal Mahkemelerinin Kurulması

TBMM, Hıyanet-i Vataniye Yasası'nı çiğeneyenleri yargılamak amacıyla 18 Eylül 1920'de çıkardığı yasa ile Istiklal Mahkemelerini kurdu. Bu mahkemeler olağanüstü koşulların olağanüstü yetkilerine sahip mahkemelerdi. Hakimleri, milletvekilleri arasından seçiliyordu.

Istiklal Mahkemeleri, yargı yetkisinin de TBMM tarafından kullanıldığının göstergesidir. Bu mahkemelerin kurulmasıyla “güçler birliği” ilkesi daha da pekiştirilmiş oldu!!!

TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI'NE AYAKLANMALAR
Bu sıralarda Damat Ferit Paşa yeniden sadrazam olmuştu. TBMM'nin açılmasını istemiyordu. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yürüttükleri mücadelenin yanlış olduğunu savunuyordu.
Mustafa Kemal hakkında idam kararı çıkardılar. Şeyhülislam fetva yayınladı.
Halkın dinî duyguları istismar edilerek bir takım isyanlar çıkartıldı.   Bu ayaklanmaları işgalci devletler de destekledi. Amaçları TBMM'yi ortadan kaldırmaktı.
1- Istanbul Hükümetinin Çıkarttığı Ayaklanmalar
a) Ahmet Aznavur Ayaklanması
b)  Kuva- yi inzibatiye (Halife Ordusu):  Kuvay-i Milliye'yi dağıtmak için Damat Ferit Paşa kurdu. Bu ordu, Kuvay-i Milliye
birliklerine saldırdı ise de püskürtüldü.
2- Istanbul Hükümeti Ile Işgalci Güçlerin Birlikte Çıkarttığı Ayaklanmalar
a) Bolu, Düzce, Hendek, Adapazarı ayaklanması
b) Konya ayaklanması (Delibaş)
c) Afyon ayaklanması ( Çopur Musa)
d) Millî aşireti ayaklanması (Urfa)
e) Yozgat ayaklanması
3-   Azınlıkların Çıkarttığı Ayaklanmalar
a) Pontus Rum Ayaklanması
b) Ermeni intikamcıları
4-   Kuvay-i Milliye Yanlısı Olup, Sonradan Ayaklananlar
a)   Çerkez Ethem ayaklanması (  Yunanlılara sığındı. I. Inönü Savaşında isyan bastırıldı.)
b)   Demirci Mehmet Efe ayaklanması
** Kuva-yi Milliyetiler düzenli orduya girmemek için ayaklandı.

TBMM'nin Bu Ayaklanmaları Önlemek Için Aldığı Önlemler:
-Hıyanet-i  Vataniye kanunu çıkarıldı  ve Istiklal Mahkemeleri kuruldu.
- Istanbul Hükümeti ile haberleşmeler kesildi.
- TBMM'ye karşı çıkanlar cezalandırıldı ve TBMM'nin otoritesi sağlandı.
- Şeyhülislamın fetvasına karşı Ankara Müftüsü tarafından fetva yayın¬landı.
** Kuvay ı Milliye Birliklerinin bu isyanların bastırılmasında büyük faydaları oldu.
Bu ayaklanmalar, boş yere insan ve malzeme kaybına, düşmanın ülkeden atılmasının gecikmesine neden oldu. TBMM aldığı önlemlerle Kuvayımilliye birlikleri ve ardından kurulan düzenli oldu ile Anadolu halkının büyük bir bölümünün desteklemediği bu ayaklanmaları bastırdı.

TBMM'nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Önlemler

- Istanbul ile tüm ilişkiler kesildi.

- Hıyanet-i Vataniye Yasası çıkarıldı.

- Istiklal Mahkemeleri kuruldu.
- Istanbul'dan Ankara'ya geçişi sağlayan demir yollarının bir bölümü imha edildi.

- Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi'den Ulusal Mücadele'nin haklılığını içeren fetva alınarak halka dağıtıldı. 


SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920)

Birinci Dünya Savaşı sonrası imzalanması gereken barış antlaşmalarının koşullarını belirlemek amacıyla Paris Barış Konreransı toplandı. Bu konferansta Itilaf Devletleri, Osmanlı Devletleri'nin topraklarını paylaşma konusunda anlaşamadılar. TBMM'nin açılış hazırlıklarının yapıldığı günlerde Itilaf Devletleriyle Osmanlı Devleti'nin Temsilcileri, imzalanması Paris Barış Konferansı sonrasına ertelenen barış antlaşmasını imzalamak için önce Italya'nın San Remo kentinde bir araya geldiler. Itilaf Devletlerinin dayttığı koşullar Tevfik Paşa tarınfan kabul edilmeyince San Remo Konferansı, sonuç alınamadan dağıldı.

Antlaşma koşullarını zorla kabul ettirmek isteyen Yunan ve Ingiliz birlikleri saldırıya geçtiler. Düşmanların ilerleyişinin durdurulmaması üzerine Padişah Vahdettin “Saltanat Şurası”nı topladı. Saltanat Şurası (Korgeneral Rıza Paşa'nın dışandaki herkes) antlaşma şartlarının kabul edilmesine karar verdi. Paris'e gönderilen heyet 10 Ağustos 1922'de Sevr Antlaşması'nı imzaladı.

Sevr Antlaşması'nın Hükümleri

- Istanbul, Osmanlı Hükümeti'nin başkenti olarak kalacak, ancak Türkler antlaşma koşullarına uymaz, azınlık haklarını gözetmezse Türklerden alınacaktı.

- Bütün devletlerin gemilerine açık bulunduralacak olan boğazlar “Uluslar arası Boğazlar Komisyonu”unca yönetilecekti.

- Doğu'da Ermeni ve Kürt devletleri kurulacaktı.

- Izmir dahil Ege Bölgesi ile Trahya'nın büyük bir bölümü Yunanistan'a; Antalya ve :Konya'yı kapsayan Iç Batı Anadolu Italyanlara; Adana, Malatya, Sivas'ı kapsayan bölge ile Suriye Fransızlara; Arabistan ve Irak Ingilizlere verilecekti.

- Osmanlı Devleti'nde zorunlu askerlik kaldırılacak, ağır silahlar bulunduramayacak olan ordunun asker sayısı da elli bin yedi yüz ile sınırlandırılacak.

- Kapitülasyonlardan tüm Itilaf Devletleri ve onların vatandaşlığına geçen herkes yararlanacaktı.

Sevr Anlaşması;

- Türkleri tarihten silmeye yönelik bir antlaşmaydı.
- TBMM'nin açılmasına tepki nitelğindeydi.
- Osmanlı parlementosunda görüşülüp onaylanmadığı için hukuki geçerliliği olmayan bir antlaşmaydı.
Kanun-i Esasiye'ye göre uuslar arası bir antlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için Meclis-i Mebusan'dan onaylanması gerekiyordu. Sevr Antlaşması'nın imzalandığı tarihte Osmanlı parlementosu kapalıydı!!!
- Türk halkının Osmanlı Hükümeti'nin teslimiyetçi, vatana ihanet niteliğindeki politikalarını daha net görmesini ve TBMM'nin çevresinde bütünleşmesini hızlandıran bir antlaşmaydı. 

- TBMM'nin Kurtuluş Savaşı'nı zaferle sonuçlandırmasından dolayı uygulanması engellenen antlaşmaydı.
- Birinci Dünya Savaşı sürecine ilişkin imzalanan barış antlaşmaları içinde uygulanmayan tek antlaşmadır.

Misakımilli kararlarını kabul eden ve tüm baskılara rağmen kararları geri almayan Osmanlı Meclis-i Mebusan açık olsaydı dahi bir tutsaklık veya yok oluş özelliklerine sahip olan Sevr Antlaşması'nı onaylamacağını kanıtlamıştı!!!

TBMM'nin Sevr Anlaşması'na Tepkisi
Osmanlı Hükümeti'nin yapacağı tüm işleri geçersiz saydığını, imzalayacağı herhangi bir antlaşmayı da tanımayacağını açıklayan TBMM, Sevr'i tanımadığını ve koşullarına'da uymayacağını da ilan etti. Türk milletine yaşama hakkı tanımayan, Türk vatanının parçalanmasını hedefleyen bu antlaşmayı imzalayan ve onaylayanların vatan haini sayılmalarını, vatandaşlıktan çıkarılmalarını kararlaştırdı.

Sevr Anlaşması'nın salatanat şuurası tarafından onyalanması Türk halkının Osmanlı Hükümeti'nin işbirlikçi ve teslimiyetçi politikalarını daha net bir şekilde görmelerini sağladı. Bu da halkın padişah ve Osmanlı Hükümeti'nin etkisinden kurtulmasını ve TBMM'nin etrafından bütünleşmesini hızlandırdı. Ayrıca Sevr Antlaşması, Türk halkının ulusal kurtuluş için silahlı mücadeleden başka bir seçenek olmadığı gerçeğini görmesinde de etkili oldu.


3. ÜNITE  “YA ISTIKLAL, YA ÖLÜM”

DOÄžU CEPHESI

Ermeni sorunu

Osmanlı Devleti'nde yüzyıllardır huzur içinde yaşayan Ermeniler, ilk kez 93 Harbi sırasında Ruslar tarafından kışkırtıldılar. Bu savaşın sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması'nda; Osmanlı Devleti, Ermeniler için ıslahatlar yapmayı, yapılacak ıslahatların da anlaşmayı imzalayan devletlerin güvencesi altında olmasını kabullendi. Bu gelişmeye bağlı olarak Ermeni sorunu başlamış oldu.

Berlin Antlaşması'nın ardından Doğu Anadolu'da bağımsız bir devlet kurmak isteyen Ermeniler çeşitli cemiyetler kurarak ayaklanmayı başlattılar. Sultan 2. Abdülhamit'e suikast girişiminde bile bulundular.

Birinci Dünya Savaşı'na kadar çeşitli olaylarla gelen bu sorun, Rusların Sarıkamış Muharebesi'nin ardından Ermenileri ayaklandırmasıyla yeniden alevlendi. Osmanlı Devleti bu durum karşısında çıkardığı Tehcir Yasası ile sorunu çözmeye çalıştı. 14 Mayıs 1915'te yürürlüğe giren bu yasa ile Ermeniler Suriye, Lübnan ve Musul'a göç ettirildiler.

Kurtuluş Savaşı'nda Ermeni Sorunu

-  Mondros Mütarekesi'nin 24. maddesinden, Wilson Ilkeleri'nden ve Batılıların tutumlarından destek alan Ermeniler, Mondros Ateşkes Anlaşması'ndan sonra yeniden harekete geçtiler.
- 1919'da düzenlenen Paris Barış Konferansı'nda Doğu Anadolu'da ABD güdümünde bir Ermenistan Devleti'nin kurulması kararlaştırıldı.
- Itilaf Devletlerinin güdümünde Kafkasya'da bir Ermeni Devleti'nin kurdurulması topraklarımıza yönelik Ermeni tehtidinin artmasına neden oldu.
- Ermenilerin Kars ve çevresini işgal etmeleri üzerine TBMM, 9 Haziran 1920'de doğuda geçici seferberlik ilan etti. Doğudaki 15. Kolordu komutanı Kazım Karabekir Paşa da Doğu Cephesi Komutanlığına atandı.
- Türk ordusunun elde ettiği bu başarılar karşısında Ermeniler Barış istedi.

Gümrü Antlaşması (3 Aralık 1920)

- Kars ve çevresi TBMM hükümetine bırakıldı.

- Doğu Cephesi kapandı.

-Ermenistan'ın sınırda asker ve silah bulundurması yasaklandı.

-Buradaki birliklerin büyük bir bölümü Batı Cephesi'ne kaydırıldı.

Gümrü Antlaşması'nın Önemi

- TBMM'nin imzaladığı ilk uluslar arası antlaşmadır.

- Askeri başarıya bağlı olarak kazanılan ilk diplomatik başarıdır.

- Sevr Anlaşması'ndaki haklarından vazgeçen ve antlaşmayı tanımayan ilk devlet Ermenistan oldu.

- Doğu sınırımızın temellerini atan antlaşmadır.

Gürcülerle Ilişkiler

Sovyet Ihtilali sırasında Kafkaslarda kurulan bir diğer devlet de Gürcistan'dı. Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında doğuda yaşanan karışıklıklardan faydalanan Gürcüler Artvin, Batum ve Ardahan'ı işgal ettiler.

GÜNEY CEPHESI

Mondros Ateşkes Anlaşması'nın hemen ardından Urfa, Maraş ve Antep Ingilizler tarafından; Mersin, Adana ve Osmaniye de Fransızlar tarafından işgal edilmişti.

1919 Paris Barış Konferansı'nda yapılan yeni düzenlemeyle Urfa, Maraş ve Antep Fransız işgaline bırakılmıştı. Fransız-Ermeni Iş birliği karşısında bölge halkı silaha sarıldı.

Adana Cephesi

Klikya denilen bu bölgede Fransız ve Ermeni iş birliği görüldü. 19 Aralık 1919'da direnişe geçen Adana halkı. Işgalcilere karşı büyük başarı elde etti. Ankara Antlaşması'yla Fransa, bölgeyi tamamen boşalttı.

Antep Cephesi

Fransa, bölgeye Ermenilerle birlikte geldi. 1 Nisan 1920'de kent kuşatıldı. Yaklaşık bir yıl direnen Antep halkı, 9 Şubat 1921'de teslim olmak zorunda kaldı.

Maraş Savunması

Ermeni-Fransız iş birliğinin görüldüğü bu işgalerde de halk, Sütçü Imam'ın önderliğinde düşmana karşı direnişe geçti. Fransızlar 12 Şubat 1920'de kenti boşaltmak zorunda kaldı.

Urfa Savunması

Yüzbaşı Ali Saip Bey kumandasındaki Urfa halkı, Ermeni-Fransız iş birliğine karşı büyük bir zafer elde etti. 10 Nisan 1920'de Fransa bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.


Italya ile Ilişkiler

Antalya ve çevresini işgal eden Italyanlarla çarpışma yaşanmıştır. Çünkü Ege Bölgesi'ni Yunanlılara kaptıran Italyanlar, onlara ve diğer müttefiklerine karşı tepkiliydi. Bu nedenler Yunanlılara karşı yer yer Kuvayımilliyeyi desteklediler. Türkiye'de daha ziyade antlaşmalar ve diplomatik yollarla nüfuz bölgeleri oluşturmaya yönelik politikalar izlediler.

BATI CEPHESI

- Kurtuluş Savaşı sürecinde açtığımız ilk cephedir.

- Batı Anadolu'yu işgal eden Yunanlara karşı açılmıştır.

- TBMM'nin açılmasından önce Balıkesir ve Alaşehir kongrelerinin çabasıyla açılmıştır.

- Kurtuluş Savaşı'nın kaderini belirleyen cephedir.


Sırasıyla 1. ve 2. Inönü, Kütahya-Afyon-Eskişehir, Sakarya ve Başkumandanlık Meydan muharebelerinin yapıldığı bu cephe, 11 Ekim 1922'de Mudanya Ateşkes Anlaşması'yla kapanmıştır.

DÜZENLI ORDUNUN KURULMASI

Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı ordusunun büyük bir bölümünün terhis edilmesi, işgallerin başlaması, halkın can ve mal güvenliğini ortadan kaldırmıştı. Türk halkı işgalleri önlemek, düşman ilerleyişini durdurmak, can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla Kuvayımilliye denilen silahlı direniş örgütlerini oluşturdu.Ilk Kuvayımilliye örgütlenmesi Batı Anadolu'da Yunanlara karşı kuruldu. Kuvayımilliyeler ulusal bilinç temelinde hareket eden, ayaklanmaların büyük bir bölümünü bastıran, düşmanın ilerleyişini yavaşlatarak TBMM'ye düzenli orduyu kurması için zaman kazandıran yerel nitelikli silahlı direniş örgütleriydi. Kurtuluş Savaşı'na önemli katkılarda bulunan Kuvayımilliyelerin olumsuz yanları da vardı.

Bunlar;

- Şef otoritesine bağlı olmaları, önce Temsil Heyeti'nin ardından TBMM'nin otoritesinin önünde engel olmaları

- Savunma nitelikli yapılar olmaları nedeniyle düşmanı ülkeden atma amacına uygun olmamaları

- Merkezi bir bütçeye sahip olmamaları nedeniyle ihtiyaçlarını halktan yer yer zor kullanarak toplamaları

- Batı Kuvayımilliye şeflerinin ayaklanmaları bastırdıkları bölgelerde suçlu suçsuz ayrımı yapmadan keyfi bir şekilde insanları cezalandırmaları

- 1920 Haziranında Yunan ordusu karşısında yaşayan Gediz bozgunuyla düşman kuvvetleri karşısında tutunamayacaklarınında anlaşılmasıdır.

TBMM, 1920'nin sonlarında yukarıdaki olumsuzlukları ve eksiltileri nedeniyle kuvayımilliyeleri dağıtıp düzenli orduya geçiş kararı aldı. Tüm Kuvayımilliye birliklerine düzenli orduya katılma çağrısı yaptı. Çerkez Ethem'e bağlı Kuvayıseyyare ile Demirci Mehmet Efe'ye bağlı Kuvayımilliye birlikleri bu karar uymayıp ayaklandılar. Her iki ayaklanma, süreç içerisinde bastırıldı.

1. INÖNÜ MUHAREBESI (6-10 OCAK 1921)

- Henüz kuruluş aşamasında olan düzenli orduyu dağıtmak

- Eskişehir'i alıp demir yollarını ele geçirmek

- Ankara'ya kadar ilerleyip TBMM'yi dağıtmak ve Sevr Antlaşması'nın uygulanmasını sağlamak için saldırıya geçmesi üzerine yapılan muharebedir.

1. Inönü Muharebesi'nin Sonucu

Eskişehir yakınlarında Inönü mevkisinde yapılan muharebeyi düzenli ordu kazandı.

TBMM'ye bağlı düzenli ordunun ilk zaferi olan 1. Inönü,

Iç politikada;

- TBMM'ye ve Mustafa Kemal'e duyulan güveni arttırdı.

- Savaşın kazanılacağına ilişkin umutları pekiştirdi.

- Düzenli orduya katılımı hızlandırdı.

- TBMM'de 12 Mart 1921'de Istiklal Marşı'nın kabul edilmesini kolaylaştırdı.

- 20 Ocak 1921'de de yeni Türk devletinin ilk anayasası olan 1921 Teşkilat-ı Esasiye'nin kabul edilmesini kolaylaştırdı.

Dış politikada;

- Itilaf Devletleri'nin Londra Konferansı'nı toplamalarına yol açtı.

- Afganistan ile 1 Mart 1921'de Dostluk ve Işbirliği Anlaşması imzalandı.

- Sovyet Rusya ile 16 Mart 1921'de Moskova Antlaşması'nın imzalanması gibi gelişmelere yol açtı.

1921 ANAYASASI (TEŞKILAT-I ESASIYE KANUNU)

23 madde ve bir geçici bölümden oluşur. Olağanüstü durum için hazırlandığında geniş kapsamlı değildir. Temel hak ve hürriyetlere yer verilmemiştir. Gerekli makamlarda Osmanlı Kanun-i Esasi'nin uygulanmasını uygun görmüştür.

1921 Anayasası'nın Içeriği

- Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

- Yasama, yürütme ve yargı yetkileri millete aittir.

- Şeri hükümler meclis tarafından uygulanır.

- Bakanlar, meclis tarafından seçilir.

- Vekiller iki yılda bir seçilir.

- Türkiye Devleti, TBMM tarafından yönetilir. Hükümeti “TBMM hükümeti” devr alır.

1921 Anayasası'nın Özellikleri

- Bir geçiş dönemi ve uyum anayasasıdır.

- Laik bir anayasa değildir.

- Kuvvet ve yetkinin kaynağı millet olarak tanımlanmıştır.

- Meclisin üstünde güç yoktur.

- Yeni devletin hukuken kurulduğunu belgelemiştir.

- TBMM'ye hukukende yasallık kazandırmıştır.

- Osmanlı Devleti yerine, Türkiye Devleti ifadesi benimsenmiştir.

- TBMM'nin gücünü ve etkinliğini arttırmıştır.

- Bu anayasa meclis hükümeti sistemini öngörmektedir.

1921 Anayasası'nda Yapılan Değişiklikler

29 Ekim 1923'te cumhuriyetin ilan edildiği gün kabul edilen yasa ile 1921 Teşkilat-ı Esasiye'ye;

- Türkiye Devleti'nin hükümet şekli cumhuriyettir.(1. madde)

- Yürütme yetkileri bakanlara aittir.(4. madde)

- Başbakan ve bakanların seçim yetkisi cumhurbaşkanına aittir.(12. madde)

maddeleri eklendi.

ISTIKLAL MARŞI'NIN KABULÜ

1. Inönü Zaferi yeni Türk devletinin iç ve dış politikadaki etkinliğini arttırdı. TBMM'de kabul edilen 1921 Anayasası ile devletin temelleri daha da sağlamlaştırıldı. Fakat gücünü milletten alan bu yeni Türk devletinin henüz bir milli marşı yoktu. Bunun milletimizin ortak düşüncesini, duygusunu, heyecanını, tarihten gelen hür ve bağımsız yaşama azmini dile getiren bir marş yazılması ihtiyaç haline geldi.

Bu sebeple Milli Eğitim Bakanlığı bir yarışma açtı. Para ödülü konan bu yarışmaya Mehmet Akif Ersoy katılmadı. Miili Eğitim Bakanı, ünlü şaire bir mektup yazarak kendisi için ödülün söz konusu edilmeyeceğini bildirdi. Böylece, Kurtuluş Savaşı'nın heyecanını benliğinde yaşayan Mehmet Akif Ersoy'un yazdığı, TBMM'de üç defa okunan ve ayakta dinlenen bu şiir, Türk milletinin ulusal marşı olarak kabul edildi.
Osman Zeki Üngör'ün bestelediği Istiklal Marşı, Türk milletinin bağımsızlık azmini dile getiren, değişmez milli marşımız olmuştur.

LONDRO KONFERANSI(23 Şubat-12 Mart 1921)

Toplanma Nedenleri

Sevr Anlaşması'nı gözden geçirmek ve hafifleştirilmiş biçimiyle Türklere kabul ettirmek, konferansın toplanmasının temel amacıydı.

- Ingiltere'nin Yunan ordusuna 1. Inönü Muharebesi yenilgisinin yaralarını sarması ve yeniden toparlanması için zaman kazandırmaya çalışması,

- Doğuda Ermenilere karşı elde edilen başarı üzerine Gümrü Anlaşması'nın imzalanması,

- Güney Cephesi'nde Kuvayımilliye'nin Fransızlara karşı başarılar elde etmesi,

- TBMM Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında yakın ilişkiler kurulması

Londra Konferansı'nın toplanmasında etkili olan diğer gelişmelerdi.

Londra Konferansı Önceside Yaşanan Gelişmeler

- Anlaşma devletleri, 2 Şubat 1921'de Istanbul Hükümeti'ni Londra Konferansı'na çağırdılar. Delegeler arasında TBMM temsilcisinin bulunmasını da istediler.

- 1. Inönü Zaferi'ne Istanbul Hükümeti'nin bir katkısı yokken toplantıya bu hükümetin çağrılması, TBMM'nin tepkisine neden oldu. Bunun üzerine Mustafa Kemal, Istanbul Hükümeti'ne gönderdiği bir yazı ile bu durumu protesto etti. Bu yazı da Mustafa Kemal, özet olarak şunu istemiştir: “Istanbul Hükümeti aradan çekilsin ve bu toplantıda TBMM tek yetkili kurum olsun.” Istanbul bu öneriyi reddetti. Bunun üzerine TBMM, konferansa ayrıca çağrılırsa katılcağını bildirdi. Bu durum karşısında Itilaf Devletleri, Italya'nın arayıcılığıyla TBMM Hükümetini de konferansa doğrudan çağırmak zorunda kaldı.

TBMM Londra Konferansı'nda Misakımilli doğrultusunda sonuç alınamayacağını öngördüğü halde konferansa katılma kararı aldı.

Bunun öncelikli nedenleri şunlardır:

Misakımilliyi dünya kamuoyuna tanıtıp anlatabilmekti.

Barışın gecikmesinden sorumlu taraf konumuna düşmemekti.

Itilaf Devletlerince resmen tanınmaktı.

Konferansta Yaşanan Gelişmeler

Toplantıya Istanbul Hükümeti adına Tevfik Paşa ile Ankara Hükümeti adına Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey katılmıştır. Toplantıda ilk söz hakkının Tevfik Paşa'ya verilmesi üzerine Paşa: “Söz, milletimin asıl vekillerine aittir. Bundan dolayı TBMM Heyeti'ne söz verilmesini rica ederim.” Demiştir.

- Osmanlı Devleti'ne temsilen konferansa katılan Tevfik Paşa bu tutumuyla hem Türk ulusunun gerçek temsilcisinin TBMM olduğunu kabul etmiş hem de Itilaf Devletlerinin Türklerin siyasi bölünmüşlüğünden yararlanmaya yönelik politikalarını boşa çıkartmış oldu!!!

Itilaf Devletleri, Sevr Antlaşması'nın koşullarını biraz değiştirerek TBMM Heyeti'ne sundular. Buna göre;

Izmir, sözde Türklere bırakılmakla birlikte, burada Yunan etkinliğine açık, özerk bir yapılanmaya gidilecekti.

Boğazların durumu, Doğu'daki devletler, kapitülasyonlar, Doğu Trakya gibi konular Sevr Antlaşması'ndaki şekliyle kalacaktır.

Asker sayısı Sevr Antlaşması'na göre biraz daha artacaktı.

Misakımilli'nin gerçekleştirilmesi amacıyla mücadele eden TBMM konferansta ileri sürülen bu önerileri reddetmiştir. Savaş dışında diplomaside de Sevr-Misakımilli kavgası yaşanmıştır.

Itilaf Devletlerinin Sevr Antlaşması'nın temel hükümlerinde TBMM heyetinin de Misakımilli'de diretmeleri konferansın sonuç alınamadan dağılmasına neden olmuştur.

Moskova Anlaşması ile;

- Sovyet Rusya, Misakımilli'yi resmen tanıdı.

- Osmanlı Devletleri ile  Çarlık Rusya arasında yapılan tüm antlaşmalar geçersiz sayıldı

! TBMM Çarlık Rusya'nın, Sovyet Rusya'da Osmanlı Devleti'nin yıkıldığını onaylamış oldu.

! Ilk kez büyük bir Avrupa ülkesi Osmanlı Devleti'nin yıkıldığını kabul etmiştir.
! Küçük Kaynarca Antlaşması ile Çarlık Rusya'ya tanınan kapitülasyonlarda sona ermiştir.
Böylece kapitülasyonlardan vazgeçen ilk ülke Sovyet Rusya olmuştur.
- Iki taraftan birbirinin tanımadığı uluslar arası bir anlaşmayı diğeri de tanımayacaktı.
! TBMM ile Sovyet Rusya, dış politikada birbiriyle ortak hareket etme kararını almıştı. TBMM'nin tanımadığı Sevr Antlaşması'nı Sovyet Rusya'da tanımamış oluyordu.
- TBMM'nin Ermenistan ve Gürcistan ile yaptığı daha önceki antlaşmalar, Batum'un Gürcistan'a bırakılması koşuluyla Sovyet Rusya tarafından onaylanacaktı.
- Sovyet Rusya TBMM'ye ekonomik yardım yapacaktı.
- TBMM Hükümeti ve Sovyet Hükümeti kendi topraklarında diğer hükümeti yıkmaya yönelik örgütlenme ve çalışmalara izin vermeyecekti.

2. INÖNÜ MUHAREBESI (23-31 Mart 1921)
Nedenleri
- Londra Konferansı'ndan sonuç alamayan Itilaf Devletleri, Sevr Antlaşması'nı silah zoruyla kabul ettirmek için Yunan ordusunu bir kez daha harekete geçirdiler.
- Yunanlılar ise hem 1. Inönü Savaşı'ndaki yenilginin yaralarını sarmak hem de Türk ordusuna toplarlanma fırsatı vermeden bir kez daha saldırarak Ankara'ya ulaşmak istiyorlardı.

Gelişmeler
- Yunanlar, kuzeyden Eskişehir, güneyden Afyon üzerine büyük bir saldırıya geçtiler.
- Güneyde Afyon'u alan Yunanlar, kuzeyde ağır bir yenilgi aldılar. Bunun üzerine Yunanlar Afyon'u boşaltmak zorunda kaldılar.
- 2. Inönü Muharebesi'nden sonra 8-12 Nisan tarihlerinde Aslıhanlılar dolaylarında Yunanlılara karşı yapılan taarruzlardan Türk ordusu sonuç alamamış, düşman Dumlupınar'da mevzilenmişti.

Sonuçları

- Ismet Paşa komutasındaki Türk ordusu,  Yunan ordusu karşısında bir kez daha galip geldi.

- TBMM'nin morali daha da yükselirken ulusal mücadelenin kazanılması yolunda inancı da güçlenmiştir.

- Mustafa Kemal, Ismet Paşa'ya çektiği kutlama telgrafında, “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin ters talihini de yendiniz.” Demiştir.

- Italyanlar, Anadolu'dan çekilme kararı almışlardır. (5 Temmuz 1921)

! 2. Inönü Muharebesi'nin kazanılması üzerine Italyanların Anadolu'dan çekilmeye başlamaları Itilaf Devletleri arasında Kurtuluş Savaşı süresince ilk ayrışmanın yaşanmasına yol açtı.

! Düzenli Ordu geriye çekilmekte olan Yunan birliklerine karşı ilk taarruz girişimini bu muharebe sırasında Dumlupınar ve Aslıhanlılar da gerçekleştirdi. Ancak bu girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Bu durum Düzenli Ordu'nun savunma konusunda başarılı, taarruz konusunda ise yetersiz olduğunu gösterdi.

- Fransa Ateşkes görüşmeleri başladı.

- Ingiltere, Malta'da tutuklu bulunan Türkiye esirlerinin bir kısmını serbest bıraktı

- Ismet Bey, Generalliğe terfi ettirildi.

KÜTAHYA-ESKIŞEHIR MUHAREBESI (10-24 TEMMUZ 1921)

1. ve 2. Inönü Muharebelerini kaybeden Yunanlar kesin sonuç alabilmek için Yunanistan'da eli silah tutan herkesi askere alarak Anadolu'daki askerlerinin sayısını arttırdı.

Yunanlar, son bir genel saldırıyla Ankara'yı ele geçirmek üzere hazırlıklarını tamamladılar. Saldırıyı yönetmek üzere Yunan Başkanı ve diğer Yunan yetkilileri Izmir'e geldiler.

Yunan saldırısı 10 Temmuz 1921'de başladı ve hızla gelişti. Afyon, Kütahya, Eskişehir Yunanların eline geçti.

Türk ordusu, Mustafa Kemal'in emriyle Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekilmek zorunda kaldı.

! Mustafa Kemal bu geri çekilme taktiği ile ordunun fazla kayıp vermesini önledi. Ayrıca saldırı gücüne erişinceye kadar ordunun araç-gereç ve asker bakımından güçlendirilmesini hedefledi.

! Geri çekilme taktiğinin diğer bir amacı da Yunan kuvvetlerini Anadolu'nun içine çekerek onları ana mevzilerinden uzaklaştırmaktı.

Sonuçları

- Afyon, Kütahya, Eskişehir gibi önemli merkezler Yunanların eline geçti. Kazanılan başarıların yarattığı iyimserlik yerini karamsarlığa bıraktı.

- TBMM'nin, bir önlem olmak üzere Kayseri'ye taşınması önerildi. Ancak Meclis öneriyi reddetti.

- TBMM'deki Mustafa Kemal'e muhalif olanlar yenilgiden onu sorumlu göstermeye çalıştılar.

- 5 Ağustos 1921'de Başkomutanlık Yasası çıkarıldı.

- Mustafa Kemal bu yasasın verdiği yetkiyi kullanarak Tekalif-i Milliye Emirleri'ni yayımladı.

- 2. Inönü zaferinden sonra TBMM ile anlaşma yapma eğilimi yükselen Fransa, Sevr Antlaşması'nın uygulatılabileceği umuduna kapılarak anlaşma imzalamaktan vazgeçti.


Başkumandanlık Yasası ( 5 Ağustos 1921)

TBMM'deki Mustafa Kemal'e muhalif milletvekilleri Kütahya-Eskişehir Muharebesi'nin yenilgi ile sonuçlandırılmasından Mustafa Kemal'i sorumlu göstermeye çalıştılar. Aynı milletvekilleri ordudan doğrudan sorumlu hale getirilmesi durumunda başarısız olunacağına inandıkları için Mustafa Kemal'in başkumandanlığa getirilmesi önerdiler. TBMM'deki Mustafa Kemal yanlıları da yenilgi sonrası içine düşülen siyasi ve askeri krizin Mustafa Kemal'i daha fazla yetkilendirmekle aşılabileceğine inanıyorlardı. TBMM'nin gündemine farklı amaçlarla getirilen ve Mustafa Kemal'in yetkilerinin genişletilmesi koşulu ile desteklediği Başkumandanlık Yasası 5 Ağustos 1921'de kabul edildi.


Tekalif-i Milliye Emirleri (8 Ağustos 1921)

Mustafa Kemal, başkomutan seçildikten sonra orduyu, insan gücü, araç-gereç, yiyecek, giyecek vb. bakımından güçlendirmeye yöneldi. Bu amaçla Tekalif-i Milliye adı verilen emirle herkese, gücü oranında orduya katkıda bulunması zorunluluğu getirildi.

Tekalif-i Milliye Emirleri'yle halkın tüm olanaklarının, bedellerinin bir bölümü savaş sonrası ödenmesi koşuluyla seferber edilmesi amaçlandı.

Yasanın hedefine ulaşabilmesi için Istiklal Mahkemelerinden de yararlanıldı. Il ve ilçelerde Tekalif-i Milliye komisyonları oluşturuldu.

MAARIF KONGRESI (15 Temmuz 1921)

Batı Cephesi'nde çarpışmaların en sorunlu günlerin yaşandığı süreçte Mustafa Kemal'in Ankara'da topladığı kongredir. Mustafa Kemal yurdun çeşitli bölgelerinden gelen 250'2den fazla erkek ve kadın öğretmenin bir araya geldiği kongrenin açılış konuşmasını kendisi yapmıştır. Mustafa Kemal kongreden “Türkiye'nin milli maarifini kurmalarını” ister. Milli maarifi şu şekilde açıklar: “Şimdiye kadar izlenen eğitim ve öğretim yöntemlerinin milletimizin gerileme tarihinde önemli bir etken olduğunu düşünüyorum. Onun için bir milli eğitim programından bahsederken eskinin batıl inançlarından kaynaklı özelliklerde hiçbir ilgisi olmayan, yabancı fikirlerden, Doğu'dan ve Batı'dan gelen ve gelebilecek tüm etkilerden tamamen arındırarak, milli ve tarihi niteliklerimize uyumlu bir eğitimi anlıyorum.” Mustafa Kemal kongrede çocuklara ve gençlere neler öğretilmesi gerektiğini de belirtir: “Onlara özellikle varlığı ile hakkı ile birliği ile çatışan tüm yabancı unsurlarla mücadelenin gerekliliğini ve milli fikirleri her zararlı fikre karşı fedakarca koruma gereği kavratılmıştır.

Mustafa Kemal öğretmenleri de gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri olarak tanımlamıştır.

! Kurtuluş Savaşı'nın en zor günlerinde Maarif Kongresi'nin toplanması ulusal bağımsızlık kadar eğitime de önem verildiğinin göstergesidir. Aynı zamanda savaşın kazanılacağına duyulan inancında kanıtıdır.

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESI (23 Ağustos-12 Eylül 1921) ve SIYASI SONUÇLARI

Yunanların Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekilen Türk ordusunun toparlanmasını önlemek, Ankara'ya kadar ulaşıp TBMM'yi ve ulusal mücadeleyi tamamen tasfiye etmek amacıyla yeniden saldırıya geçmeleri üzerine yapılan muharebedir.

Savaş 100 km'lik bir cephe boyunca 22 gün ve gece sürdü. Birçok defa Türk savunma çizgisi bazı noktalarda parçalandı. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh da bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” Emrini verdi. Bunun üzerine ordumuz yaygın bir savunma sistemi uygulamaya başladı.

Mustafa Kemal'in başkumandanlık yetkisiyle ordunun sorumluluğunu doğrudan üstlendiği bir ilk muharebe üstünlüğümüzle sonuçlandı.

! Düzenli ordunun ikinci kez gerçekleştirdiği taarruz denemesi de başarısız oldu. Bu da düzenli orduya taarruz yeteneğini kazandırmak için zamana gereksinim olduğunu ortaya çıkarttı.

Sakarya Meydan Muharebesi'nin Sonuçları

- Yunan taarruz gücü imha edildi.

- Megola-Idea ve Sevr Anlaşması'nı Türklere zorla kabul ettirme politikaları iflas eden Yunanlar Batı Anadolu'da işgal altında tuttukları yerlerde tutunabilme politikasına yönelmek zorunda kaldılar.

- 1683 2. Viyana Kuşatması bozgunu ile başlayan Türklerin Batı karşısındaki geri çekilme süreci sona erdi.

- Italya 2. Inönü Zaferi'nden sonra başlattığı Anadolu'dan çekilmeyi bu zaferden sonra tüm birliklerini çekerek tamamladı.

- TBMM'nin dış politikadaki etkinliğini arttırmasına bağlı olarak Kafkas Cumhuriyetleriyle 13 Ekim 1922'de Kars Antlaşması imzalandı.

-Fransa'nın TBMM ile 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması'nı imzalayarak savaştan çekilmesiyle Itilaf Devletleri yeni bir bölünme daha yaşadı.

- Iç politikada halkın moral değerleri yükseldi. TBMM'ye ve savaşın kazanılacağına dair umutlar arttı.

-    Mustafa Kemal'e gazilik unvanı ile mareşallik rütbesi verildi.

Kars Antlaşması (13 Ekim 1921)

Doğu sınırlarıyla ile ilgili bazı pürüzleri gidermek ve yeni kurulmuş olan Sovyet Cumhuriyetlerinde Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan ile resmi bir antlaşma yapmak üzere girişimlerde bulundu. Kafkas cumhuriyetleriyle imzalanan bu antlaşmayla, Doğu sınırlarımız kesinleşti. Doğu sınırındaki birliklerin Batı Cephesi'ne sevki sağlandı.

Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921)


TBMM ile Fransa arasında imzalanan bu antlaşmayla;

- Fransa ile Türkiye arasındaki savaş durumu sona erdi.

- Türkiye-Suriye sınırı çizildi.

- Fransızlar en geç iyi ay içerisinde işgal ettikleri topraklarımızdan çekilmeyi kabul ettiler.

Ankara Antlaşması'nın Önemi

- Ilk kez Itilaf devletlerinden biri TBMM'yi tanımış oldu.

- Bu antlaşma il Türkiye'nin güneyde Irak'a kadar olan sınırı güvence altına alındı. Buradaki kuvvetlerde batıya kaydırıldı.

- Fransa, Ingiltere ve Yunanistan'ın Türklere ilişkin politikalarını desteklemekten vazgeçti. Italya'dan sonra Fransa'nın da savaştan çekilmesi ile Itilaf Devletleri cephesinde yeni bir bölünme daha yaşanmış oldu.

Itilaf Devletlerinin Önerdiği Yeni Barış Koşulları

Sakarya Zaferi ve Ankara Antlaşması'na rağmen Itilaf Devletleri, Sevr Antlaşması'nın bazı düzeltmelerle TBMM'ye kabul ettirme politikasını terk etmediler.

Türkiye ile Yunanistan'a ateşkes önererek barış koşullarını bildirdiler.

Sevr Antlaşması'nın değişik bir şekli olan bu öneriler Misakımilli'ye ve bağımsızlığımıza aykırı olduğu için TBMM tarafından kabul edilmedi.


BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESI ( 26-30 Ağustos 1922)

Büyük Taarruz Öncesi Yapılan Hazırlıklar

TBMM Hükümeti, Itilaf Devletlerince önerilen Sevr'in temel mantığını koruyan anlaşma koşullarını görüşme taktiğiyle yaklaşık bir yıllık süre kazandı.

Bu süre içerisinde;
- Seferberlik ilan edildi.

- Bütün birlikler batı cephesine kaydırıldı.

- Sovyetler Birliği'nden, Hindistan başta olmak üzere Müslüman ülke ve çevrelerden sağlanan ekonomik ve askeri malzeme desteğiyle ordumuz Yunanlarla mücadele edebilecek düzeye getirildi.

- Düzenli ordu, taarruz konusunda eğitildi.

- Yunanlar Sakarya yenilgisinden sonra Eskişehir, Kütahya ve Afyon'un doğusuna çekilerek burada bir savunma hattı oluşturmuşlardı.

- Türk ordusu ise büyük bir gizlilik içinde taarruz konusunda eğitildi. Yurdun tüm kaynakları ordunun emrine verildi.

- Savaş için gerekli insan, araç ve gereç batı cephesine aktarıldı.

Taarruzun Gerçeklemesi

26 Ağustos'ta başlatılan Büyük Taarruz, 30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Muharebesi'yle Yunan Başkomutanı Trikopir'in esir alınması ve Yunan birliklerine büyük kayıp verdirilmesiyle yeni bir boyut kazandı. Hızla geri çekilmekte olan Yunan birlikleri ısrarla izlenerek Bursa, Uşak ve 9 Eylül'de Izmir işgalden kurtarıldı. 18 Eylül'de Batı Anadolu, Yunan birliklerinden bütünüyle temizlendi.

MUDANYA KONFERANSI VE ATEŞKES ANLAŞMASI

Büyük Taarruzla birlikte Batı Anadolu Yunanlardan temizlenmişti. Ancak Izmit ve Çanakkale dolaylarında, Boğazlarda anlaşma devletleri askerleri vardı. Fransız ve Italyan birlikleri 19 Eylül 1922'de Çanakkale bölgesini terk ederek Ingiltere'yi bölgede yalnız bıraktılar. Boğazları, Istanbul'u ve Doğu Trakya'yı kurtarabilmek için Türk ordusunun Ingiliz kuvvetleriyle çarpışması gerekliydi. Iktidarda kalma şansını Anadolu macerasında gören Ingiltere Başbakanı Lloyd George ise hiç olmazsa Boğazları ve Doğu Trakya'yı Türklere kaptırmak istemiyordu.

Ingiliz yönetimi, tarafsız bölge ilan edilen yere, Türklerin girmesi durumunda karşı koyacağını bildirdi. Fakat Ingiliz halkı, Türklerle yeni bir savaştan korkuyordu, Ingiliz basını da “ bu yeni savaşı durdurun” diye başlıklar yayımlıyordu.

Ingiltere'yi Ateşkese Zorlayan Etkenler

1. Her türlü destek ve fedakarlığa rağmen Yunan ordusunun Türk ordusu karşısında hezimete uğraması

2. Sakarya Muharebesi'nden sonra Italyan ve Fransız birliklerinin Anadolu'dan çekilmesi üzerine Ingiltere'nin politik yalnızlığa düşmesi

3. Çanakkale'den de birliklerini çeken Italya ve Fransa'nın, çıkabilecek bir Türk-Ingiliz savaşında Ingiltere'yi desteklemeyeceklerini açıklamaları

4. Ingiliz .hükümetinin kendi kamuoyunun desteğini kaybetmesi

5. Türk ordusunun art arda kazandığı askeri başarıların Ingiltere üzerinde etkili olması

6. Mustafa Kemal'in Türk Sovyet yakınlaşmasını ustaca kullanması

Mudanya Konferansı

Itilaf Devletleriyle TBMM Hükümetinin katıldığı konferanstır. Konferansın toplanmasında düzenli ordunun Batı Cephesinde kazandığı askeri ve diplomatik başarılar belirleyici rol oynamıştır. Konferansa Itilaf Devletleri adına Ingiltere, Fransa, Italya; TBMM adına da Ismet Bey'in Başkanlığındaki heyet katılmıştır.

Görüşmeler sonucunda 11 Eylül 1922'de Mudanya Ateşkes Anlaşması imzalandı.

Mudanya Ateşkes Anlaşması'nın Hükümleri

- 14-15 Ekim gecesinden itibaren silahlı çatışmalar durdurulacaktı.

- Yunanlar, 15 gün içinde Doğu Trakya'yı boşaltacaktı.

- Yunanlardan boşalan yerlere Itilaf Devletleri birlikleri girecek, onlar da en geç 30 gün içinde Trakya'yı Türklere teslim ve devredeceklerdi.

- Meriç'in Batı yakası Karaağaç da dahil olmak üzere Itilaf Devletleri tarafından denetlenecekti.

- Barış anlaşması imzalanana kadar TBMM Hükümeti, Doğu Trakya'da 8000 jandarma bulunduracaktı.

- Istanbul ve Boğazlar, TBMM Hükümetinin yönetimine bırakılacaktı. Istanbul ve çevresinde Türk yönetimi kurulacak, TBMM Hükümetinin temsilcisi Istanbul'a gelecekti. Itilaf Devletleri Istanbul'u barış anlaşmasından sonra boşaltacaklardı.

! Bu madde Itilaf Devletlerinin Osmanlı Devleti'nin yıkıldığını resmen kabul ettiklerinin göstergesidir.

- Türkler, Mudanya Ateşkes Anlaşması'nda öngörülen sınırlar içinde Anlaşma Devletlerinin askeri birliklerinin bulundukları yerlere gitmeyeceklerdi.

Mudanya Ateşkes Anlaşması'nın Önemi

- Batı Cephesi kapandı.

- Kurtuluş Savaşı'nın silahlı mücade dönemi sona erdi.
- Lozan Konferansı'nın toplanmasının zemini oluştu.

- Savaşmaya gerek kalmadan Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Boğazlar ve Istanbul kurtarıldı.


4. ÜNITE ÇAÄžDAŞ TÜRKIYE YOLUNDA ADIMLAR


LOZAN KONFERANSI VE ANTLAŞMASI (24 TEMMUZ 1923)

Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması ve ardından Mudanya Ateşkes Anlaşması'nın imzalanması Lozan Konferansı'na ortam hazırlayan en önemli gelişmelerdi.

TBMM'nin konferansın Izmir'de toplanma önerisini, tarafsız bir ülkede yapılmasını öne sürerek reddeden Itilaf Devletleri konferans için Isviçre'nin Lozan şehirini önerdiler. TBMM bu öneriyi kabul etti.

Itilaf Devletlerinin konferansa yönelik temel hedefleri, Sevr Anlaşması'nın temel hükümlerini içeren bir barış anlaşmasının imzalanmasını sağlamaktı.

TBMM Hükümetinin konferanstan temel beklentisi, Misakımilli sınırları içerisinde özgür ve bağımsız yeni bir Türk devletinin kurulduğunu kabul ettirmekti.

Lozan Barış görüşmeleri 20 Kasım 1922'de başladı.

- Sevr Antlaşması'nın temel hükümlerinin TBMM'ye kabul ettirilmesini amaçlayan Itilaf devletleriyle, Türk-yunan sınırı, Boğazların statüsü, Türk-Irak sınırı, kapitülasyonlar, doş borçlar ve savaş tazminatı gibi çok öenmli konularda  anlaşma sağlanamaması üzerine görüşme kesildi. ( 4-5 Şubat 1923)

- Türk ordusunun Boğazlar ve Musul üzerine herekata hazırlanması üzerine yeniden savaşın eşiğine gelindi. Dumurun ciddiyetini gören Anlaşma Devletleri konferansı yeniden başlatma gereksinimi duydular. (24 Temmuz 1923)

- Lozan'da sadece bir barış düzenlenmemiş, aynı zamanda Türkiye ile Batılı devletlerin siyasal, hukuksal ve sosyal ilişkileri yeni baştan düzenlenmiştir
LOZAN ANTLAŞMASI'NIN ESASLARI

Sınırlar

a) Suriye Sınırı: 20 Ekim 1921'de Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması'nda saptandığı şekliyle kalacak.

b) Irak Sınırı: Musul sorunu nedeniyle Türkiye ve Ingiltere arasında anlaşmaya varılamadı. Bu sınırın konferans sonrasında Türk ve Ingiliz hükümetleri tarafından çizilmesini kararlaştırdı.

c) Yunanistan Sınırı: Trakya ile ilgili bu sınır için Mudanya Ateşkesi'nde belirtildiği gibi Meriç Nehri esas olacaktı. Balkan Savaşları ile kaybedilen Batı Trakya Yunanistan'a kalırken, Doğu Trakya Türkiye'ye bırakıldı.

ç) Bulgaristan Sınırı: Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında 1913'te imzalanan Istanbul Antlaşması ile çizilen sınır geçerli sayıldı.

d) Adalar: Imroz ve Bozcaada Türkiye'ye bırakıldı. Midilli, Sakız ve Sisam adalarının Yunanistan'da kalması kabul edildi. Buna karşın Yunanistan, Türkiye'ye bu yakın adalarda askeri tesisler kuramayacaktı.

e) Oniki Ada ve Rodos Italya'ya verildi.

Kapitülasyonlar

Adli, mali ve idari alanlarda yabancılara tanınan tüm ayrıcalıklara son verildi.

! Lozan Antlaşması'ndaki en önemli kazanımlarımızdan birisidir. Kapitülasyonların kaldırılmasıyla ulusal bağımsızlık doğrultusunda çok önemli bir adım daha atılmış, lulusal ekonomimizin gelişmesinin koşulları da oluşturulmuş oldu.

Azınlıklar

Türk devletinin sınırları içerisinde yaşayan gayrimüslimlerin tümü Türk vatandaşı sayıldı. Böylece azınlıklar sorunu çözümlenmiş oldu. Batılı devletlerin iç işlerimize azınlık haklarını gerekçe göstererek müdahale etmeleride engellenmiş oldu.

Nüfus Değişimi

Batı Trakya'daki Türklerle Istanbul'daki Rumların dışındaki Türkler ve Rumlar yer değiştireceklerdi.

Savaş Tazminatı

Birinci Dünya Savaşı nedeniyle Türkiye'den istenen savaş tazminatı kabul edilmedi. Kurtuluş Savaşı'nda Türkiye'ye zarar veren Yunanistan ise savaş tazminatı ödemeyi kabul etmiştir. Bunun için Karaağaç'ı Türkiye'ye bırakacaktı.

Borçlar

1854'ten itibaren Osmanlı Devleti'nin yaptığı borçlar Osmanlı Devleti'nin toprakları üzerinde kurulan devletler arasında paylaştırıldı. Türkiye payına düşen borçları kağıt para esasına göre taksitle ödemeyi kabul etti.

Boğazlar

Boğazların yönetimi, başkanlığını Türklerin yapacağı uluslar arası Boğazlar Komisyonu'na bırakıldı. Boğazların tüm devletlerin gemilerine açık olması ve her iki yakasında da asker bulundurulmaması kararlaştırıldı.

Fener Rum Patrikhanesi

Türkiye, Patrikhane'nin Istanbul'dan çıkarılması için uğraşmışsa da başarılı olamamıştır. Fener Rum Patrikhanesi, Istanbul'da kalacaktı.

Istanbul'un Boşaltılması

Işgal devletleri anlaşma tarihinden sonra altı hafta içinde Istanbul'u boşaltacaklardı.

Yabancı Okullar

Bu okulların Türk hükümetine bağlanması kararlaştırıldı.

Lozan'da Çözümlenemeyen (Yarım Kalan) Konular:
1-    Boğazlar sorunu ( Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile çözülecek)
2-    Musul Sorunu (Ingiltere ile sonra görüşmek üzere bırakıldı. Ancak alınamadı)
3-    Hatay Sorunu ( Fransızlarla 1939'da imzalanan Ankara Antlaşması ile Türkiye'ye bağlandı.)

Önemi:Yeni Türk Devleti'ni bütün devletler tanımış oldular. Siyasî bağımsızlık yanında ekonomik bağımsızlık elde edildi. M. Kemal ülkeyi kalkındırmak ve geliştirmek için Inkılaplar dönemini başlatmasını sağladı

LOZAN ANTLAŞMASI'NIN ÖNEMI

- Pek çok devlet tarafından imzalanan ve günümüze kadar gelen bu antlaşma ile yeni Türk devleti, uluslar arası alanda resmen tanınmıştır.

- Türkiye'nin bağımsızlığını ve egemenliğini sınırlayıcı engeller ortadan kaldırılmıştır.

- Osmanlı Devleti'nden kalan asırlık sorunlar çözüme kavuşturulmuştur.

- Borçlar dışında Osmanlı Devleti'nin yaptığı tüm antlaşmalar geçersiz sayılmıştı.

- Misakımilli büyük oranda gerçekleştirildi.

- Lozan Antlaşması, Orta Doğu'nun en önemli bölgesinde sürekli bir barış ve güvenlik sağlayıp sürdürerek bölge ve dünya barışına da katkıda bulundu.

- Türk Kurtuluş Savaşı ve onun diplomatil şaheseri olan Lozan Antlaşması, sömürgeci devletlerin baskısı altında olan, sömürülen mazlum uluslara yol gösterici olmuştur.

- Gazi Mustafa Kemal'e göre Lozan Antlaşması “Türk ulusu aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması'yla tamamlandığı sanılmış, büyük bir suikastın yıkılışını bildirir bir belgedir. Tarihte benzeri görülmemiş bir siyasal zaferdir.”

SIYASAL ALANDA YAPILAN INKILAPLAR

Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922) :
- Saltanatın kaldırılma nedenleri: Lozan görüşmelerine çağrılarak ikilik yaratmayı önleme, Kurtuluş Savaşında padişahın olumsuz tutumu ve M. Kemal'in yeni kurulan devlette saltanat yerine Cumhuriyeti istemesidir.
- Lozan'a Istanbul hükümeti de çağrılınca M. Kemal Lozan Antlaşması öncesi saltanatla halifeliği ayırarak saltanatı kaldırdı. Son padişah Vahdettin ülkeyi terk edince halife olarak Osmanlı soyundan gelen Abdülmecit Efendi halife oldu.
Sonuçları: 1- 623 yıllık Osmanlı Devleti resmen sona erdi.   2-Padişah Vahdetti kaçarak Ingilizlere sığındı.
3- Itilaf Devletlerinin ikilik çıkarma oyunları sona erdi.         4- Cumhuriyetin ilanı için zemin hazırladı.
5- Laikliğe geçişin ilk adımıdır.


II. TBMM'NIN AÇILMASI(11 AÄžUSTOS 1923)
23 nisan 1920 de açılan birinci TBMM 1923 e kadar görev yaptı.
Bu  meclisin öncelikli hedefi ulusal bağımsızlığı ve onun programı olan misakımilli'yi gerçekleştirmekti.
Savaş koşullarında görev yapan farklı dünya görüşlerine sahip milletvekillerini
Ulusal bağımsızlık hedefinde birleştiren birinci TBMM  ulusal bağımsızlığı gerçekleştirdi.yeni kurulan türk devletinin uluslar arası düzeyde tanınmasını sağlayacak  diplomatik başarılara damgasını vurdu.
Ancak aynı süreçte yıprandı.özellikle kurtuluş savaşının askeri boyutunun tamamlanmasından sonra uyguladığı meclis hükümeti sistemine de bağlı olarak hükümet krizleri yaşamaya başladı.
Mustafa kemal  yıpranan bu meclise yeni türk devletini her alanda yeniden ve çağdaş uygarlık hedefine uygun bir şekilde yapılandırmanın mümkün olmadığı gerçeğinden de hareketle 1 nisan 1923 de TBMM yi feshederek ülkeyi seçime götürdü. Böylece birinci TBMM sona ermiş oldu.
Yapılan seçimlerin sonucunda belirlenen milletvekillerinin katılımıyla yeni meclis 11 ağustos 1923 te göreve başladı.11 ekim 1927 ye kadar görev yapacak olan bu meclis çalışma dönemi dikkate alınarak ikinci TBMM  yaptığı yeniliklere dayanılarak da inkılap olarak adlandırıldı.

II.TBMM DÖNEMI
Ikinci TBMM çalışmalara başladıktan hemen sonra;
Lozan barış anlaşması onaylandı(23 ağustos 1923)
Istanbul itilaf devletlerinden devralındı
Ankara başkent ilan edildi(13 ekim 1923)

Başkent Ankara:

M.Kemal Sivas kongresinden sonra (27 Aralık 1919) temsil heyeti ile Ankara'ya gelmişti. Savaşı buradan yönetti, meclisi burada açtı.Ankara başkent gibi konumdaydı. M.Kemal Ankara'nın resmi olarak başkent olmasını istedi. 13 ekim 1923 tarihinde tek maddelik kanun teklifi ile “Türkiye Devleti'nin başkenti Ankara'dır.” Ifadesi anayasamızda yerini aldı.

CUMHURIYETIN ILANI(29 EKIM 1923)
Cumhuriyetin ilanını hazırlayan nedenler
Birinci TBMM nin açılmasıyla ulusal egemenliğe dayanan yeni bir türk devletinin temelleri atılmıştı.ancak, ulusal birliğe zarar vereceği kaygısı ile rejim tartışmalarından özenle kaçınıldığı için yönetimin adı açıkca ifade edilmemişti.
Saltanatın kaldırılmasından sonra yönetimle ve devlet başkanlığıyla ilgili tartışmaların yoğunlaşması  bu konulardaki belirsizliğin aşılmasını zorunlu kılmış.
Kurtuluş savaşının askeri boyutunun tamamlanmasından sonra hükümet krizlerinin yaşanması ikinci TBMM açıldığı halde uygulanmakta olan meclis hükümeti sistemine bağlı olarak krizin aşılmaması cumhuriyetin ilanını gerekli kıldı.
1923 ekiminde yaşanan ve sonbahar bunalımı olarak adlandırılan yeni hükümetin kurulamaması sorunu,cumhuriyetin ilanını hızlandıran en önemli olaydır.bu hükümet bunalımını cumhuriyet ilanı için elverişli bir fırsat sayan Mustafa kemal ve bazı arkadaşları 28 ekimde cumhuriyetin ilanına karar vermişler ve 29 ekim 1923 te meclis kararı ile cumhuriyet ilan edilmiştir.
Cumhuriyetin ilanı ile;
Yeni türk devletinin yönetiminin adı konulmuş ve bu konudaki belirsizlik büyük oranda giderilmiş oldu.
Mustafa kemal onaylamaya katılan tüm milletvekillerinin oyunu alarak cumhurbaşkanı oldu.
Başkanlık makamı oluşturuldu.Buna bağlı olarak meclis başkanlığıyla hükümet başkanlığı görevleri birbirinden ayrıldı.ilk başbakan ismet bey ,cumhuriyet döneminin ilk meclis başkanı da fethi Okyar oldu.
Meclis hükümeti sisteminden bugün de uygulanmakta olan kabine sistemine geçilerek daha uyumlu bir hükümetin oluşturulması sağlandı.
Meclis hükümet sisteminde cumhurbaşkanı ve başbakan yoktu.bakanlar tek tek  meclis tarafından seçiliyordu.bakanları görevden alma yetkisi de TBMM ye aitti.
Kabine sisteminde ise cumhurbaşkanı,başbakanı hükümeti kurmakla görevlendirir,başbakan da bakanlar kurulunu oluşturup cumhurbaşkanının onayına sunar.liste cumhurbaşkanınca onaylanır, TBMM de güvenoyu alırsa hükümet kurulmuş olur.TBMM kabine sisteminde de  bakan ya da bakanları görevden alma yetkisine sahiptir.

HALIFELIĞIN KALDIRILMASI(3 MART 1924)
Halifeliğin kaldırılmasının nedenleri
Ulusal egemenlik ilkesine dayalı laik cumhuriyet anlayışı ile halifelik kurumunun çelişmesi
Halifeliğin varlığının inkılaplar için bir engel oluşturması
Inkılap karşıtlarının halife Abdülmecit efendinin etrafında toplanmaya başlaması ve bu durumun yönetimi tehdit etmesi
Halifenin temsil ettiği ümmet anlayışının ulus ve ulusal egemenlik anlayışına ters düşmesidir.
Bu nedenlerle 3 mart 1924 te meclis kararı ile halifelik kurumu kaldırıldı.bu kurumun kaldırılması ile ;
Yönetimle ilgili tartışmalar  bütünüyle sonlandırıldı
Devlet düzeninin laikleştirilmesine ilişkin önemli bir adım daha atılmış oldu
Cumhuriyet karşıtı çevreleri cesaretlendirecek ve birleştirecek bir kurumun kaldırılmasıyla  cumhuriyet daha da güçlendirilmiş oldu
Inkılapların gerçekleştirilmesinin önündeki ciddi bir engel daha kaldırılmış oldu

Halifeliğin kaldırıldığı gün TBMM DE ÇIKARILAN DIÄžER KANUNLARLA;
ŞERIYE VE EFKAF VEKALETI(BAKANLIÄžI)KALDIRILDI.

Bu bakanlığın kaldırılması ile devlet uygulamalarının  dinsel açıdan denetlenmesi  uygulamasına son verildi. Aynı zamanda devlet düzeninin laikleştirilmesi doğrultusunda yeni bir adım daha atılmış oldu.
Erkan-ı harbiye umum vekaleti kaldırıldı.
Savaş bakanlığı olan bu vekalete  ordudan atama yapılıyordu.Bakanlar kurulu siyasi bir kurum olduğu için bu durum ordunun siyasetin içinde olması gibi ciddi bir olumsuzluk taşıyordu.bu bakanlık kaldırılarak silahlı kuvvetlerin asıl görevi olan yurt savunmasına bütünüyle ağırlık vermesi ve siyasetten uzaklaştırılması hedeflenmiştir.
Tevhid-i tedrisat kanunu ile eğitim ve öğretim  kurumları milli eğitim bakanlığı çatısı altında birleştirildi.
Bu yasaya bağlı olarak medreseler kapatıldı.böylece cumhuriyet rejimi karşıtı kuşakların yetiştirilmesi önlenirken eğitim de laikleştirilmiş oldu.
Osmanlı hanedanı sınır dışı edildi.
Bu yasayla Osmanlı hanedanının  ileride saltanat ve hilafet iddiasında bulunarak toplumsal birlik ve beraberliğe ,cumhuriyetçi yönetime zarar vermeleri engellenmek istendi.

Türkiye nin Laikleşme Aşamaları

I.saltanat ın kaldırılması (1922)
2.halifeliğin kaldırılması (1924)
3.şeriye ve efkaf vekaletinin kaldırılması (1924)
4.tevhid-i tedrisad kanunu (1924)
5.medreselerin kapatılması (1925)
6. kılık kıyafet (şapka) kanunu (1925)
7. tekke ve zaviyelerin kapatılması (1925)
8. türk medeni kanununun kabulü (1926)
9.1924 anayasasında yer alan devletin dini islamdır. Hükmünün anayasadan çıkarılması (1928)
10.peçe ve çarşaf giymenin yasaklanması (1935)
11. anayasaya laiklik maddesinin koyulması (1937)
12. milletvekili andındaki dinsel ifadelerin çıkarılması

1924 Anayasasının Kabulü (Teşkilat-i Esasiye 24 nisan)
1921 anayasasının kısa ve sadece savaş koşullarının ihtiyacını karşılayacak bir niteliğe sahip oluşu geçen süreç içinde yeni bir anayasanın varlığını zorunlu kılmıştır.
1921 anayasası yalnızca TBMM nin çalışma esaslarını belirlemiş ,seçim kanunu ,temel hak ve özgürlükler gibi konulara o günün koşullarında yer vermemiştir.   Bu eksikliğin giderilmesi 1924 anayasası ile mümkün olmuştur.
1924 anayasasının temel özellikleri
1924 anayasasında ,1921 anayasasında yer alan ulusal egemenlik ,TBMM nin üstünlüğü, tek meclis ve güçler birliği ilkesi yine yer almıştır.
Anayasanın 1. maddesine göre Türkiye devletinin  yönetimi cumhuriyettir.
2. maddesine göre Türkiye devletinin dini Islam, dili Türkçe başkenti Ankaradır
Egemenlik kayıtsız koşulsuz milletindir ve bu egemenliğin tek temsilcisi TBMM dir
Yasama hakkı meclise verilirken yürüme yetkisi cumhurbaşkanına ve onun seçtiği başbakan ile bakanlar kuruluna verildi.Yargı da  bağımsız mahkemelere bırakdı.
Cumhurbaşkanı TBMM içinden dört yıl için seçilecektir.aynı kişi üst üste cumhurbaşkanı seçilebilecektir.
Seçmen yaşı 18 dir.
Kırk bin kişi bir milletvekili seçecektir.
1924 anayasasında süreç içerisinde yapılan değişiklikler
1928 yılında devletin dini islamdır maddesi çıkarılmış,böylece anayasa laikleştirilmiştir.
Seçmen yaşı 22 ye yükseltilmiştir
1934 te kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir
1937 de Atatürk ilkeleri anayasaya alınmıştır.
1924 anayasası 1960 askeri müdahalesine kadar yürürlükte kaldı. Anayasalcılık tarihimizde en uzun süre yürürlülükte kalmış olan anayasadır.

Çok partili siyasal yaşama geçiş denemeleri
Belirli bir siyasal program üzerinde birleşmiş olan kişilerin ve bu programı gerçekleştirmek    için siyasal iktidarı ele geçirmek amacıyla bir araya gelerek kurdukları örgütlere parti adı verilir.
Türkiyede çok partili  yaşama ilk kez ıı. Meşrutiyet döneminde geçilmiş fakat Osmanlı devletinin yıkılması ile bu partiler de kapanmıştır.
Ulusal kurtuluş savaşı sırasında ulusal bütünlük ve birliğe zarar vermemesi için siyasal partilerin kurulmasına izin verilmedi.ancak TBMM  içinde Mustafa kemal yandaşları müdafaa-i hukuk grubu kurarak örgütlenmişlerdir.karşıt görüşlerde 2. grup olarak örgütlenmiştir.bu gruplar cumhuriyet döneminin siyasal partilerinin de temellerini oluşturdular.

Cumhuriyet halk fırkası (partisi)
Yeni türk devletinin ilk siyasal partisidir
Birinci TBMM içinde yer alan müdafa-i hukuk grubunun devamı olarak 9 eylül 1923 te Mustafa Kemal in önderliğinde remen kurulmuştur.1938 e kadar başkanlığını Atatürk yapmıştır.
Atatürk inkılaplarını gerçekleştiren partidir.
Partinin ekonomide izlediği temek ilke devletçiliktir
Günümüzde de siyasi varlığını sürdüren Türkiye nin en uzun ömürlü partisidir

Terakkiperver cumhuriyet fırkası
Türkiye nin ilk muhalefet partisidir
Ordunun siyasetten ayrılmasından sonra askerlik görevinden ayrılan ve CHF içinde yeralan kazım Karabekir,rauf okbay ,refet bele,ali fuat cebesoy,adnana Adıvar tarafından kurulmuştur.
Iktidarı cumhuriyet halk fırkasının uygulamalarına karşı olan bu parti eski ittihatçılar ile saltanat ve hilafet yanlıları tarafından desteklenmiştir.
Yeni türk devletinin bu ikinci siyasal programında Parti dini inançlara saygılıdır . maddesi yer lamaktaydı.bu madde inkılaplara karşı olan çevrelerin kısa zamanda yeni partide örgütlenmelerine yol açtı.
Parti, ekonomide devletin mudahaleci ve yatırımcı olmasını reddeden ekonominin özel girişimcilere dayanmasını kabul eden liberalizmi savunuyordu.
Terakkiperver cumhuriyet fırkası 13 şubat 1925 te şeyh sait önderliğinde çıkarılan ve temel amacı cumhuriyetçi rejimini yıkmak olan ayaklanmadan sorumlu tutularak haziran 1925 te kapatıldı .

Serbest cumhuriyet fırkası
Terakkiperver cumhuriyet fırkasının kapatılmasından sonra ülke bir süre muhalefetsiz olarak cumhuriyet halk fırkası tarafından yönetilmiştir.
Bu durum demokrasi ve cumhuriyet ilkelerine aykırıydı.hükümetin denetlenmesinide zorlaştıran bu durum yeni bir partinin kurulmasını zorunlulu kılmıştır.
Mustafa kemal'in arkadaşı 12 ağustos 1930 da fethi okyara kurdurduğu serbest cumhuriyetçi fırkanın kurucuları cumhuriyetçi yönetime inkılaplara bağlı insanlardı.iktidardaki cumhuriyet halk fırkasından en önemli farklılıkları ekonomide liberal politikaları savunmalarıydı.
Par ti laik cumhuriyet anlayışını ve bütün Atatürk inkılaplarını benimsemesine rağmen kurucuların idaresinin dışında kısa sürede,yönetime ve Atatürk'e karşı olanların sığındığı bir partiye dönüştü.
Parti teşkilatının gericilerin eline geçmesi ve pek çok yerde dinsel gösterilerin yapılamsı üzerine fethi bey gelişmelerden rahatsız oldu ve  17 kasım 1930 da partisini kapattı.
Terakkiperver cumhuriyet fırkasının kurulmasından sonra şeyh sait ayaklanmasının çıkması ,serbest cumhuriyet fırkasının kapatılmasından hemen sonra menemen ayaklanmasının çıkması toplumun henüz çok partili hayata geçmeye hazır olmadığını ortaya çıkarttı. Bu nedenle ikinci dünya savaşınında etkisiyle (1930-1945) çok partili sisteme geçiş uzun süre ertelendi .1946'da cumhuriyet halk partisinden ayrılan celal Bayar, Adnan menderes ve fuat köprülü nün öncülüğünde kurulan demokrat parti ile çok partili rejime geçildi.

Cumhuriyet i yıkmaya yönelik girişimler
Şeyh Sait isyanı(13 şubat 1905)

Diyarbakır'ın Piran ilçesinde şeyh sait in önderliğinde çıkartılan kısa sürede doğu Anadolu nun önemli bir bölümünü kapsayan ve cumhuriyeti yıkmayı amaçlayan ayaklanmadır.
Ayaklanmanın nedenleri
Laik cumhuriyet karşıtlarının saltanat ve halifeliğin kaldırılması ile cumhuriyet in ilanı gibi inkılaplara tepki göstermeleri
Terakkiperver cumhuriyet fırkasının dinsel duyguları kullanarak propagandalar yapması ve eski yönetim yanlılarını partide toplaması
Şeyh sait ve yandaşlarının doğuda teokratik bir devlet kurmak istemeleri
Musul ve orta doğu petrol bölgelerini bırakmak istemeyen Ingilterenin ,şeyh sait ve çevresini kendi çıkarları doğrultusunda kullanıp Musul konusunda Türkiye 'yi güç durumda bırakmak için ayaklandırmasıdır.
Ayaklanma karşısında alınan önlemler
Hükümet, dini cumhuriyetçi yönetimi yıkmak için araç olarak kullananların vatana ihanetle yargılanacaklarını ilan etti
Başbakan fethi bey ayaklanmayı bastıracak tedbirler almayınca görevinden ayrıldı.yerine ismet Inönü başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu.
Yeni hükümet takrir-i sükun kanunu adı verilen cumhurbaşkanına ve hükümete  olağanüstü yetkiler tanıyan yasayı çıkarttı( 4mart 1925).bu yasa ile ayaklanmanın bastırılması ve yönetimin korunması amaçlanmıştır.
Bölgesel sıkı yönetim ilan edildi
Istiklal mahkemeleri yeniden kuruldu.
Ayaklanmanın sonuçları
Ayaklanma alınan bu önlemlerle bastırıldı
Şeyh sait ve ayaklanmanın diğer önderleri yargılanarak cezalandırıldılar
Ayaklanmadan sorumlu tutulan terakkiperver cumhuriyet fırkası kapatıldı
Şeyh sait ayaklanması Musul sorununu çözmek ,için planlanan askeri harekatın yapılmasını önlemiş,1926'da Ingiltere ile Ankara  antlaşmasının imzalanarak musuldaki haklarımızdan vazgeçip Türkiye-ırak sınırının Misakımilli hedeflerine aykırı olarak çizilmesine de  neden olmuştur.
Şeyh sait ayaklanması siyasal ve toplumsal koşulların henüz çok partili düzen için uygun olmadığını ortaya çıkartmış ve çok partili sisteme geçişin ertelenmesine neden olmuştur.
MUSTAFA KEMAL'E SUIKAST GIRIŞIMI
Terakkiperver cum. Fırkasının kapatılmasından sonra muhalif grupboş durmamış ve yönetim aleyhinde çalışmalarını gizliden gizliye sürdürmüştür.mustafa kemal'i ortadan kaldırmadan cumhuriyetçi yönetimi yıkma hedefine ulaşamayacaklarını gören bu çevreler Mustafa kemal'e suikast yapmayı kararlaştırdılar.
Eski milletvekillerinden ziya Hurşit,Manisa milletvekili şükrü,eşkişehir milletvekili arif ile bazı eski ittihatçılar suikast planını hazırlayan kişilerdi.
Suikast Mustafa kemal'in izmir'e düzenlediği seyahat sırasında gerçekleştirilecekti.ancak Giritli şevki'nin ihbar etmesi üzerine  suikastçılar yakalanıp Istiklal mahkemelerinde yargılandılar.

MENEMEN OLAYI(23 aralık 1930)
Ayaklanmanın temel nedeni, laik cumhuriyet karşıtlarının ve yapılan inkılaplar nedeniyle çıkarları zedelenenlerin örgütlenerek eski düzene dönmek istemeleridir.
Menemen de bir tarikat üyesi derviş Mehmet in öncülüğünde başlayan isyan girişimi , yedek subay öğretmen Kubilay'ın engellemesiyle karşılaşmış fakat isyancılar kubilay'ı şehit etmişlerdir. Ordu kısa süredeolaya el koymuş,isyan bastırılarak bölgede sıkı yönetm ilan edilmiş,isyancılar askeri mahkemelerde yargılanıp cezalandırılmışlardır.

Şeyh sait ayaklanması ve menemen ayaklanması çok partili sisteme geçişin ertelenmesinde belirli rol oynamıştır.

HUKUK ALANINDA YAPILAN INKILAPLAR
Hukuk ,insan toplumu arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar bütünüdür.hukuk kuralları, toplumsal düzenin kurulması ve sürdürülmesi için oluşturulur.her toplumsal düzen,kendi anlayışını sürdürmek ,korumak amacıyla kurallar belirler.türkiye'de de yeni siyasi düzene uygun bir hukuk sistemine ihtiu-yaç duyulmuş,Osmanlı döneminin ikilik barındıran çağ dışı hukuk yapısını temelden değiştirme çabasına girilmiştir.
Hukuk alanında köklü değişikliği gerektiren nedenler
Hukuk kurallarını dine değil,akla ve bilime dayandırma gereksinimi: çağdaş bir devletin yönetimi cumhuriyet iken hukuk kurallarının dine dayanması büyük bir çelişkiydi.bu çelişkinin mutlaka giderilmesi gerekliydi.Türkiye'de farklı farklı etnik din ve mezhepler bulunuyordu.böylesi bir yapıda hangi etnik din ya da mezhebin kuralları geçerli kılınabilirdi?çağdaş devlet hukukunu da çağdaş hale getiren dolayısıyla laik kılan bir devlettir. Evlenme , boşanma  miras gibi konularda dinin ya da bir  mezhebin kurallarını geçerli kılma hukukta karmaşanın devamı demekti. Bu olumsuzluklara son verilmesi gerekiyordu.
Bütün vatandaşlara  aynı hukukun eşit bir şekilde uygulanması gereği: Osmanlı devleti'inde uygulanan hukuk sisteminde kadın haklarıyla ilgili kanunlar yetersizdi,eşitlik ilkesine aykırıydı.ceza hukukunun ilkel ve yetersizliği bir yana ,çağdaş ceza hukukuna da uygun değildi.ceza hukuku karmaşıktı. Azınlıklar kişisel hukuk ve aile hukukuna ait sorunları kendi din kurallarına göre çözmekteydiler.oysa Türkiye ,ulus devlet oluşturma hedefini gütmekteydi.o halde tüm vatandaşlara aynı kanunlar uygulanmalıydı.
Ulusal birliği ve bütünleşmeyi sağlama zorunluluğu:Tek bir ulu tek bir devlete dayalı siyasi yönetimi sürdürmenin birinci koşulu vatandaşlar arasında fark gözetmeyen bir hukuk sisteminin oluşturulmasıyla doğrudan ilgilidir.böylesi bir hukuk sistemi , çağdaş bir devlet olmanın temel şartıdır.
Çağdaş ve modern hayatın  gereklerine göre hukuk kurallarının oluşturulması zorunluluğu:eski hukuk sistemi çağın gelişmelerikarşısında yetersizdi. Iktisadi ve ticari hayatı düzenleyen kurallar işlemez haldeydi.
Siyasi alanda yapılan inkılaplar sayesinde  ulusal egemenliği yerleştiren Türkiye cumhuriyeti'nde ülkede yaşayan herkesin kanun önünde eşitliği sağlanabilecek güçlü bir hukuk sisteminin kurulması gerekiyordu. Atatürk'ün hukuk inkılabının en önemli yanı;çağdaş ve laik hukuk kurallarının benimsenmesiydi.bu durum aynı zamanda devletin laikleşme aşamalarına paralel gelişmeyi de beraberinde getirmiştir.

Türk medeni kanunu (17 şubat 1926)
Toplumsal  yaşamın sağlıklı bir şekilde düzenlenmesinin temelini medeni hukuk oluşturur.Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyılda Cevdet Paşa'nın başkanlığındaki hukuk heyetince hazırlanan ve medeni hukukla ilgili ilişkileri düzenleyen 'Mecelle' adlı hukuk kitabı,dinsel esaslara dayanmaktaydı.çağın koşullarına      göre de yetersizdi.yeni bir kanunun hazırlanması yıllarca sürebilirdi.bu nedenle Avrupa medeni kanunları içinde en modern ve toplumsal yapımıza en uygun olan Isviçre medeni kanununu kabul edildi.
Medeni kanunun kabul edilmesi ile:
Evlilikte tek eşlilik ve resmi nikah zorunluluğu getirildi
Kadınlara da boşanma  hakkı ve mirasta eşlik hakkı tanındı
Mahkemelerde tanıklıkta kadın-erkek eşitliği sağlandı
Kadınlara istediği mesleğe girebilme hakkı verildi
Patrikhanelerin ,azınlıkların din işleri dışındaki diğer görevleri sona erdi. Patrikhane ve konsoloslukların mahkeme kurma yetkileri kaldırıldı.
Medeni kanun ile kadın ve erkek arasında siyasal alanın dışındaki tüm alanlarda eşitlik sağlanmış oldu. Halklçılık ilkesiyle de ilgili olan bu kanun ile hukuk sistemi din   ve mezhep kurallarının yerine aklın ve bilimin esaslarına göre yeniden düzenledi. Hukuk sistemi laikleştirildi.

KADINLARA SIYASAL HAKLARIN VERILMESI
Kadınlara 13 nisan 1930 da belediye seçimlerine katılma hakkı ,5 aralık 1934 de ise milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. Böylece siyasal alanda var olan kadın erkek arasındaki eşitsizliğe son verilmiş oldu.     
Bu yasa ile  batılı pek çok ülkeden daha önce türk kadınına siyasal haklar verilmiş oldu.
Atatürk inkılaplarının amacı türkiye'yi çağdaş uygarlıklar düzeyinin üzerine çıkarmak,modern ve demokratik bir toplum oluşturmaktır.
Hukuk alanındaki diğer düzenlemeler
Medeni  yasanın kabulünden sonra hukuk sistemiyle ilgili diğer yasaların da çağdaş esaslara göre düzenlenmesi zorunlu hale geldi.
Çağdaş devletlerin  hukuk sistemleri incelenerek Türkiye'ye uygun olabilecek yasalar oluşturuldu.örneğin 8 mayıs 1923'te Isviçre borçlar kanunu ,10 mayıs 1928'de Almanya ticaret kanunu,1 temmuz 1928'den itibaren Italya ceza yasası iç hukuka göre yeniden uygulamaya başlandı.idare hukukunda ise Fransa örnek alındı.böylece hukuk sisteminde  bir bütünlük sağlandı.

Kadın haklarının dünyada ve ülkemizde tarihsel gelişimi
Fransız ihtilali ile kadın hakları konusunda ilk adımlar  atılmaya başlandı.  1789
Türk kadını ilk kez tıbbıye mektebi bünyesinde aldığı ebelik eğitimiyle sosyal yaşamda yerini almaya başladı. 1843
Türk kadını iş yaşamına ilk kez ücretli işçi olarak girdi.  1897
Türk kadınına devlet memuru olma hakkı verildi.  1913
Tevhid-i tedrisat  kanunu ile türk kadınlarına eğitim kapıları açıldı.1924
Türk medeni kanunu ile türk kadını aile içinde saygın bir konuma getirilmiş ve sosyal hayatı çağa uygun olarak yeniden düzenlemiştir.  Bu kanun ile tek eşlilik,boşanmanın yargı önünde olması,mülk edinmede,miras paylaşımında kadınında hak sahibi olması,kadınların erkeklerle eşit ücret alması sağlandı. 1926
Türkiye' de karma eğitim başladı. 1927
Türkiye' de kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı tanındı. 1930
Kabul edilen bir yasa ile türk kadınına muhtarlık ve ihtiyar heyeti üyeliği için seçme ve seçilme  hakkı tanındı.1933
Türkiye'de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. 1934
Fransada kadınlar oy kullanma hakkını elde ettiler. 1946
Italya'dakadınlar seçimlere ilk kez katıldılar.birleşmiş milletler insan haklarıevrensel bildirgesi kabul edildi.1948
japonya'da kadınlar seçme haklarını elde ettiler 1950
isviçre'de kadınlar seçme ve seçilme haklarını elde ettiler 1971
birleşmiş  milletlerin kadın statüsü komisyonunca hazırlanan  kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi yürürlüğe girdi 1981
Türkiye ,birleşmiş milletlerin kadın statüsü komisyonunca (CEDAW) hazırlanan kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi imzalandı.1985
Türk medeni kanunu yenilendi .2002

EĞITIM KÜLTÜR ALANINDA YAPILAN INKILAPLAR
Atatürk'e göre eğitim sistemi;
Ulusal amaçlara hizmet etmeli,ulusal bilinci ve ulusal bağımsızlık duygusunu aşılamalıdır.(ULUSAL)
Çağın gereklerine ve gelişmelerine  açık olmalı ,çağdaş sistemlere dayanmalıdır(ÇAÄžDAŞ)
Akla ve bilime dayanarak araştırma duygusu yaratmalıdır(LAIK)
Kız erkek ayrımı yapılmadan herkese eşit eğitim hakkı tanınmalıdır.(DEMOKRATIK)
Eğitim, verilen ilkelere uygun olarak belli bir merkezde milli eğitim bakanlığınca belirlenmeli ve denetlenmelidir(MERKEZIYETÇI)

Tevhit-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu aldı (3 Mat 1924).
Tevhit-i Tedrisat Kanunun kabul edilmesiyle medreseler kapatıldı. Bütün okullar milli eğitim bakanlığına bağlandı. Eğitim sistemi de millileşti. Laik eğitim benimsendi.
Milli eğitimin Esasları: 1- Eğitim öğretim işleri Milli Eğitim Bakanlığınca yürütülür.
2- Eğitim sistemi laiktir, milli kültür birliğini sağlamayı amaçlar.
3- Karma eğitim esastır.
4- Herkes ayrım yapılmaksızın eğitim hakkından yararlanır.
5 Ilköğretim parasız ve zorunludur. 
6- Eğitimle etkin, faydalı ve verimli vatandaşlar yetiştirmeyi hedefler.
7- Öğretim programları çevre koşullarına çağın gerekliliğine uygundur.
8-eğitim programları milli birlik ve dayanışmayı güçlendirecek ve bilimsel çalışmalara yeniliklere uygundur.

Medreselerin kapatılması
Tevhid-i tedrisat kanunu (öğretim birliği yasası)ile bütün eğitim kurumları milli eğitim bakanlığına bağlanınca  gereksiz diğer kurumlarında  kaldırılması gündeme geldi. Medreseler aynı zamanda toplumda kültür çatışmasına  zemin hazırlayan cumhuriyetçi yönetim karşıtı kuşaklar yetiştiren çağ dışı kurumlardı.
Medreselerin kapatılmasıyla eski düzen yanlısı kuşaklar yetiştirme imkanıda ortadan kalktı. Kısa bir süre sonra 2 mart 1926'da maarif teşkilatı hakkındaki kanun kabul edildi . böylece günümüz eğitim sisteminin temelleri atılmış oldu.
Yeni harflerin kabulü (1kasım 1928)
Osmanlı devleti döneminde  Türk halkı Türkçe düşünüp konuşup Arapça yazmak zorundaydı.
Arapçanın Türkçeye uyumlu olmaması okuma ve yazmayı zorlaştırmıştı.bu nedenlerle  Latin harfleri örnek alınarak teni türk alfabesi oluşturuldu.
Bu inkılapla birlikte ;
Yeni harfleri öğretmek için millet mektepleri açıldı
Okuma  ve yazma oranı arttı
Ülke genelinde eğitim seferberliği başlatıldı
Kitap sayısı arttırıldı
Batı kültürü ile yakınlaşma sağlandı
Türk  tarih kurumunun açılması
Osmanlı devleti döneminde tarih yazıcılığı ,Islam dönemi ve Osmanlı hanedanının tarihi ile sınırlıydı. Bu eksik ve yanlış olan tarih anlayışının aşılması Orta asya'ya kadar uzanan türk tarihinin ve türklerin uygarlığa yaptıkları katkıların bilimsel yöntemlerle ortaya çıkartılması ve ulusal tarih bilincinin oluşturulması için 15 nisan 1931'de  atatürk'ün öncülüğünde türk tarih kurumu açıldı.
Türk dil kurumunun  açılması
Osmanlı devleti döneminde türk diline başta Arapça ve farsça olmak üzere pek çok sözcük karışmıştı.Türk dilinin ve kültürünün gelişimini engelleyen bu olumsuzluğu ortadan kaldırmak  türk dilini sadeleştirmek ve yeni Türkçe sözcükler üretmek dilimizi bilim haline getirmek için türk dil kurumu açıldı.
Türk tarih kurumu ile türk dil kurumunun açılması ulusal kültürümüzün geliştirilmesiyle ilgili olan inkılaplardır.

Üniversiteler
Medreselerin kapatılması ile yükseköğrenim için çağdaş ,laik okullar açmak ve yaygınlaştırmak gerekliydi.nitekim bu amaçla 1 ağustos 1933'te darülfunun kapatılarak yerine Istanbul üniversitesi açıldı. Modern bilime açık bu üniversitede alman bilim adamları da görev aldı.yine aynı yılda Ankara'da dil ve tarih coğrafya fakültesi ,yüksek ziraat enstitüsü ,fen fakültesi , kamu yönetimine yönetici yetiştirmek
Amacıyla mülkiye açıldı.
Halkevleri ,güzel sanatlar akademisi ve devlet konservatuvarı gibi kurumlar açıldı. Böylece kültürün sürekliliği ve gelişimi için önemli adımlar atılmış oldu.

TOPLUMSAL YAŞAYIŞIN DÜZENLENMESI ALANINDA YAPILAN INKILAPLAR
Tekke zaviyelerin ve türbelerin kapatılması( 30 kasım 1925)
Osmanlı devletinin kuruluşunda önemli yararları görülen bu kurumlar zamanla yozlaşarak asıl amacından uzaklaştı. Dinsel sömürü merkezleri konumuna dönüştüler. Halkın batıl inançlarını kullanan bu kurumlar , giderek ekonomik ve sosyal hatta siyasal güç haline geldiler .
Cumhuriyet ve devrimlerine karşı çıkan , devlet işlerine ve siyasete karışan bu kurumlar son verilmesiyle ;
Şeyhlik,dervişlik ,müritlik, dedelik,muskacılık,seyitlik,çelebilik, falcılık, üfürükçülük gibi unvanların kullanılması yasaklandı.
Padişah ve büyük bilginlerin türbeleri ise kültür ve sanat eserleri olarak görüldüğünden , ziyarete açık tutuldu.

Kıyafette değişiklik
Devletin, hukukun, eğitim ve kültürün laikleşmesi yolunda atılan adımlarda bir bütünlük sağlaması iççin insanların kılık ve kıyafetlerin de çağdaş biçimde olması için yapılan düzenlemedir.
Bu nedenle;
Şapka giyilmesi hakkında kanun çıkartılarak fes ve  benzeri başlıklar yasaklandı (25 kasım 1925)
3 aralık 1934'te kılık kıyafet kanunu çıkartıldı. Yasa ile her dinin en üst görevlilerinin dışındakilerin dinsel yerler dışında dinsel kıyafet giymeleri yasaklandı .
1935'te kadınların peçe takmaları ve çarşaf giymeleri yasaklandı .

Soyadı kanununun kabulü(21 haziran 1934)
Batı ülkelerinde  günlük hayatın zorunlu bir parçası olan soyadı kullanılmaktaydı.türkiye'de ise ailelerinin soyadının olmaması toplum hayatında karışıklıklara yol açmaktaydı.
Soyadı kanunu ile ;
Toplumsal ayrıcalık ifade eden  ağ,hacı,hafız,hoca,molla,efendi v,bey  ,beyefendi,paşa ,hanım , hanımefendi ve hazretleri gibi unvanların kullanımı yasaklandı.
Tüm ailelere gülünç ve ahlaka aykırı olmamak koşuluyla bir soyadı  alma zorunluluğu getirildi.
Osmanlı yöneticilerinin kendilerine hizmet edenlere verdiği sivil ,rütbe , nişan ve  madalyaları  kaldırıldı.

Zaman ağırlık ve uzunluk ölçülerinin değişmesi
Batı dünyası ile ekonomik alanda ilişkileri geliştirmeye ve uygulamalardaki ikiliklerer son vermek amacıyla gerçekleştirilen yeniliklerdi. Toplumsal yaşayışın düzenlenmesiyle   ilgili diğer değişiklikler gibi  çağdaş ve  modern bir ülke yaratmak amaçlanmıştı. Bunun   için de aşağıdaki değişiklikler kabul edildi:
1 ocak 1926'dan itibaren rumi ve hicri takvimlerin yerine miladi takvim kullanılmaya başlandı
1 ocak 1926'dan itibaren uluslar arası saat sistemine geçildi
20  mayıs 19282de uluslar arası rakamlar kabul edildi
1 nisan 1931'de aqrşın ve endaze yerine metre, okka yerine de kilo kabul edildi
Hafta sonu tatili cumadan pazara alındı
Ekonomik alanda yapılan inkılaplar
Osmanlı devletinde ulusal bir ekonomi kurulmamıştı. Bunun temel nedenleri:
Türklerin askerlik ve devlet memurluklarını tercih edip ticarertle uğraşmayı küçümsemeleri ( ticarette azınlıkların daha fazla etkin olmalarınınbir nedeni de budur)
Batılı büyük devletlerle  kapitülasyon niteliğinde ticari antlaşmaların  yapılması (bunun sonucunda yabancı ülke mallarıyla rekabet edemeyen yerli sanayi çöküşe sürüklenmiştir)
Osmanlı devleti'nin sanayileşmenin dışında kalması ( bu durumun temel nedeni bilim ve teknoloji alanındaki geriliktir),
Dış borçlanmanın artması ve ödenememesi ( bu  da sonuç olarak II . Abdülmecit döneminde duyun-u umumiye idaresinin kurulmasına yol açmıştır)
Ülkenin belli başlı gelirlerinin Duyun-u  Umumiye aracılığıyla batıya aktarılması (bu durum , sanayileşmek için zorunlu olan sermaye birikiminin oluşmasını engellemiştir.)

IZMIR IKTISAT KONGRESI( 18 ŞUBAT 1923)
Ulusal bir ekonomi kurma ve bu ekonominin gelişimini sürekli kılma amacıyla 18  şubat 1923'te Mustafa kemal'in önderliğinde toplanan kongredir.
Sanayici,tüccar,çiftçi ve işçi temsilcilerinin  katıldığı bu kongrede Misak-ı Iktisat kararları kabul edildi.Misak-ı Iktisat kararlarının özü , siyasal bağımsızlık kadar ekonomik bağımsızlığında önemsendiğidir. Kalkınmada ulusal kaynaklara dayanmayı esas alan kongrede şu kararlar alındı:
toprak reformu yapılmalıdır ( ancak cumhuriyet döneminde kapsamlı bir toprak reformu gerçekleşmemiştir)
ham maddesi yurtta üretilen sanayi dalları kurulmalıdır ( burada amaç dışa bağımlılığı en aza indirmektir )
el tezgahlarından büyük fabrikalara geçilmelidir( sanayileşmenin gerekliliğinden söz edilmiştir)
özel teşebbüsün yapamadığı işleri devlet yapmalıdır (özel sektörün  gelişimine de çaba gösterilirken devletin asıl güç  olarak ekonomide yer alması istenmiştir )
özel teşebbüsü desteklemek için ona kredi açacak bir banka kurulmalıdır ( devletin finansal açıdan özel sektöre yardım etmesi istenmiştir)
demir yolları yapılmalıdır.

EKONOMI ALANINDA YAPILAN YENILIKLER
Tarım , ticaret endüstri ve bayındırlık işleri birbirlerine  bağlı olduklarından bir bütün olarak ele alınmıştır.

Tarım
Devletin ekonomik yapısı tarıma dayandığından ,ekonomik alandaki girişimlere tarımla başlanmıştır,. Tarımda belirlenen hedefler özetle ;
tarımsal üretimi arttırmak
tarımla uğraşanların yaşam standartlarını yükseltmek
tarımı gelir sağlayıcı bir duruma getirmekti.
Bu hedeflere ulaşmak için ;
aşar vergisi kadırıldı
ziraat bankası köylüye ucuz kredi sağlayacak şekilde yeniden yapılandırıldı
tarım ziraat kooperatifleri kurularak köylünün ürettiği malların en iyi şekilde değerlendirilmesi amaçlandı
yüksek ziraat enstitülerinin  kurulmasıyla tarım ürünlerinin kalitesi ve verimi arttırıldı.
Ticaret
Üretilen malların dağıtılması ve tüketicinin eline ulaştırılması süreciyle ilgili tüm ilişkilere ticaret denir. Osmanlı devleti döneminde Türklerin büyük bir bölümünün devlet memurluğunu tercih etmeleri nedeniyle ticaret daha çok gayrimüslimlerin geçim kaynağı idi.kapitülasyonlar ve ulaşım yolları ile araçlarının yetersizliği gibi nedenler ticaretin gelişmesini engellemiştir. Ticareti geliştirmek ve  türk tüccarların rekabet gücünü arttırmak amacıyla cumhuriyet döneminde şu çalışmalar yapıldı .
Türkiye iş bankası kuruldu (1924) :
Cumhuriyet döneminin özel sermayeli ilk bankası olan ve Atatürk 'ün de kurulmasında önemli katkısı bulunan bu bankayla özel girişimciye kredi sağlamak ve ulusal sermayenin gelişmesine  katkıda bulunmak amaçlanmıştır.
Kabotaj kanunu çıkartıldı(1926) : Osmanlı devleti döneminde denizlerimizdeki gemi işletme hakkı ve limanlarımızın işletilmesi yabancı şirketlere devredilmişti.ulusal bağımsızlığımızla da çelişen bu olumsuzluk lozan konferansı'nda kaldırıldı . 1 temmuz 1926'da çıkartılan kabotaj yasası ile de türk denizlerinde ve nehirlerindeki gemi işletme ve taşımacılık hakkı türk gemicilerine verildi.

Sanayi ve madencilik
Izmir iktisat kongresi 'nde  alınan kararlardan biri de sanayi kurumlarının açılmasıydı. Sanayileşmede öncelikle ülkemiz kaynaklarına  dayanma politikası benimsenmişti.
Her alanda sanayileşmenin gereğine inanılmakla beraber , bu konuda girişimlerin ilk aşamada özel sektör tarafından yapılması hedeflendi.bu amaçla 1926'da teşvik-i sanayi kanunu çıkarıldı . bu kanunun amacı , özel sermayeye dayalı olarak sanayileşmekti.ancak türkiye'de;
Özel sermayenin yetersiz olması
Teknoloji alanındaki geri kalmışlık,
Kalifiye işçi eksikliği gibi nedenlerle teşvik-i sanayi yasası amacına ulaşamadı.
1929 dünya ekonomik krizi sanayi teşvik yasası'nın hedefine ulaşamaması sanayileşme için devletçi politikaların uygulanmasını zorunlu kıldı.1933' de kabul edilen beş yılık kalkınma planı yürürlüğe girdi.bu tarihten sonra uygulamaya konan plan ile ;
19332' Sümer bank kuruldu
Kamu iktisadi teşekkülleri (KIT) oluşturuldu.

Örneğin Beykoz 'da ayakkabı ; paşabahçe' de  şişe cam; uşak'ta şeker ve çimento ; izmit'te kağıt  ve gemlikte yapay ipek fabrikaları açıldı.
1939'da ilk ağır sanayi atılımı karabük'te demir-çelik fabrikasının kurulmasıyla gerçekleşti.
1938'de elektrik işleri ve daha sonra  madenlerin işletilmesinden sorumlu olarak Etibank, maden tetkik arama enstitüsü (MTA) kuruldu.
Türkiye emlak kredi bankası (1936),deniz bank (193
,devlet ziraat işletmeleri kurumu (1938) kuruldu .
Bayındırlık ve ulaştırma
Osmanlı devleti zamanında ihmal edilen Anadolu , cumhuriyet türkiyesi'nde bir bütün kabul edilmiştir.sanayileşme ile birlikte  bayındırlık hareketleri de kısa sürede başlatıldı . yol , su  elektrik ve doğal gaz gibi alt yapı çalışmaları hızlandırıldı .başkent olması nedeniyle kamu binalarının  yapıldığı Ankara ile işgal sürecinde büyük   yıkım yaşayan Izmir , bayındırlık  alanında yapılan yatırımların yoğunlaştığı illerin başında geliyorlardı. Ulaşım alanında da  demir yollarının yapımına ağırlık verildi . yabancı şirketlerce  işletilen demir yoları satın alındı. Osmanlı döneminde ihmal edilen kara yolu yapımı hızlandırıldı .kabotaj yasası ile deniz taşımacılığının türk gemiciler tarafından yapılması sağlanırken devlet havalimanları müdürlüğü oluşturularak hava taşımacılığının geliştirilmesi de sağlandı .

Sağlık ve tıp
ilk TBMM döneminde de sağlık bakanlığı vardı .cumhuriyet döneminde toplumun sağlık sorunlarının çözümlenmesi amacıyla doktor ve ebe gibi sağlık çalışanlarının sayısı arttırıldı. Tifo , verem dizanteri gibi bulaşıcı hastalıklarla mücadele edildi .ankara'da hıfzıssıhha  enstitüsü açıldı . tıp fakülteleri ve sağlık meslek liseleri hızla yaygınlaştırıldı.

inkılaplar

 

5.ÜNITE ATATÜRKÇÜLÜK


ATATÜRKÇÜLÜÄžÜN TANIMI VE  ÖNEMI
Türk milletinin bugün ve gelecekte tam  bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması , devletin millet egemenliği esasına dayandırılması , aklın ve bilimin öncülüğünde türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi ü, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması , aklın ve bilimin öncülüğünde türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması  amacıyla temelleri yine Atatürk tarafından  oluşturulan devlet hayatına, fikir hayatına, ekonomik hayata, toplumun temel kurumlarına  ilişkin gerçekçi düşüncelere ve ilkelere Atatürkçülük denir .
Atatürkçülük , türk milletinin ihtiyaçlarından ve tarihi gerçeklerinden  doğmuş olup ilerleme ve çağdaşlaşma amacı taşımaktadır . Atatürkçülük türk milletinin kültürüne ve medeniyetine dayanan  , birbirini destekleyen düşünceler ve ilkeler topluluğudur.
Atatürkçü düşünce sisteminin oluşmasında  Osmanlı devletinin çöküşü ve Fransız ihtilalinden sonra  ortaya çıkan sonra da tüm dünyada yaygınlaşan demokrasi , insan hakları , eşitlik adalet özgürlük, milliyetçilik gibi kavram ve ilkeler etkili olmuştur. Her alanda avrupanın gerisinde kalan Osmanlı devleti , xıx . yüzyılda dağılmaya başlamıştır. Bu dönemde dünyanın büyük bir kısmını sömürgeleştiren  Avrupa devletleri Osmanlı devleti'nden siyasi, ekonomik, hukuki ve dini konularda kapitülasyonlar olarak da bilinen çok geniş ayrıcalıklar elde etmişlerdi. Osmanlı devleti  her alanda avrupa' ya bağımlı hale gelmişti.osmanlı aydınları  ve pek çok devlet adamı devleti  kurtarmak için geniş çaplı reformlara girişmişlerse de devletin  çöküşünü önleyemediler. Bir taraftan azınlık isyanları , bir taraftan Ingiltere , Rusya Fransa gibi  Avrupa devletlerinin Osmanlı topraklarını paylaşma girişimleri Osmanlı devleti'nin sonunu hızlandırdı.
xx. yüzyıl başlarında yaşanan Trablusgarp, balkan ve birinci dünya savaşı ise ağır kayıplalar sonuçlanmış , türk halkı büyük acılar çekmiştir. Osmanlı devletinin içine düştüğü bu durum Mustafa kemali derinden etkilemiş ve Atatürkçü düşünce sisteminin doğmasına  ortam hazırlamıştır .   çünkü Atatürk , türk milletlinin çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkmasını , mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmesini, kendi geleceği hakkında söz sahibi olmasını istiyordu.

ATATÜRKÇÜLÜÄžÜN NITELIKLERI
Atatürkçülük birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan aynı hedefe yönelik kendi içerisinde uyumlu ve tutarlı işleyen düşünce ve  ilkelerin oluşturduğu bir bütündür .
Atatürkçülük ,yabancı siyasi akımlar ve ideolojilerle açıklanamaz . inkılaplar ve ilkeler , türk milletinin ihtiyaçlarından  ve gerçeklerinden çıkmıştır . yabancı akımlar ve sistemlerle  bağdaştırılamaz.

Milli güç unsurları
Bir milletin , ulusal hedeflere ulaşabilmek için  kullanabileceği maddi ve manevi kaynaklarının tümüne milli güç denir. Milli gücü oluşturan unsurlar şunlardır:
Siyasi güç
Atatürkçü düşünce sisteminde siyasi güç, devlet yönetiminin milli iradeye dayanmasıdır . halk ile barışık , onun desteğini almış olan bir devlet  hem iç hem de dış politika da  etkili olabilir. Toplumsal  barış ve demokrasinin güçlendirilmesi ancak siyasi gücün etkisine bağlıdır
Ekonomik güç
Üretim biçimleri ilişkileri toplum ve devlet yaşamının temel unsurlarındandır .  ekonomisi dışında bağımlı bir devlet asla  gelişemez  . Atatürk  ' ekonomik  açıdan bağımsız olmayan devletler , siyasi ve askeri  açıdan da  bağımsız olamazlar .' sözü ile ekonominin önemini vurgulamıştır. Kapitülasyonların kaldırılması , ekonomik bağımsızlığımız doğrultusunda atılmış en önemli adımdır. Günümüzde de dünya siyasetinde  etkili olan  devletlere baktığımızda  ekonomik açıdan güçlü olma   gibi ortak bir özelliğe sahip olduklarını görürüz .
Askeri güç
Dış politikada  atatürk'ün ' yurtta barış dünyada barış' ilkesini benimsemiş olan yeni türk devleti coğrafi konumunun önemine bağlı olarak her dönem iç ve dış tehditlerle  mücadele etmek zorunda kaldı . bu zorunluluk güçlü ve modern bir orduya sahip olmasını gerktirdi . türk ordusu bir yandan  modern silah araç ve gereçleriyle  donatılırken diğer yandan da eğitime önem verilerek dünyanın en güçlü ve saygın ordularından biri haline getirildi .
Sosyokültürel güç
Bir ülkede eğitimli, kültürlü ve teknik bilgilere sahip insanların  oluşturduğu güce sosyokültürel güç denir. Milli gücün en önemli unsurudur. Bir ülkenin siyasi , ekonomik ve askeri gücü sosyokültürel gücüyle orantılıdır . her alanda  gelişmenin ve çağdaş uygarlık seviyesini yakalamanın öncü gücüdür. Bu nedenle Atatürk,  kurtuluş savaşı'nda  bir yandan düşmanla savaşırken bir yandan da maarif kongresini topladı . cumhuriyet döneminde eğitim ve kültür alanlarında devrimler yaptı.

ATATÜRK ILKELERI 
ATATÜRK ILKELERININ OLUŞTUÄžU  ORTAM

Kurtuluş savaşı'mızın zaferle sonuçlanmasından sonra  uzun yıllardan beri birçok devletle savaşmak zorunda kalan ve bu nedenle  her yönden geri kalan  bir milletin ve memleketin çağdaş ulusların seviyesine  yükseltilmesi gerekiyordu . çünkü ülke yer altı ve yer üstü kaynaklarından iyi yararlanamaması sonucunda yolsuz, okulsuz, ışıksız kaldığı gibi  hayat bilinci olarak da batının mutlu uluslarından geri kalmıştı .
Atatürk  , öncelikle toplumda millet bilincini uyandırdı . eğer bu olmazsa milleti millet yapan niteliklerin kendisine bir yararı olamazdı . bir toplumun millet olması için onun uzun bir tarihi geçmişe sahip olması , ortak değerlerinin bulunması gerekliydi .
Kurtuluş savaşından sonra  sosyal  ve ekonomik sorunların yanında rejim sorunu da vardı . Atatürk , millet egemenliğine dayanmayan bir yönetimin sorunları çözemeyeceği görüşündeydi.atatürk , milli mücadeleyi millete mal ederek kazandı . milletin görüş ve düşüncelerini TBMM'ye yansıttı.türk milletinin gerçekleştirdiği bu yeni yöntem her alanda gelişmeyi ve güçlenmeyi hedef aldığından diğer ilkelerinde ortaya çıkışına ortam hazırlamıştır.
Atatürk ilkelerinin amacı
Atatürk ilkeleri , Atatürkçü düşünce sistemini kurmak ve geliştirmek amacıyla ortaya konmuştur. Bu da devletin idealine bağlıdır . ilkelerin amacı aklın ve bilimin öncülüğünde türk milletini medeni ulusların seviyesine çıkarmaktır.

ATATÜRK ILKE VE INKILAPLARININ DAYANDIÄžI TEMEL ESASLAR
Egemenliğin millete ait olması
Atatürk ilke ve inkılaplarının temel dayanaklarından birisi de milli egemenliktir . milli egemenlik yönetme yetkisinin kaynağının  halkın iradesine dayanmasıdır. Mustafa kemal milli mücadele'yi örgütlemek için anadolu'ya geçerken milli iradeye dayanan yeni bir türk devleti kurmayı hedeflemiştir. Açılmasına öncülük yaptığı TBMM ile  bunun ilk adımını atan Mustafa kemal saltanatın kaldırılması , cumhuriyetin ilanı gibi  inkılaplarla bu hedefini de gerçekleştirdi .
Milli tarih bilinci
Tarih hem insanlığın hem  de ulusların hafızasıdır. Tarihi olmayan ya da bu hafızayı kaybeden milletlerin siyasal varlıklarını sürdürmeleri imkansızdır. Mustafa kemal türk evladı atalarının geçmişte yaptıklarını öğrendikçe  kendisine güveni artacak ve o oranda geleceğe daha güvenli ilerleyecektir .diyerek milli tarih bilincinin önemini vurgulamıştır. Bu bilince sahip olanlar  ancak bağımsızlığın önemini kavrayabilir. Ülkesini ve milletini yüceltmek ve çağdaş uygarlık seviyesine yükseltmek için coşku ve heyecan ile çalışır.
Bağımsızlık ve özgürlük
Tarih boyunca kendi vatanlarında bağımsız yaşamış olan türk milleti, başka toplumların egemenliği altında yaşamayı asla kabullenmemiştir. Mustafa kemal türk milletinin bu temel özelliğini kendi şahsında bağımsızlık benim temel karakterimdir sözüyle ifade etmiştir. Ayrıca bağımsız olmayan topluluklar asla özgür  olamazlar.
Milli kültürün geliştirilmesi
Mustafa kemal çağdaş uygarlığı yakalama ve onu aşma hedefini gösterirken bunların gerçekleştirilebilmesinin temel koşulu olarak milli kültürün korunması ve geliştirilmesinin önemini de özellikle vurgulamıştır. Çünkü milli kültürünü koruyamayan, yabancı kültürlerin etkisi altına giren bir milletin siyasl varlığını sürdürmesi mümkün değildir.
Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarma hedefi
Atatürk ilke ve inkılaplarının temel hedefi çağdaşlaşmak ve  batılaşmaktı . batılaşmanın hedeflenmesinin nedeni bilim , sanat ve  teknoloji deki öncülüğün batıda olmasındandı yoksa bu basit bir batı özentisiyle  açıklanabilecek bir hedef değildi .mustafa kemal'in türk ulusuna  gönderdiği bu hedefe ulaşmak ve daha da ileriye gitmek görevimizdir .
Milli birlik ve beraberlik ilke bütünlüğü
Bir milletin gönüllü olarak bir arda yaşaması bireylerinin sevgi ve saygıyla birbirine bağlanması ile  milli birlik ve beraberlik sağlanabilir. Bunu başarmış olan milletler karşılaştıkları zorlukları daha kolay aşarlar,  uygarlık yolunda dah hızlşı ilerlerler .ülkenin bütünlüğünün korunması  da milli birlik ve beraberliğe bağlıdır.
Vatan ve millet sevgisi
Atatürkçülüğün  temel unsurlarından olan vatan ve millet sevgisi , Türklerin en belirgin karakteristik özelliklerinden biridir. Siyasi tarihlerinin başlangıcı olarak akbul edilen orta asya'da kurdukları devletlerden başlayarak vatanlarını en kutsal değer olarak kabul etmişler ve düşman saldırılarına karşı  vatanlarını korumak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamışlardır. Çok zor koşullarda örgütlenen ve zaferle sonuçlandırılan kurtuluş savaşıda bu geleneksel tutumun en iyi örneğidir.
Milli dil
Bir ulusun kendi dili onun ulusal kimliğinin en önemli öğesidir . dilini kaybeden bir topluluğun varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Bu gerçeği en iyi şekilde kavrayan Mustafa kemal , türk dilinin özellikle yabancı sözcük ve  tamlamalardan arındırılmasına ve yeni Türkçe sözcükler üretilmesine önem vermiştir. Türk dili ile ilgili en önemli hedeflerinden birisi de Türkçenin ana dilimiz olduğu  ve kendi dilimizi konuşmamızın eğitimimizi Türkçe ile yapmamızın önemini azaltmaz . unutulmamalıdır ki bir ülkenin resmi dilinin yabancı bir dil olması sömürge toplumlara özgü bir durumdur.

CUMHURIYETÇILIK
Bugünkü hükümetimizin , devlet teşkilatımızın doğrudan doğruya milletin kendi kendine , kendiliğinden  yaptığı  bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun adı cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir .
Cumhuriyet hem devlet , hem de hükümet şeklidir.
Devlet şekli olarak cumhuriyet  ; egemenliğin bir kişi veya zümreye değil , toplumun tümüne ait olduğu bir yönetim sistemidir.
Hükümet şekli olarak cumhuriyet ; başta devlet başkanı olmak üzere devletin temel organlarının seçim ilkesine göre kurulmuş olduğu , özellikle bunların oluşmasında veraset ilkesinin rol oynamadığı bir hükümet sistemidir.

Cumhuriyetçilik ilkesinin özellikleri
Cumhuriyette temel ilke seçimdir
Cumhuriyet , kişilerin başkanlığında ve diğer kademelerde hayat boyu kalmalarına karşıdır
Cumhuriyet rejiminde egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir
Cumhuriyetçilik anayasamızda değiştirilemez ve değiştirilmesi telif edilemez şeklinde birinci madde olarak yer almıştır
Cumhuriyet rejimi demokratik bir  devlet şeklidir
Türk milletinin doğasına  bağımsız ve özgür yaşama  geleneğine en uygun yönetim şeklidir

Cumhuriyetçilik ile ilgili inkılaplar

TBMM'NIN AÇILMASI :ulusal egemenlik anlayışını ve amacını doğrudan taşıyan bu gelişme   cumhuriyet düşüncesine ve rejimine yöneliktir.
Saltanatın kaldırılması : kişi  egemenliğinden ulus  egemenliğine  geçişin somut  aşamalarından biri olan bu değişme Osmanlı soyunun egemenliğine son vermiştir.
Cumhuriyetin ilanı : doğrudan cumhuriyetçilik ilkesinin uygulanmasıdır.
Halifeliğin kaldırılması: cumhuriyet rejimini kurmaktan çok  geliştirmeye yöneliktir. Ulusal topluma  geçişinin önemli aşamalarındandır.
1921 ve 1924 anayasalarının kabulü: bir devletin dayanacağı esasları içeren bu anayasalarda egemenlik kayıtsız şartsız  ulusa dayandırılmıştır .
Çok partili sisteme geçiş denemeleri : demokrasi çabaları içinde önemli bir yer tutmuştur . farklı görüşlerin siyasal alanda örgütlenebilme özgürlüğü cumhuriyetçilikle doğrudan ilişkilidir.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması : toplumun temel dinamiği olan kadınlara  1930'da yerel seçimlere katılma , 19342te milletvekili seçme ve seçilme haklarının verilmesi ulusal iradenin TBMM'ye yansıması  cumhuriyetçilik ilkesi doğrultusunda gerçekleştirilen bir yeniliktir.
Cumhuriyetçilik ilkesinin  amacı , ülkede demokrasinin ve ulusal egemenliğin  uygulanmasını sağlamaktır .

MILLIYETÇILIK (ULUSÇULUK)
Diyarbakırlı , Erzurumlu , Vanlı ,Trakyalı her bir soyun evlatları ve  aynı cevherin damarlarıdır.
Ulusun varlığını sürdürmesi ve yüceltmesi için birlikte çalışmayı ; bu çalışma ve bilinci diğer kuşaklara  da yansıtmayı esas alan bir ilkedir. Laiklikle birlikte bütün inkılapların temelinde yer alan bu ilke, Misakımilli sınırları içinde yaşayan herkesi devletin vatandaşı olarak  kabul eden bir anlayışa dayanan , daha çok  kültürel bir milliyetçilik niteliğine sahipti.
Atatürk  milliyetçiliğinin özellikleri
Laiktir; çünkü din birliğine değil , birlikte yaşama arzusuna dayanır
Demokratiktir çünkü eşitlik  prensibine dayanır
Insancıldır çünkü insanı temel öge olarak alır
Irkçı değildir çünkü türk ırkının üstünlüğüne değil , ulusaların eşitliği temeline dayanır , siyasi varlıkta birliğe , ülkü ve tarih birliğine , vatandaşlık ve yurttaşlık bağlarına dayanır
Bağımsızlıkçıdır çünkü ulusal bağımsızlığı temel alır  ve yayılmacı amaç taşımaz
Atatürk milliyetçiliği , türk ulusunun batı karşısında kendine güven kazanmasından yanadır. Kurtuluş savaşının kazanılmasında önemli bir işlev görmüştür .
Milliyetçilik ilkesi doğrultusunda yapılan inkılaplar
Ulusal bağımsızlığı kazanmak için atılan tüm adımlar  ;
*    Milli bir devletin kurulması
*    TBMM'nin açılması
*    Saltanatın ve hilafeliğin kaldırılması
*    Izmir'de iktisat kongresi'nin toplanması ve misakı iktisat kararlarının alınması
*    Kapitülasyonların kaldırılması
*    Medreselerle tekke ve zaviyelerin kapatılması
*    Kabotaj kanununun çıkarılması
*    Türk tarih kurumunun kurulması
*    Türk dil  kurumunun kurulması
*    Yabancı okulların ayrıcalıklarının kaldırılarak milli eğitim bakanlığına bağlanması
*    Yabancı okullarda Türkçe , tarih ve coğrafya derslerinin türk öğretmenler tarafından ve Türkçe okutulması
*    Yabancı işletmelerin satın alınması
*    Türk parasını koruma kanunu'nun çıkarılması
*    Reji iradesinin yabancılardan satın alınması
*    Yerli tüccarların yabancı tüccarlara karşı korunması için gümrük vergilerinin yükseltilmesi

Milliyetçiliğin topluma sağladığı faydalar
Kurtuluş savaşımızın örgütlenmesinde ve kazanılmasında belirleyici rol oynamıştır
Milletimizin iç ve dış tehditler karşısında bütünleşmesini sağlamıştır
Türk toplumunu din , mezhep, ırk ve sınıf kavgalarından koruyarak milli birlik ve beraberliğimizi güçlendirmiştir .

HALKÇILIK
Yaslar önünde mutlak bir eşitlik kabul eden  ve hiçbir kişiye,hiçbir aileye , hiçbir sınıfa,hiçbir cemaata ayrıcalık tanmımayan kişiler halktandır ve halkçıdırlar.
Bir ulusum oluşturan toplumsal grupların içinde yer alan  insanların oluşturduğu topluluğa halk  denir . cumhuriyetçilik ve milliyetçiliğin zorunlu sonucudur. Atatürk'e göre millet ile halk aynı  anlama gelir. Halkçılık esas olarak toplumsal eşitliği temel alır. Bu  ilkeyi yerleştirmek amacıyla yapılan inkılapların özü eşitliği sağlamaya ve refahı arttırmaya yöneliktir.
Halkçılık genel anlamıyla , devletin her eyleminde halkın çıkarlarını gözetirken din, dil ,ırk ve sınıf farkı gözetmemesidir.
Halka sosyal ve ekonomik durumları ne olursa olsun  yasalarda ve uygulamalarda eşit davranmaktır.  O  halde halkçılık  sosyal devlet olmanın bir gereğidir.
Halkçılık ulusum oluşturan çeşitli insan gruplarının çıkarına ve yararına bir siyaset izlenmesini , halkın kendi kendini yönetmesini gerektirir.
Cumhuriyet halkın kendi öneticilerini kendisinin seçmesi anlamına geldiğine göre  cumhuriyet bir halk  rejimidir . o halde halkçılık ve cumhuriyetçilik arasında sıkı bir  bağ vardır.
Ulusu  halk oluşturduğuna göre ulusçuluk , türk halkının mutluluğu için çalışmak , ortak geçmiş ve geleceğe halkla birlikte inanmak demektir. O  halde ulusçuluk ile halkçılık ilkeleri  arasında sıkı bir ilişki vardır.

Halkçılık ilkesi doğrultusunda yapılan inkılaplar
*    cumhuriyetin ilanıyla egemenliğin doğrudan halka verilmesi
*    kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilerek siyasi alanda kadın erkek eşitliğinin sağlanması
*    hukuk birliğinin oluşturulmasıyla herkesin kanunlar karşısında eşit olmasını sağlanması
*    azınlıkların türk vatandaşı kabul edilerek ayrıcalıklarının sona erdirilmesi ve toplumda eşitliğin sağlanması
*    medeni kanunun kabul edilmesiyle sosyal ve ekonomik  alanlarda kadın erkek eşitliğinin sağlanması
*    devlet gelirlerinin büyük bir kısmını oluşturan aşar vergisinin halkın yararı  gözetilerek kaldırılması
*    sosyal devlet anlayışının benimsenmesi
*    soyadı kanununun yanı sıra çıkarılan bir kanunla ' ağa,hacı , hoca ,hafız , molla , bey' gibi ayrıcalıklar belirten eski unvanların kaldırılması
*    okuma yazma seferberliğinin başlatılması

Halkçılığın Türk toplumuna sağladığı faydalar
Toplumsal birlik ve beraberliği pekiştirdi
Toplumun farklı kesimlerini hukuk  ve sosyal alanda eşitledi
Milli egemenliği güçlendirdi

LAIKLIK
Din ve devletin ayrılma prensibi , devletçe ve hükümetçe dinsizliğin desteklendiği anlamına gelmez . din ve devlet  işlerinin birbirinden ayrılması , dinin devleti irade edenlerle , edeceklerin elinde araç olmaktan kurtuluş güvencesidir.
Laiklik devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil , akla ve bilime  dayandırılmasıdır .. ancak kişinin de dini inancına  ve vicdan hürriyetine  karışılmaması , herkesin din ve inancının gereklerini serbestçe yerine getirebilmesine olanak sağlanmasıdır .
Laiklik ilkesinin genel özellikleri
*    din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır
*    laik bir devlette yönetim ve toplum ihyaçları  din kurallarına göre değil , akılcı ve bilimsel yollarla giderilmeye çalışılmıştır.
*    Laiklik ilkesiyle kişilere din vicdan ve ibadet özgürlüğü sağlanmıştır.
*    Laiklik ilkesine göre devlet gerçek bir kişi olmadığından resmi bir dini yoktur . laiklikte devletin belli bir dine üstünlük tanıması , onun kurallarını devlet gücüyle benimsetme ve uygulatma tutumu yoktur .
*    Herkes din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
*    Devletin egemenlik gücü ilahi kaynaklara değil millet iradesine dayandırılmıştır.
*    Laiklik ilkesi ,türk toplumunun batılaşmasına ve çağdaşlaşmasına ortam hazırlamıştır
*    Atatürk laiklik ilkesiyle , dini  faaliyetlerin çıkar amacıyla  kullanılmasının  önlenmesini , bilimsel esasların ve ileri teknolojinin yaygın bir şekilde kullanılmasını sağlamayı amaçlamıştır .
*    Atatürk ,laiklik ilkesinden kesinlikle taviz vermemiştir .
*    Laiklik atatürk'ün yeni türk devletinin teminetı olarak değerlendirdiği cumhuriyetçilik ilkesiyle  birlikte her türlü tartışmanın dışında tutulmasını istediği ilkedir.
Laiklikle ilgili inkılaplar
Saltanatın kaldırılması : saltanat sisteminde egemenlik , tanrısal nitelikliydi . bu kurumun kaldırılması devlet düzeninin laikleştirilmesinin ilk adımıdır.
Halifeliğin kaldırılması : dini bir kurumun kaldırılması  ve yerine  siyasi iradenin belirlediği bir örgütlenmeye gidilmesi laik bir devlet için en önemli aşamadır . bu olaydan sonra devlet düzeninin ve hukuk kurallarının laikleşmesi süreci hızlanmıştır.
Şeriye ve evkaf vekaletinin kaldırılması : toplumun yaşayışında dinsel kurallar yerine çağdaş ve akla dayalı kuralların egemen olması yönünde atılmış bir adımdır.  Bu  bakanlığın kaldırılmasıyla  devlet uygulamalarının dinsel açıdan denetlenmesi uygulamasına son verilmiştir.
Tekke zaviye ve türbelerin kapatılması ; devlet düzeninin , toplum hayatının ve bir anlamda da ,eğitimin laikleşmesi amacına dönüktür.
Medeni kanunun kabulü : hukukun laikleştirilmesinde  ve toplumsal yapının çağdaşlaştırılması doğrultusunda atılan önemli bir adımdı.
Maarif teşkilatı hakkındaki kanunun çıkarılması : devlet ve toplum  yaşayışını düzenlemesinde en etkili öge olan eğitimin laikleşmesiyle doğrudan ilgilidir.
1924 anayasası'ndaki değişiklilik : Bu  anayasada yer alan devletin dini islamdır hükmü 1926'da anayasadan çıkarıldı .  19372de laiklik ilkesinin diğer temel ilkelerle birlikte anayasaya eklenmesiyle laiklik ilkesi doğrultusunda önemli adımlar atılmış oldu . bu ise laik devlet düzeninin kanıtıdır.
Laiklik ilkesinin Türk toplumuna sağladığı faydalar    
*    Bu ilke ile toplumsal alanda kaynaşma sağlanmıştır
*    Türkiye'de hukuk birliğinin sağlanmasında etkili olmuştur
*    Toplum hayatında dine  , ananca, insana saygı  ve hoşgörü gelişmiştir
*    Laiklik ilkesi sayesinde yabancı devletleri azınlıkları bahane ederek iç işlerimize karışmaları engellenmiştir
*    Türkiye'nin çağdaşlaşması hızlanmıştır
*    Din ve vicdan hürriyeti sağlanmıştır
*     Toplumsal yaşam ve  devletin işleyişinde  akıl ve bilimin esas alınmasının zemini oluşturulmuştur .

DEVLETÇILIK
Devletçiliğin  bizce anlamı şudur: kişilerin özel teşebbüslerine şahsi faaliyetlerini esas tutmak , fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak ekonomisini devletin eline almasıdır .
Devlet , toplum halinde yaşayan insanların aralarındaki düzeni kurmak ve sürdürmek için oluşturdukları bir güçtür. Diğer bir ifadeyle içte ve dışta siyasi  otoriteyi sağlar . bu tanımla ifade edilen devlet  kavramının  gelişmesiyle modern bir devlet ortaya çıkmıştır.
Bir devletin düzeni korumak için koyduğu yasaları uygulayan , yani yürütme gücü olan kuruma hükümet denir . halkın temsilcileri  seçimle iş başına geliyorsa bu cumhuriyet iradesi demektir .
Bir devletin temel yapısı içinde hükümetler geçicidir . buna karşılık devlet kalıcıdır.
Bir devletin toplum düzenini sağlamak için başvurduğu müdahalere devletçilik denir
Devletçiliğin ölçüsü toplumlara, zamana ve ihtiyaçlara göre değişir
Devletin , toplumun her kesimine ve kurumuna müdahale  etmesinden doğan devletçilik ekonomiye de müdahale eder.
Atatürk'e göre geniş anlamıyla devletçilik , vatandaşın gelişmesi ve yücelmesi için gerekli alanlara devletin müdahale etmesidir. Bu müdahale , eşitlik ve özgürlük temellerine dayanmalıdır.
Ekonomideki Atatürkçü devletçilik ise toplumun  tümünü doğrudan ilgilendiren ekonomiye  devletin müdahalesini öngörür . özellikle devletçilik ; özel sermayenin yeterli olmamasından dolayı sanayi kuruluşlarının devlet sermayesi ile oluşturulmasıdır . ekonomide planlı bir yönetimi öngören atatürk'ün devletçilik ilkesi , özel sektörü de dışlamayan bir özelliğe sahiptir.
Devletçilik ilkesinin özellikleri
Devletçilik halkçılığın zorunlu bir sonucudur
Devletçilik güçlü ve  çağdaş bir devlet meydana getirmeyi amaçlar
Cumhuriyetin ilk yıllarında  türk milletinin ve  devletinin durumundan dolayı zorunlu olarak uygulanmış olan bir ilkedir.
Devletçilik ilkesi doğrultusunda yapılan  inkılaplar
*     Beş yıllık kalkınma planının yapılması , bu plan doğrultusunda dokuma , maden , selüloz seramik, kimya sanayinde  fabrika ve işletmeler kurulması
*    sanayi yatırımlarını desteklemek için  Sümerbank ve etibank'ın kurulması
*    devlet bankalarının kurulması
*    faiz oranlarının devlet tarafından belirlenmesi
*    temel tüketim mallarının fiyatlarının devlet tarafından belirlenmesi
*    eğitim , sağlık , ulaşım , kültür ve sanat alanlarında halkın gereksinimlerini karşılayabilmek için  yatırımlar yapılması

INKILAPÇILIK
Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların   gayesi Türkiye cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşü ile uygar bir toplum haline ulaştırmaktır .
Inkılap , türk milletini son asırlarda geri bırakan müesseseleri yıkarak yerlerine milletin en yüksek medeni gereklere göre ilerlemesini sağlayacak müesseseleri kurmaktır.
Inkılapçılık batılaşma ve çağdaşlaşma yolunda daima ileriye , çağdaş uygarlığa  yönelmektir .inkılapçılık, sadece inkılapları savunmayı değil , onları geliştirmeyi , çağdaş  hayatın gereklerine  uydurmayı da içine alır .
Atatürk inkılapçılık ilkesiyle diğer ilkelerinde  canlı kalmasını ve  devamını sağlamıştır. Atatürkçülüğün durağan bir düşünce sistemi olmasını engellemiştir .

BÜTÜNLEYICI ILKELER
Ulusal egemenlik
Yönetimin kaynağının ulusun özgür iradesine dayanmasıdır.bu yüzdem milliyetçilik ilkesini bütünler.  Dünya ya Fransız ihtilali'nden donra yayılan bu ilke , bizde ilk kez kurtuluş savaşı süresince Amasya genelgesinde yer almıştır.
TBMM'nin açılması , saltanatın kaldırılması  ve  cumhuriyetin ilan edilmesi bu ilke doğrultusundaki inkılaplardır . cumhuriyetin kurulmasına  dönük tüm çabalar ulusal egemenlik ile ilgili olarak değerlendirilebilir.
Tam bağımsızlık
Bir devletin siyasi , ekonomik ve askeri alanlarda özgürce politika üretmesi ve uygulaması durumudur.  Ülke topraklarının  yabancılar tarafından işgali durumunda tutsaklık yani toplumsal kölelik durumu ortaya çıkar. Ulusal bağımsızlık ülke toprakları içinden  yabancı güçlerin çıkarılmasıyla gerçeklerşir. Bu  nedenle milliyetçilik ilkesini bütünler . bağımsızlığın siyasal , ekonomik , kültürel vb. alanlarında sağlanması tam bağımsızlık olarak ifade edilir .
Milli birlik ve beraberlik , ülke bütünlüğü
Milli birlik ve beraberlik  , milletçe birliği , gönüllü bir arada yaşamayı ifade eder. Böylece milletin sevgi ve saygı ile birbirlerine baplanmasını , ortak ideallere yönelik olarak varlığını devam ettirmesini sağlar . milli birlik ve beraberlik aynı zamanda ülke bütünlüğünün korunmasını gerektirir . bu ilke milliyetçilik ilkesinin bütünleyicisidir.
Yurtta barış dünyada barış
Ülke içinde barış , o  ülkede yaşayan insanların refah ve mutluluğuyla  doğrudan ilgilidir . bu nedenle halkçılık ilkesini bütünler.
Türkiye'nin dış politikasının esas olarak kendi sınırlarını  korumaya yönelik olması  ise barışçı bir dış politika anlamına  gelir bu  nedenle de milliyetçilik ilkesini bütünler.

özgürlükçülük
saltanat tek kişinin egemenliği olduğundan o ülkede yaşayan insanların  yurttaş değil kul olması söz konusudur. Bu duruma son veren yönetim cumhuriyet olduğundan  cumhuriyetçilik ilkesini bütünler .
dış politikada başka ülkelere bağlı olmak bağımsızlık ile çelişir.  Diğer devletlere karşı özgür bir politika yürütebilmek de milliyetçilik ilkesini bütünler.
Çağdaşlaşma ve batılaşma
Toplumun tüm kurum ve kuruluşların çağın gerektirdiği  bir biçimde düzenlenmesi , çağın koşullarına göre devlet ve toplum hayatının yapılandırılması türk inkılabı için önemli bir hedef olmuştur.
Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak , uygar toplumlar içinde yerimizi almak amacı türkiye'de çağdaşlaşma ve batılaşma olarak açıklanmıştır.bu yüzden batılaşma , batının tüm değerlerini almak değildir . nitekim türk inkılabının temelini  , batının yayılmacı siyaset izleyen güçlerine karşı verilen mücadele oluşturur.
Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak için  ileri batı ülkeleri örnek alınmıştır. Bunun sonucunda Osmanlı devletinden kalan eski kurumlar kaldırılırken yeni kurum ve kurallar kabul edilmiştir. Bu nedenle inkılapçılığı bütünler.
Batı kaynaklı kurum ve kurallar kabul edilirken kaldırılan kurumlar ise dinsel niteliktir. Bu  nedenle laikliği bütünler.
Akılcılık ve bilimsellik
Türk inkılabının temel özelliği akla ve bilime dayanmasıdır. Akılcılık gerçeği arayıp bulmaya yarayan yoldur. Bilimsellik ise devlet ve toplum hayatında bilime yer verme  , bilimi değerlendirmedir. Olaylara bilimsel gözle bakılmalı , bilimsel yöntemlerle incelenmelidir.  Böylece hurafeler ve ön yargıların yerine  aklın ve bilimin egemenliği geçecektir. Akılcılık ve bilimsellik sürekli gelişmeyi , ilerlemeyi sağladığından  laiklik ve inkılapçılık ilkelerini bütünler. 
Akılcılık ve bilimsellik , atatürk'ün davranışlarının belirleyicisi olmuştur. Inkılap hareketleri de bu çerçeve içinde gerçekleştirilmiştir.  Böylece hukuk , eğitim ,toplumsal ekonomik hayatın düzenlenmesinde akıl ve bilim asıl rehber olarak kabul edilmiştir.
Insan ve insanlık sevgisi
Kendi insanını yüceltmek, onun ekonomik , kültürel ve  sosyal  gereksinimlerini karşılamaktan geçer. Bunları sağlamak ise  halkçılık ilkesinin gereğidir.
Dünyada tüm ulusların haklarına saygılı olmak ise saldırgan değil , barışçı bir politikadan geçer . bu nedenle de milliyetçiliği bütünler.


6.ÜNITE    ATATÜRK DÖNEMI TÜRK DIŞ POLITIKASI VE ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜ

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ
Mustafa kemal yeni türk devletinin dış politikasını dış esaslara dayanan , barışçıl çözümlere öncelik veren , bağımsızlıktan ödün vermeyen , diğer  devletlerin iç işlerine  karışmaktan kaçınan ilkeler üzerine  inşa etmeye çalışmıştı. Yurtta barış dünyada barış . sözü tam da bu politikaya denk düşmektedir.  Savaşı , birinci derecede  başvurulacak bir yol olarak görmeyen Mustafa kemal bu konuda  şöyle demektedir : savaş zorunlu ve yaşamsal olmalı . gerçek görünüm şudur: ulusu  şavaşa götürünce vicdanımda ezinç duymamalıyım .  öldürenlere  karşı  ölmeyeceğiz  diye savaşa girebiliriz. Ulusun yaşamı tehlikeyle karşı karşıya kalmayınca savaş bir cinayettir.
Mustafa kemal, 1930'da  kısa süre önce  savaş yaptığı Yunanistan ile dosluk antlaşması imzaladı . imza töreninde  bulunan yunan başbakanı venizelos ,  Mustafa kemal hakkında; çok büyük bir insan . hayatımda böylesine geniş görüşleri , böylesine  hükümet  yönetimini bilen b,ir ordu  komutanı görmedim . diyor ve  1934'te  onu Nobel barış  ödülüne aday gösteriyordu . UNESCO  genel kurulu da 1981'de atatürk'ün  100. doğum yılını bütün üye ülkelerde kutlama kararı aldı . bu kararların alınmasında onun barışa verdiği önemin payı büyüktür.

Dış politikada yaşanan sorunlar
1923- 1930 yılları arsında dış politikada yaşanan  sorunlar
Bu süreçte dış politikada gündeme gelen   sorunların büyük bir bölümü lozan kanferansında çözülemeyen yeniden  soruna dönüşen konularla  ilgiliydi .
Yabancı okullar sorunu
Osmanlı devletinde kapitülasyonların kapsamının genişletilmesinden yararlanan  büyük devletler 19. yüzyıldan itibaren çeşitli adlar altında okullar açtılar.  Azınlıkların yaşadıkları bölgelerde açılan ve devlet  denetiminden uzak olan bu okullar azınlıkları kışkırtıp misyonerlik faaliyetleri yürüttüler . ulusal bütünlüğümüzü doğrudan tehdit eden   kurum işlevini üstlendiler.
Lozan antlaşmasında bu olumsuzlukları nedeniyle türk hükümetine bağlanması doğrultusunda  karar alınması sağlandı .yabancı okulların faaliyetlerinin devam etmesi bazı şartlara bağlandı . cumhuriyet döneminde de lozan antlaşmasıyla elde ettiğimiz hakka dayanarak çıkarılan tevhid-i tedrisat kanunu ile  ülkede bulunan bütün okullar milli eğitim bakanlığına bağlandı.  1925 ve 1926 yılında  çıkarılan yasalarla yabancı okullarda Türkçe , tarih ve coğrafya derslerinin Türkçe olarak türk öğretmenler tarafından  okuması kararlaştırıldı . ayrıca bu okullarında milli eğitim bakanlığına bağlanması , türk müfettişler tarafından denetlenmesi , bu okullardaki dinsel simgelerin kaldırılması kararlaştırıldı .
Bu kararlar Fransa başta olmak üzere  bazı devletlerin tepkilerine neden oldu . bazı okullarda bu kurala  uymayacaklarını açıkladılar. Türkiye'nin kararlı politikası devam edince  ve bu kurala uymak istemeyen okullar kapatılınca diğer okullarda bu kurala uymayı kabul ettiler.
Türk hükümetinin , yabancı okullar  sorununu bir iç sorun olarak kabul etmesi
Ve bu soruna ilişkin başka ülkelerle görüşmeyi bile iç işlerine müdahale olarak değerlendirip reddetmesi , aldığı kararı uygulaması , bağımsızlığından ödün vermeme konusunda  kararlı olduğunun göstergesidir.
Nüfus değişimi sorunu
Lozan görüşmelerinde Türkiye ile Yunanistan arasında  nüfus mübadelesi kararlaştırılmıştı .  fakat daha sonra bu değişimin hangi şartlarda gerçekleştirileceği konusunda anlaşmazlık ortaya çıktı. Yunanistan istanbul'da daha fazla rum nüfus bırakmak istiyordu . sorun birleşmiş milletlere götürüldüğü halde çözümlenemedi. Yunanistan batı trakya'da yaşayan Türklerin mal varlığına el koydu. Buna karşılık Türkiye de Istanbul da yaşayan Rumların mal  varlığına el koyarak misilleme yaptı. Hatta iki taraf arasında yeni bir savaş durumu ortaya çıktı . Mustafa kemel ve başbakan  venizelos'un arasında başlayan görüşmeler sonucunda sorun 1930'da çözüme kavuşturuldu .
Nüfus değişimi sorununun barışçıl yöntemle çözümlenmesi Türkiye ile Yunanistan arasındaki  ilişkilerin dostluk ve işbirliği çerçevesinde gelişmesini sağladı .  iki ülke arasındaki yakınlaşma 1950'li yıllarda Kıbrıs sorununun gündeme gelmesine kadar sürdü.
Irak sınırı ve Musul sorunu
Musul ve çevresi ,  Osmanlı yönetiminde iken  Mondros ateşkes antlaşmasının imzalanmasından üç gün sonra Ingiliz birlikleri tarafından  işgal edilmişti . Musul , kurtuluş savaşı yıllarında  kabul edilen misakı milli sınırları içerisinde gösterildi.  Türk tarafı lozan görüşmeleri  sırasında  musulun türkiye'ye  verilemesi gerektiğini ileri sürdü . hatta burasının geleceğinin belirlenmesi amacıyla halk  oylamasına başvurulabileceğini dile getirdi . fakat Ingiliz temsilcisi lord  curzon , halkının çoğunluğunun okuma yazma bilmediği bu topraklarda böyle  bir yola başvurulamayacağını söyleyerek karşı çıktı. Sorun lozan da çözülemeyince sonraki görüşmelere ertelendi .
19 mayıs 5 haziran 1924 günleri arasında tersane konferansı toplandı . türk ve Ingiliz delegelerinin katıldığı  bu konferansta sorun çözüme kavuşturulamadı . hatta Ingilizler , hakkari'nin kendilerine bırakılmasını istediler.
Tersane konferansı'nda sorun çözülemeyince milletler cemiyetine başvuruldu . burada da sorun çözülemeyince  uluslar arası sürekli adalet divanından görüş alındı . fakat bu uluslar arası kurumlar , Ingiliz hükümetinin etkisi altında bulunduğu için alınan kararlar  de Ingilizlerin beklentileri  doğrultusundaydı .  türk tarafı musulu gerekirse savaş yoluyla almayı planlıyordu . bu doğrultuda hazırlıklar sürerken doğu anadolu'da şeyh sait isyanı çıktı  iç ve dış sorunların yoğun olarak yaşandığı bu günlerde türk hükümeti, ayaklanmanın bastırılması sürecinde yıpranan orduyla savaşmanın doğru olmadığını düşünerek Ingiltere ile uzlaşma yoluna gitti . 6 haziran 1926'da Ingiltere ile anlaşma yoluna gidildi.
Yapılan Ankara  antlaşmasına göre ;
Musul ırak'a bırakılacak
Buna karşılık Petrol ürünlerinden  elde edilecek gelirin % 10 u 25 yıl süre ile türkiye'ye verilecekti . Türkiye bir süre sonra , Musul petrollerinden elde edeceği gelirden 500 .000 ingiliz lirası karşılığında vazgeçti .
Dış borçlar sorunu
Osmanlı devleti ilk olarak kırım savaşı sırasında 1854 yılında ingiltere'den dış borç almıştı . zamanla Avrupalı devletler, yüksek faiz oranları ile Osmanlı devletine dış borç vermeye devam ettiler . 1881 yılına gelindiğinde  Osmanlı devleti aldığı borçları ödeyemez hale geldi. Alacaklı devletler 1881 yılında düyun-u umumiye  idaresini kurarak Osmanlı devletinin gelir kaynaklarına el koydular . bu durum lozan anlaşması  sırasında da ele alındı . Türkiye osmanlı borçlarının kendi payına  düşen kısmı olan 84. 597.495 altın lirayı ödemeyi kabul etti.bu pay , toplam Osmanlı borçlarının 2/3'si kadardı.

1930- 1938 YILLARI ARASINDA DIŞ POLITIKADA YAŞANAN SORUNLAR
Bu dönemde dış politikadaki sorunlar daha çok ikinci dünya savaşı tehlikesinin hızla yükselmesine bağlı olarak gündeme geldi. 

Milletler cemiyetine giriş
Wilson ilkelerinden yola çıkılarak Paris konferansında milletler cemiyeti yasası  kabul edildi . bu yasalarla yeni savaşların  çıkmasının önüne geçilmesi ve  barışın korunması  amaçlanıyordu. Lozan antlaşması sonrasında bölge ve dünya barışının korumaya çalışan  Türkiye bu doğrultuda uluslar arası alanda başlatılan girişimlerden  uzak durmadı.
Türkiye 1928 yılında Sovyet rusyanın desteği ile Avrupa 'da silahsızlanma konferansına katıldı
1929 yılında Amerika ve Fransız dış işleri bakanları tarafından oluşturulan ve birleşmiş milletler teşkilatının paralelinde çalışacak olan briant-kellog  paktını imzaladı
Milletler cemiyeti , ABD ve italya'nın teşkilatın çalışmalarından dışlanmaları üzerine Ingiltere ve fransanın etkisinde kaldı .  özellikle teşkilata üye olan 40 devletten 27 si eskiden müttefik olan devletlerden oluşuyordu . Ingilizler ve sömürgelerine genel kurulda 6 oy hakkı verilmişti. Bu nedenle de Ingiliz çıkarlarına aykırı olabilecek kararların genel kurulda kabul edilmesi oldukça zordu.
Türkiye bu cemiyete 1932 yılında Yunanistan ve ispanya'nın çağrısı üzerine  43 üyenin oy birliğ ile kabul edildi . dünya barışını sağlamak amacı ile kurulan milletler cemiyeti , büyük devletlerin çıkarlarına  hizmet eden bir kuruluş haline geldiği için asıl amacı olan barışı sağlama konusunda başarısız oldu.
Türkiye, 1935 yılında da uluslararası adalet divanına üye oldu .

Balkan antantı'nın  kurulması
Balkan savaşlarından sonra balkan devletleri arasında bir güvensizlik ortamı doğmuş , bu koşullar birinci dünya savaşından sonra da değişmemişti . 1930'lu yıllarda  avrupa'da silahlanma yarışı yeniden başladı . Italya'da ve almanya'da iktidara gelen iki lider dünya barışını tehdit etmeye başladılar . mussolini italya'yı Akdeniz ve balkanlarda etkin kılmak isterken hitler almanya'yı doğu avrupa'da etkin kılarak birinci dünya savaşının intikamını almaya soyunmuştur. Bu koşullarda önce Türkiye ile  Yunanistan  1933'te bir araya gelerek sınırların değişmezliği esasına dayanan dostluk anlaşması  imzaladılar. Böylece Türkiye hem batı sınırını  güvenlik altına aldı  hem de bölgesel barışın sağlanmasına öncülük etti .
Türkiye ve yunanistan'a Romanya ve Yugoslavya da katılınca 1934'te balkan antantı imzalandı . bu dört devlet aralarındaki sorunları erteleyerek saldırmazlık  ve dostluk anlaşması  imzaladılar. Antanta , ege denizine çıkmak isteyen  bulgaritan ile italya'dan çekinen Arnavutluk katılmadı .  balkan antantı'nda şu  hükümler  kabul edildi :
Türkiye Yugoslavya  , Yunanistan ve Romanya kendilerinin ve  tüm balkan sınırlarının güvenliğini karşılıklı olarak güvence altına alırlar.
Taraflar , anlaşma ile belirlenen çıkarlarını bozabilecek tehditler karşısında  alınacak önemler konusunda aralarında görüşme yapmayı yükümlenirler.  Balkaqn antantı'na katılan devletler , bu ittifaka katılmayan balkan devletlerinden herhangi birine karşı birbirlerine haber vermeden hiçbir eylemde bulunmamayı , herhangi bir yükümlülük altına girmemeyi kabul ederler.
Türkiye'nin kurtuluş savaşı süresince en çok  çarpıştığı Yunanistan  ile balkan antantı'nda yer alması  dış politikasını kin ve düşmanlığa değil , komşularıyla  barış ve güven içerisinde bir arada yaşama ilkesine dayandırdığının göstergesidir.

Montrö boğazlar sözleşmesi
Boğazlar sorunu  yeni bir sorun değildi 1830 lardan itibaren Osmanlı devletinin sınırlarına aşarak uluslara arası  bir sorun haline gelmişti. Birinci düny a savaşının
Sonunda itilaf devletleri boğazlara yerleştiler lozan antlaşmasından türküyenin bütün çabalarına rağmen  boğazların her iki yakasında 25 kilometrelik askerden arındırılmış  bir bölge bulunacaktı.bu durum türkiyenin  egemenlik haklarına aykırı olduğu gibi  güvenliğide tehdit ediyordu   1933 yılından itibaren  avrupada silahlanma yarışının artmasının üzerine  Türkiye milletler  cemiyetine  baş vurarak  devletler bu talebe karşı çıktılar.savaş hazırlığı yapan Italya ve Almanya avrupada güvenliği tehdit ediyorlardı Italya habeşistana saldırırken almanyada ren bölgesine girdi.
Türkiyenin ısrarlı baş vurularına balkan devletleride destek verdiler.
Italya dışında diğer devletler  boğazların durumuna görüşmeyi kabul ettiler.
Isviçrenin montreux (Montrö) kentinde konferans çalışmalarına başlandı.
20 temmuz tarihinde tamamlanan çalışmalarda şu kararlar alındı:
.boğazlar komisyonu görevini türkiyeye devredecek,
.türkiye boğazları istediği kadar silahlandırılabilecek.

Savaş durumunda boğazlardan geçecek savaş gemileriyle ilgili kararı Türkiye verecekti  
Montrö sözleşmesi ile Türkiye boğazlara yeniden egemen oldu.bu gelişme dünya devletler karşısında türkiyenin saygınlığını dahada artırdı.güneydoğuda avrupada
Jeopolitik bakımından önemli bir ülke olan  sınırlandırılmalardan kurtulan Türkiye
Bölgede güvenlik ve barışın korunmasında sözü geçen devletlerden biri haline geldi.

Sadabad Paktı'nın Kurulması
Italya ve almanyanın saldırgan politikaları dünya barışını tehdit ediyorlardı.
Batı sınırını güvence altına alan Türkiye doğu sınırını da güvence altına almak istiyordu.8-9 temmuz  1937'de Türkiye,iran ırak ve Afganistan tafranda sadabat sarayında bir araya gelerek saldırmazlık paktı başlığını taşıyan anlaşmayı imzaladılar bu anlaşmayı imzalayan taraflar ortak sınırlarını korumayı birbirlerine karşı saldırıya geçmeyeceklerini ortak çıkarlarını ilgilendiren uluslar arası anlaşmazlıklarda birlikte hareket edeceklerine ve birbir lerinin iç işlerine karışmayacaklarına kabul ettiler.

Böylece  Türkiye güneydoğu sınırını güvenlik altına almış oldu.anlaşma 2. dünya savaşı sırasında işlemimni kaybetti.1955te imzalanan Bağdat paktı bu anlaşmanın yerini aldı.
Hatay sorunu
Iskenderun ve çevresi sancak bölgesi adıyla anılmaktaydı. 30 ekim 1918 'de Mondros ateşkes imzalandığı güne kadar Osmanlı toprağı olan sancak önce
Ingiltere daha sonra Fransa tarafından işgal edilmişti. Kurtuluş savaşı sırasında adana ,urfa Antep, maraşta güçlü direnişle karşılanan Fransızlar 1921 ankara antlaşması ile Hatay ve Iskenderun hariç güneydoğu anadoluyu boşalttılar fakat 1936 yılında  fransı  hükümeti Suriye ile anlaşarak manda yönetimine son vermeyi kararlaştırdı. Suriye ye 3 yıl sonra bağımsızlık hakkı tanınacaktı . Türkiye bu  gelişme karşısında   sancağın Suriye de kalmasına razı  olmayacağını açıklayarak Fransa ve milletler cemiyetinde girişimlerde bulundu. Bu günlerde sancak Türkleri örgütlenerek Fransızlara karşı mücadele yürütüyor. Türkiye'ye heyetler gönderiyordu. Atatürk askeri  hareket için hazırlık yapılmasını isterken başbakan Inönü daha ılımlı hareket edilmesini istiyordu . bu arada avrupada gerginlikte tırmanıyordu.  Türkiyenin dostluğunu kazanmak isteyen Ingiltere türkiyenin  tezlerine ılımlı yaklaşırken yeniden silahlanmaya başlayan Almanya karşısında Türkiye ile düşman olmayı göze alamayan Fransa  daha esnek hareket etmeyi tercih ediyordu.
Milletler cemiyeti 1937'de sacağı iç işlerinde tamamen bağımsız dış işlerinde Suriyeye bağlı 1 ayrı varlık olarak kabul etti bu günlerde Fransız hukumetinin yaptığı hesaplara gore sancakın nüfüsu 219bin idi bu nüfusun büyük bir bölümüde türk ve müslümandı
Atatürkde bu günlerde Fransız büyük elçisine ben toprak büyütme amacında değilim,
Barış bozma alışkanlığım yoktur ancak anlaşmaya dayanan hakkımızın takipçisiyim onu alamazsam edemem . Büyük meclisin kürsüsünden milletime söz verdim.
Hatayı alcağım milletim benim dedime inanır sözümü yerine getirmesem onun huzuruna çıkamam yerimde kalamam diyerek kararlılını dile getiriyordu üstelik sağlığının bozuk olduğu mayıs1938de mersin ve adanada askeriye birlikleri denetliyerek güney sınırına 30000 kişilik bir askeri birlik yerleştirdi.temmuz ayında Fransa ile Türkiye arasında varılan bir askeri anlaşma ile her 2 tarafında güvenliğinide sağlamak amacıyla sancakta 2500er asker bulundurmaları kararlaştırılırdı.milletler cemiyetinin aldıı karar gereğince Hatay ve iskenderunda seçimler yapıldı 24 ağustos 1938de yapılan seç,imler sonucunda 40 kişilik meclis belirlendi ve 2 eylülde göreve başladı artık Hatay cumhuriyeti kurulmuştu Tayfur sökmen cumhurbaşkanı seçildi hatayda.birbiri ardına türk yasaları kabul edilmeye başlandı.hatayın türkiyeye yakınlaşması üzerine  arap ve ermeni kökenli olanların önemli bir kısmı suriyeye göç etti.23 haziran 1939da türkiyeyle Fransa  hatayın türküyeye katılması konusunda anlaşmaya vardılr daha bu anlaşma onaylanmadan.
29 haziran 1939da Hatay meclisi oy birliği ile aldığı kararla türkiyeye katıldı.

BIR LIDERIN SON GÜNLERI
MUSTAFA KEMAL ATATÜRKün 57 yıl süren yaşamı siyasi sosyal ve askeri bir çok çalkantılar içinde geçti.kısa sayılabilecek bir ömrü 1 çok dönem,bir çok dönüm noktası sığdırarak adetanefes nefese tamamlandı.askeri siyasi ve sosyal gelişmeler daha önceki konularda anlatıldı.
Atatürk1916da böbrek yangısına tutuldu.
Böbrek rahatsızlığını ömür boyu çekti 1918de rahatsızlığının artması üzerine tedavi amacıyla avusturyadaki karls bada gitti böbrek rahatsızlığından dolayı sonraki dönemlerdede sık sık kaplıcalara gittiği bilinmektedir.1924 yılında ise kroner spazım
Geçirdiği anlaşılmışdır atatürkün siroz hastalığına yakalandığı 1938 yılında anlaşıldı .
Mart ayında insülin tedavisi uygulandı bu günlerde fransadan bu alanda oldukça ün salan dr.fisenger de çağrıldı ve oda türk doktorların tanısını doğruladı.tedavi için mutlak dinlenmesi gerektiği ve deniz havasının iyi geleceği önerildi. Bu işi için savorana yatı satın alındı son günlerinde yakınlarına ölümü istemek bir cesaret değildir;ama ölümden korkmakta bir ahmaklıktır.diyordu
BUNLRI BILIYORMUYDUNUZ??????
Atatürk 1927 yılında cumhur başkanı olarak 7.000 lirası olağan üstü ödenek olmak üzere aylık toplam 12.binlira maaş alıyordu.1931 yılında 13.186 liraya çıkan maaş 1938de vergi kanununda yapılan değişiklikle 9.078 liraya düştü öldüğünde iş bankası emekli hesabında 19.566 lira tasarruf hesabındada 53.453 lira bulunuyordu.
Bunların yanında biriktirdiği maaşlarıyla orman çiftliği gibi silifkede,yalovada,tarsusda çiftlikler  almıştı.154.729 dönüm araziden oluşan mal varlığını 1937 yılında hazineye bağışladı.


7. ÜNITE   ATATÜRKTEN SONRA TÜRKIYE:2. DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI

Ikinci dünya savaşı
Galip devletler yenilenlere barış koşullarını  zorla kabul ettirirken bu ülkelerin etnik , jeopolitik ve ekonomik özelliklerini dikkate almamışlar , yalnız düşmanlık duygularının üzerinde durmuşlardır. Bu nedenle bugün içinde yaşadığımız barış  ateşkesten öteye gidememiştir.
Atatürk ün yukarıdaki sözüyle çıkacağını yıllar önce öngördüğü ikinci dünya savaşı ;
Birinci dünya savaşından yenik çıkan ve imzaladığı versay anlaşması ile avrupadaki topraklarının bir bölümü ile sömürgelerini kaybeden sanayisine ve askeri gücüne sınırlamalar getirilen almanya'nın Italya ve japonya'nın da katılımı ile 1939'da oluşturulmasında önemli rol oynadığı mihver devletleri ile bu devletlerin yayılmacı ve saldırgan politikalarına tepki duyan  Ingiltere ,Fransa, ABD ve Sovyet rusya'dan oluşan müttefik devletler diye de adlandırılan blok arasında yapılan savaştır.

Ikinci dünya savaşının nedenleri
*    1933'te Almanya 'da iktidara gelen hitlerin birinci dünya savaşından sonra itilaf devletleriyle imzalanan ve almanya'nın büyük toprak kayıplarına yol açan ekonomik ve siyasi sınırlamalarda içeren versay antlaşmasını yok sayarak hızla silahlanıp saldırgan politikalar izlemesi
*    Hititlerin tüm germainleri tek devlet , tek millet politikası ile birleştirmek istemesi
*    Birinci dünya savaşından galip çıkan ancak müttefiki ingilterenin izlediği politikalar nedeniyle hedeflerine ulaşamayan italyanın iktidara gelen musolli'nin öncülüğünde yayılmacı politikalar izlemesi
*    1929 dünya ekonomik krizinin ekonomiye verdiği büyük zararların karşılanmak istenmesi
*    1. dünya savaşı sonrası barış kurma amacıyla kurulan milletler  cemiyetinin kısa sürede ingilterenin güdümüne girmesine bağlı olarak üye devletlerinin güvenini ve temel işlevini kaybetmesi
*    Ingiltere ve fransanın Almanya ve Italya nın yayılmacı politikalarını önlemek istemeleridir
*    Savaş öncesi Almanya, Italya ve Japonya ittifak kurarak Üçlü Mihver'i oluşturdular.  

2.dünya savaşının başlaması
Ve yayılması


Almanya, Rusya ile anlaşarak 1 Eylül 1939'da Polonya'yı da işgal etmeye başladı. Iki devlet Polonya'yı aralarında paylaştılar. Ingiltere ve Fransa, Almanya'ya savaş açtılar. Böylece II. Dünya Savaşı resmen başlamış oldu. Rusya Finlandiya dışındaki Baltık ülkelerini ele geçirdi. Almanya Polonya'dan sonra Norveç ve Danimarka'ya saldırdı. Hollanda ve Belçika'yı ele geçirdi. Fransa topraklarını işgal etti. Ardından Balkanlara doğru ilerleyerek Macaristan, Romanya, Yugoslavya, Bulgaristan ve Yunanistan'a saldırdı. Almanya bunlarla da kalmayarak daha önce dostluk antlaşması imzaladığı Sovyet Rusya'ya sürpriz bir şekilde saldırdı. Rusya ise Fransa ve Ingiltere ile anlaştı. Böylece Müttefik Devletler (bağlaşık) Grubu da oluştu. ABD, Belçika, Yugoslavya, Yunanistan gibi çok sayıda devlet de Müttefik Devletler grubuna katılmıştır.

Japonya'nın, 7 Aralık 1941'de Pearl Halbour Limanı'na saldırması ile de ABD Japonya'ya savaş açtı. ABD'nin savaşa girmesi Mihver Devletler Grubu'nun işini zorlaştırmıştır. Çok iyi silahlanmış olan ABD ordusunun savaşa girmesiyle Mihver devletleri her cephede yenilmeye başladı. Almanya ve Italya 1945'de barış istemek zorunda kaldı. Mussolini Italyan halkı tarafından öldürüldü. Hitler intihar etti.
2.dünya savaşı ve Türkiye
Atatürk ölmeden kısa bir süre önce uluslararsı gelişmeleri değerlendirerek yakın bir gelecekte yeni bir dünya savaşının çıkacağı konusunda tüm dünyayı uyarmış türkiyenin çıkacak olan bu savaşın dışında kalması gerektiğini ileri sürmüştü.
Cumhurbaşkanı ismet Inönünün ülkenin iç ve dış politikasında önemli rol oynadığı Türkiye her 2 bloğunda kendi yanlarında savaşa çekmek için izledikleri politikalara
Rağmen denge politikası izleyerek savaşın dışında kalmayı başardı
Türk hukumeti yaklaşan savaş tehlikesine karşı şu politikaları izledi:
Batı sınırını korumak için balkan antantının  kuruluşuna öncülük yaptı.
Montrö  boğazlar sözleşmesi ile  boğazların dolayısıyla da TÜRKIYENIN güvenliğini dahada artırdı
Doğu ve güneydoğu sınırının güvenliğini artırmak için Islam ülkeleriyle sadabat paktını kurdu Almanya ve Italya ile saldırmazlık antlaşmaları imzalandı.
Ingiltere ve Fransa ile ittifak antlaşması imzalandı.
Sovyetler birliği  ABD,INGILTERE ve fransadan oluşan müttefik devletler savaşta üstünlüğü kesin olara ele geçirildiğinden sonra 2.dünya savaşı sonrası barış düzeninin koşullarını belirlemek amacı ile
4-11şubat 1945te yatla konferansını topladılar.
Yatla konferansında kurulmasını kararlaştırdıkları birleşik milletler cemiyetine katılım için 1mart 1945e kadar mihver devletlerine savaş açma koşulunu getirdiler.türliye dünya siyesetinde söz sahibi olabilme ve batı ile ilişkilerini geliştirmek için 23şubat1925te mihver devletlerine savaş ilan etti…
Ikinci dünya savaşının Türkiye ye etkileri
Türkiye savaşın dışında kalmakla birlikte savaştan olumsuz etkilendi. Bu olumsuzluklar şöyle sıralanabilir:
Jeopolitik konumunun önemi nedeniyle savaşa girme olasılığı dikkate alınarak geç nüfusun büyük bir bölümüm silah altına alındı
Üretim azaldı . ekonomik sorunlar derinleşti
Ihracata sınırlamalar getirildi
Bu politikalardan sorumlu tutulan CHP hükümetine tepkiler arttı
Çok partili sisteme geçişin gecikmesinde de etkili oldu

Ikinci dünya savaşının sonuçları
Savaşın ardından Süper Güç olarak adlandırılan ABD ve Sovyet Rusya, dünya siyasetine hakim oldu.
Savaştan yeni çıkan Almanya ve Italya da  rejimler yıkıldı
Sömürge haline getirilen birçok millet Türk Kurtuluş Mücadelesini örnek alarak, bağımsızlıklarına kavuştu. Bu devletlere Hindistan, Pakistan, Libya, Cezayir, Tunus örnek olarak gösterilebilir Almanya ,doğu ve batı Almanya olarak ikiye bölündü
Ingiltetre'nin dünya siyasetindeki etkisi azalırken ABD'nin etkinliği arttı
Sovyetler birliğinin yönetim biçimini benimseyen birçok devlet kuruldu
Sovyetler birliği ABD ile birlikte dünya nın en güçlü devleti haline geldi
Dünya yönetim biçimi birbirlerinden bütünüyle farklı olan bu iki devletin öncülüğünde soğuk savaş dönemi olarak adalandırılacak olan yeni bir kutuplaşma sürecine girdi.
Birinci dünya savaşı öncesi işlevini kaybeden milletler cemiyetinin yerine Türkiyenin de kurucu üye olarak katıldığı birleşmiş milletler cemiyeti kuruldu.

Türkiye de çok partili sisteme geçiş
23 nisan 1920 de TBMM nin açılması ile milli egemenliğe dayanan yeni türk devletinin temelleri atılmıştı
1921 anayasasının çıkarılması
Saltanatın kaldırılması
Cumhuriyetin ilanı
Halifeliğin kaldırılması
1924 anayasasının kabul edilmesi 
Gibi devletin temel niteliğine uygun adımlarda atılmıştı.  Atatürk döneminde demokratik rejimlerin  temel kurumları olarak kabul edilen çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmıştı. Ancak toplumsal koşulların henüz oluşmamış olması  eski düzen yanlısı çevrelerin demokratik bir hak olan parti kurma veya partilere üye olma hakkını cumhuriyet rejimini yıkma  amacıylakullanmaya çalışmalarından  dolayı kapatılmaları  gibi nedenler çok partili sisteme geçiş denemelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı . ikinci dünya savaşının çıkması bü sürecin ertelenmesinin bir başka nedeni oluşturdu.
Cumhurbaşkanı ismet Inönü , 19 mayıs 1945'te söylediği şu söz ile millet iradesi , demokrasi yolundaki gelişmesini sürdürecektir. Çok partili sisteme geçileceğini tüm ulusa duyurmuştu.
Bu amaçla atılan ilk somut adım milli kalkınma partisinin kurulması oldu . bu partinin kuruluşunu iktidardaki CHP den ayrılan celal Bayar , Adnan menderes, fuat köprülü tarafından kurulan demokrat parti izledi . demokrat parti katıldığı ikinci genel seçimde milletvekilliklerinin büyük bir bölümünü  elde ederek CHP nin kesintisiz 27 yıl süren iktidarına son  verildi.

Soğuk savaş dönemi ve Türkiye
Ikinci dünya savaşından sonra Sovyet Rusya ve ABD nin önderliğini yaptıkları doğu ve batı blokları arasında yaşanan ancak savaşa dönüşmeyen 1991'de Sovyetler birliğinin dağılmasına kadar devam eden gerginlik süreci soğuk savaş olarak adlandırıldı.
Sovyet rusyanın ikinci dünya savaşında yaşanan gelişmelerle Montrö sözleşmesinin boğazların ve karadeniz'de kıyısı bulunan devletlerin güvenliğini sağlamada yetersiz kaldığını ileri sürerek  boğazları birlikte savunmayı önermesi türkiye'nin ABD nin öncülüğündeki batı bloğuna yakınlaşmasında önemli rol oynadı .
Truman doktrini ve Marshall planı çerçevesinde ABD nin Türkiye'ye  yaptığı askeri ve ekonomik yardımlar Türkiye- ABD ilişkilerini hızla geliştirip stratejik ortaklık boyutuna taşımıştır.

Nato'nun kuruluşu
Ikinci dünya savaşı , avrupada siyasi ve askeri dengeleri değiştirdi . Sovyetler birliği Avrupa nın engüçlü devleti haline geldi. Ikinci dünya savaşından sonra  kurulan Bulgaristan , Romanya, çekoslavya, yugoslovya, Arnavutluk ,Macaristan, uzak doğu da çin ve kuzey kore ülkeleri ile 5 ekim 1947 koniform adlı birliği oluşturması Sovyetler birliğinin batı bloğu ülkeler için oluşturduğu tehditi arttırdı. Bu gelişmeler sonucu Ingiltere ve fransanın girişimi ile ABD kanadanın da katılacağı 12 ülkeden  oluşan merkezi bürüksel olan NATO  kuruldu.
Türkiyenin NATOya girme fikri ikinci dünya savaşından sonra yoğunlaşan batılaşma politikalarının doğal bir sonucuydu . ikinci dünya savaşından sonra batı demokrasilerinde olduğu gibi çok partili sisteme geçilmesi , batı ülkelerde olduğu gibi ekonomide özel girişimciliği temel alan liberal politikaların uygulanmaya başlanması gibi türkiyeyi batıya yakınlaştıran adımlar, ekonomik kalkınmanın ve silahlı kuvvetlerin modernleştirilmesini batıdan sağlanacak yardımlarla gerçekleştirmenin hedeflenmesi ve Sovyetler birliğinden kaynaklı tehditler türkiye'nin NATO'ya girmek istemesinin temel gerekçeleriydi.
Türkiye 'nin  NATO ya girmeye yönelik ilk girişimleri , türkiyenin bölgedeki önemini gören ingiltere'nin dışındaki ülkelerin engellemeleri nedeniyle sonuçsuz kaldı.

Kore savaşı ve Türkiye
Uzak doğu ülkesi kore , 1910 yılından itibaren japonyanın işgali  altındaydı . japonya 2. dünya savaşında bozguna uğrayıp teslim olunca kore'nin kuzeyi Sovyetler birliği , güneyi de ABD tarafından işgal edildi . kuzey kore'nin   , koenin siyasi birliğini sağlama amacıyla güney koreye saldırmasıyla kore savaşı başladı . 1950'de batılı devletler ABD nin öncülüğünde güney kore'yi desteklemek için bölgeye asker gönderdiler. Yaklaşık 3 yıl süren savaşta taraflar birbirlerine üstünlük sağlayamadılar. Imzalanan ateşkes antlaşması ile savaş sona erdi.
Türkiye Kars savaşına  askeri müdahale kararı olan birleşmiş milletler cemiyetinin çağrısına uyarak ABD nin öncülüğünde oluşturulan  askeri ittifaka katıldı .

Türkiye 'nin NATO 'YA üye olması
2.dünya savaşından sonra başlayan soğuk savaş sürecinde iki bloğa  ayrılması , türkiye'nin jeopolitik konumu ve kore savaşında asker göndererek  batılı devletlerin yanında yer alması . öneminin daha da iyi anlaşılmasını ve NATO'YA  kabul edilmesini kolaylaştırdı. 1952'de Türkiye NATO adlı ortak savunma örgütüne katıldı .
NATO YA  üye olmak Sovyetler birliği ile ortak sınırı olan türkiye'nin bu devlet karşısındaki konumunu güçlendirirken ikinci dünya savaşıyla birlikte dış politikada izlenen batı yanlısı bu tek yönlü dış politika  Atatürk döneminin barışçı ve çok yönlü dış politikasından  da uzaklaştığının kanıtıdır.
Ikinci dünya savaşından sonra Türkiye
Türkiye ikinci dünya savaşından sonra her alanda hızla büyüdü ve gelişti. . bu   hızlı gelişmede jeopolitik konuma ve her iki bloktan  kendi yanlarında savaşa katılması doğrultusunda yapılan baskılara rağmen türkiye'nin savaşın dışında kalmayı başarmasının payı büyüktü .
Farklı alanlardaki bu hızlı büyüme ve gelişmeye ana başlıklar altında değinelim

Nüfus
Nüfus, belirli bir alanda ve zamanda yaşayan insanların oluşturduğu kitle olarak tanımlanır. Bütün ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de nüfus , genel nüfus sayımları ile belirlenir. Nüfus sayımlarının amacı ; ülkemizde yaşayan insanların sayısını ve niteliklerinin belirlemektedir. Yurt kalkınmasında doğru kararların verilebilmesi , doğru  planlamanın yapılması için ülke kaynaklarının  tespit edilmesi gerekmektedir.  Bu kaynakların en önemlisi de insan kaynağıdır. Ne kadar okula ve  yeni iş alanlarına ihtiyaç olduğu ancak nüfusun bilinmesiyle  doğru bir şekilde saptanabilir.
Ülkemizde nüfus sayımları 1927'de devlet istatistik enstitüsü tarafından başlatıldı. Önceleri 5 yılda bir yapılan nüfus sayımlarının  1990'dan itibaren 10 yılda bir yapılması kararlaştırıldı . 2006 yılında çıkarılan kanunla adrese dayalı nüfus kayıt sistemine geçildi.
Eğitim
ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin temel göstergelerinden biri de eğitimin niteliği ve eğitim kurumlarının yaygınlığıdır. Her ülke istediği değer ve davranışlara sahip bireyleri eğitim aracılığıyla yetiştirir.
Ata türkün eğitim bir milleti ya hür bağımsız şanlı yüce bir toplum şeklinde yaşatır yada bir milleti esaret ve sefalet terk eder.sözüyle vurguladığı eğitimin toplumların yaşamındaki  ve geleceklerindeki hayati önemini ata türkün döneminde eğitim alanında yapılan yenilikleri  daha önceki ünitemizde görmüştük.
Ikinci dünya savaşında sonra eğitimin son her kademesi n deki okul  derslik öğretmenlik öğretim görevlisi ve üye sayısı arttı.ilköğretim lise ve üniversite sayısı hızla arttırıldı.vakıf okullarının açılışı ile eğitimin her aşamasında daha kaliteli eğitim için rekabet arttı.hemde en geniş kesimlere okuma olanağı sağladı.

Kültür ve sanat
Sanat duygu ve düşüncelerin beceri ve düş gücü kullanaılarak değişik biçimlerde ifade edilmesidir.resim heykel seramik müzik şiir edebiyat tiyatro başlıca sanat dallarıdır.yeni türk devleti atatürkünde Türkiye cumhuriyetinin temeli kültürdür sözüyle vurguladığı gibi kültürel temellere dayanmaktadır bunun gereği olarak Atatürk döneminde devlet güzel saNAtlar akademisi devlet konservatuarı açıldı.resim ve heykel müzesi ile etnografya müzesi açılırken.topkapı sarayıda müzeye dönüştürüldü.2.dünya savaşı sonrasındaki süreçte sanat ve kültür alanında var olanlar geliştirilirken yeni kurumlarda açıldı.ankara Istanbul ve izmirdeki devlet ve vakıf üniversitelerinde güzel sanatlar fakültesi kuruldu ülke genelinde devlet tiyatrolarının sayısı artırılırken üniversite lerde tiyatro kursları oluşturuldu bualanlardaki yenekli öğrenciler devlet bursları ile daha nitelikli eğiyim alabilmeleri için yurt dışına gönderildi.güzel sanatlarla ilgile bu çabalarla idllbired,fazılsay,sünakam,Leyla Gencer,Orhan pamuk,nur bilge ceylan gibi dünya çapında beğeni kazanan sanatçı yazar ve sanatçılar yetişmesinde zemin oluşturuldu.

Spor
Spor belirli bir     fiziksel güç ve beceri gerektiren yarışmalı eğlenceli etkinlikleri kapsar.spor sağlıklı bir yaşam için zorunludur.düzenli spor yapan birey daha sağlıklı olur.ayrıca spor insanları kötü alışkanlıklardansa korur      sağlıklı yüksek ahlaklı bir toplumun oluşturulmasında katkıda bulunur 19 mayısın gençlik ve spor bayramı olarak kutlandığı ülkemizde spor hemen her dalda gelişme göstermiştir.futbol basketbol…. Galatasaray klubunun 2000 UEFA şampiyonluğu milli takımımızın 2003 deki dünya 3.lüğü ve 2008deki Avrupa 3.lüğü halterde Halil mutlunun olimpiyat ve dünya şampiyonlukları güreşte hamzi eroğlunun dünya şampiyonluğu,baskebol ve veloybolda bayanlarda klüp ve ulusal takım düzeyinde kazanılan dereceler 2008çin olimpiyatlarında güreşte şampiyon olan ramazan şakin ile atletizmde elva ınolimpiyat 2.likleri sporda özellikle son yıllarda büyük atılım yapıldığının başlıca göstergeleridir.

2.dünya savaşından sonra Türkiye'de ulaşım alanında yaşanan gelişmeler
Kara yolu ULAŞIMI:
Ülkemizdeki yolcu ve yük taşımacılığının  çok büyük bir bölümü kara yolu üzerinden yapılmaktadır ülkemizde en hızlı gelişen ulaşım yoludur.1945te 45.00olan kara yolumuz günümüzde 425.00a ulaşmıştır.
DEMIR YOLU ULAŞIMI 1950lerden sonra karayolu ulaşımının ülkemizde önem kazanmasına bağlı olarak önemini kaybeden bir ulaşım türüdür.son yıllarda hızlı tren yapımına ağırlık verilmiş Istanbul-Ankara, Ankara Konya arasında hızlı tren hatlarına ilişkin çalışmalar  sürdürülmektedir.
DENIZ YOLU ULAŞIMI: M8333 KILOMETRELIK KIYI UZUNLUĞUNA sahip olmamıza rağmen ülkemizdeki denizciliğin ve deniz taşımacılığının yeterince geliştiğini söylemek mümkün değildir yocu ve yük taşımacılığında maliyeti en düşük ulaşım türü olmasına rağmen deniz yolu ile yaptığımız dış ticaretin ancak %35'inikendi gemilerimizle gerçekleştirmekteyiz.
Hava yolu ulaşımı: ülkemizde en hızlı gelişen ulaşım türüdür illerimiz önemli bir bölümünde hava alanı bulunmaktadır. Istanbul'daki Atatürk hava limanı Ankara'daki esen boğa havalimanı ile turizm sezonunda çok daha fazla işlevsel hale gelen Antalya ile dalaman havalimanları ile Izmir ve adana havalimanları bunların en önemlileridir.dünyanın en genç folları arsında yer alan Türk hava yolları floşu modernleşme ve gelişim politikalarına bağlı olarak dünyanın 150'ye yakın noktasına uçuş yapabilecek düzeye ulaşmıştır.
Boru Ulaşımı: petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarının taşımacılığında kullanılan ulaşım türüdür ülkemizdeki en yeni ulaşım biçimidir.ilk boru hattı 1966 yılında TPAO tarafından batman dörtyol arasına  döşendi.ve işletmeye açıldı.   
Sanayi
Sanayi ham maddelerin işlenerek yeni ürünler elde edilmesiyle ilgili yöntem ve araçların tümünü ifade eden bir kavramdır.ülkelerin gelişmişlik veya az gelişmişliklerinin ölçtü sanayilerinin gelişmişlik düzeyidir .genel olarak toplumsal ve ekonomik gelişmişlik sanayileşme ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.Osmanlı döneminde sanayi alanında ciddi bir atılım yapamayan ülkemizde cumhuriyet döneminde özellikle 1. yıllık kalkınma planının uygulandığı 1903-1938 yılları arasında devlet sermayesi ile sanayide önemli adımlar atıldı 
1950li yıllarda sanayileşmenin yabancı şirketlerin sanayi alanına yatırı yaptıkları bu girişimlerinde devlet tarafından desteklendiği yeni bir süreç başladı bu süreçte makine ve kimya endüstrisi  Türkiye ekonomi işletmeleri Türkiye petrolleri anonim ortaklığı gibi kuruluşlarla sanayi alanında devlet yatırımlarımda sürdürülmüştür.
1980 den sonraki süreçte devletin temel politikası haline gelen liberal politikalarda ğlı olarak kamu işletmelerinin hızla özelleştirildiği ülkemizde yabancı yatırımcılarında etkisiyle otomotiv,makine,tekstil,kimya,çimento,kağıt,cam ve seramik gibi sanayi dallarında bir çok işletme açılmış uluslar arsı düzeyde büyük sanayi kuruluşları oluşturulmuştur.
SAÄžLIK
Cumhuriyet döneminde sağlık alanında başlatılan atılımlar 2.dünya savaşından sonra daha da  hızlandırılıldı özellikle son yıllarda özel sermayenin de sağlık alanına yatırımlar yapması üniversite hastanelerinin hızla yaygınlaşmasına ve sağlık meslek liselerinin açılmasına bağlı olarak hem hastane hemde doktor başta olmak üzere sağlık personeli sayısı arttı.doktor başına düşen hasta sayısı son yıllarda 4 haneli rakamlardan 3 haneli rakamlara düştü

INSAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERININ
GELIŞMESI

Insan hakları bir kavram olarak Fransız ihtilalinden sonra şekillenmiştir ancak insan haklarının bir sorun olması temel hak ve özgürlükler için verilen mücadelenin tarihi MÖ 3000yıllarına kadar uzanmaktadır ilk çağda başlayan günümüzde de farklı boyutlarda yaşanmaya devam eden köleciliğe ortak çağ Avrupamsında kilisenin baskı sömürü ve dogmalarına karşı verilen mücadelelerin tümü özünde insan hakları ile ilgili çabalardı insan hakları dinamik bir kavramdır inanlığın sürekli ilerlemesi toplumsal yapıların ve insan gereksinimlerinin gelişmesi,değişmesi insan haklarına ilişkin taleplerin  çeşitlenmesi ve  zenginleşmesini beraberinde getirmektedir.
Insan haklarına ilişkin belgeler
-    1689 ingiliz insan hakları bildirgesi
-    1776 virginia insan hakları bildirgisi
-    1789 fransız insan hakları bildirisi

Insan haklarına  ilişkin bu bildirilerin ortak özelliği temel insan hakları olarak da tanımlanan yaşama hakkı , mülkiyet hakkı , düşünce özgürlüğü, bireysel özgürlükler gibi hakları içermeleridir.
Insan haklarına ilişkin çalışmalar , ikinci dünya savaşından sonra  özellikle birleşmiş milletler cemiyetinin kurulmasıyla daha da hızlanmıştır.
Ikinci dünya savaşı sonrası gündeme gelen insan haklarına  ilişkin belgeler
Tarih              Belgenin Adı                                                                Türkiye nin tutumu
1945              insan hakları evrensel bildirgesi                                           kabul etti
1961              avrupa sosyal şartı                                                           1989 yılında onayladı
1966              kişisel ve siyasi haklara ilişkin sözleşme                                 2000 yılında  imzalandı
1981              kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi       1985 yılında onaylandı
1987              işkencenin önlenmesine  dair sözleşme                              1988 yılında onaylandı
1990              çocuk hakları sözleşmesi                                                  1994 yılında onaylandı

Türk silahlı kuvvetleri
Devletlerin siyasal varlıklarını sürdürebilmesi toprak bütünlüğünü ve ulusal bağımsızlığını koruması ancak güçlü bir orduya sahip olmalarıyla mümkündür. Askeri alanda başka ülkelere de örnek oluşturan Türkler, kurtuluş savaşında  da olanaksızlıklar içerisinde  düzenli bir ordu örgütlemesini başarmış ve kurtuluş savaşını  kazanmışlardır. Ancak türk silahlı kuvvetleri aynı süreçte de yıpranmıştı . bu nedenle cumhuriyet döneminde  orduyu modernleştirme  ve yeniden yapılandırma  çalışmaları  başlatıldı.
Türk ordusu;
Kara kuvvetleri
Hava kuvvetleri
Deniz kuvvetleri
Jandarma genel komutanlığı

Olarak yeniden örgütlendi .
Türkiye cumhuriyeti jeopolitik konumunun önemi nedeniyle her dönemde güçlü bir orduya ihtiyaç duymuştur . bağlı olduğu milli savunma bakanlığının  ardından da anlaşılacağı  gibi türk ordusunun varlık nedeni ülke savunmasıdır. Bağımsızlığımıza ve toprak bütünlüğümüze yönelik tehditleri bertaraf etme türk silahlı kuvvetlerinin temel sorumluluğudur. Türk silahlı kuvvetleri cumhuriyetin de temel güvencesidir. Türk ordusu bölge ve dünya barışını  korumaya yönelik çabalarda önemli işleve sahip olan bir güçtür .
Türk ordusunun dünya barışına katkıları

Kıbrıs  Barış Harekatı
Kıbrıs , Türklerin ve Rumların bir arada yaşadığı bir adaydı. Rumların  adayı yunanistan'a bağlamaya yönelik tutumları , Kıbrıs sorununun başlamasına neden oldu. 1960 yılında iki uluslu Kıbrıs cumhuriyeti'nin kurulmasında uzlaşma sağlandı . ancak Rumların Enonis ( yunanistanla bütünleşme) politikasından   vazgeçmemeleri adadaki Türklere yönelik katliam gerçekleştirmeleri , 20 temmuz 1974'te  kıbrısa askeri müdahaleyi zorunlu hale getirdi. Ateşkes görüşmelerinden sonuç alınamaması 14 ağustosta kıbrısa yeni bir çıkartma yapılmasına yol açtı. Ada da görevli türk silahlı kuvvetleri , bu gelişmelere bağlı olarak kurulan kuzey Kıbrıs türk cumhuriyeti'nin de adadaki Türklerin de en büyük güvencesidir.  Türk ordusu üyesi olduğu birleşmiş milletler cemiyetinin çağrısı üzerine  barışı sağlamak amacıyla  Bosna-hersek , Arnavutluk , Somali , Kosova ve  afganistan'a gönderilen barış gücü içinde de yer aldı. Bu bölgelerde yaşayan halkın  güven ve sevgisini kazandı .

Savunma sanayisinin önemi ve geliştirilmesi
Askeri teknolojinin de hızlı geliştiği günümüzde bir ordunun askeri araç ve gereç açısından  başka ülkelere bağımlı olması  gerekmektedir. Bu da savunma sanayisine yatırım yapmayı zorunlu kılmaktadır.
Türkiye , Kıbrıs krizi sürecinde ABD'nin siyasi ambargo uygulaması  nedeniyle bu gerçeği daha iyi kavramış , askeri araç ve gereçleri üretmek için fabrikalar açmıştır. Ürettiği zırhlı araç , modern silah ve askeri haberleşme  araçları ile birçok ülke tarafından da tercih edilen savunma sanayisine  sahip bir ülke durumuna gelmiştir. Kurulan ve geliştirilen bu sanayi ile aynı zamanda döviz tasarrufu ve binlerce insanımıza iş olanakları sağlanmıştır. ASELSAN , IŞBIR,ASPIRSAN,HAVELSAN savunma sanayisinin önemli kurumlarıdır.

KÖRFEZ SAVAŞLARI
1.KÖRFEZ SAVAŞI (1990-1991)
Irak ile ABD'nin öncülüğünde , Ingiltere , Fransa, Suudi Arabistan, Suriye ve Mısırın içinde yer aldığı 28 devletten oluşan çok uluslu güç arasında yapılan savaştır.
1.Körfez savaşının nedenleri
1980-1988 iran- ırak savaşında büyük ekonomik zararlara uğrayan ırak'ın ;
*    Kuveyt başta olmak üzere 1981-1990 yılları arasında petrol fiyatlarını sürekli düşürerek ırak'a zarar vermeleri
*    Irak'ın Kuveyt topraklarında tarihi hakkı olduğunu iddia etmesi
*    Iran-ırak savaşı sürecinde ırak'a   kuvyet tarafından verilen borçların silinmesini istemesi.
2 ağustos 1990'da ıran Kuveyt 'i işgal etmesi körfez krizinin nedeni oldu . gelişmeler üzerine toplanan birleşmiş milletler güvenlik konseyi ırak'ın Kuveyt 'ten koşulsuz çekilmesini kararlaştırdı. ABD ve onu destekleyen 33  ülke askeri kuvvet göndererek veya maddi katkıda bulunarak uuslararası güç oluşturdular. Irak'ı destekleyen Filistin Ürdün ve yemen 'in dışındaki Arap ülkeleri de müttefikler arasında yer aldı. Suriye ve mısır'ın öncülüğünde ırak'a karşı çok uluslu Arap ordusu oluşturuldu.
Birleşmiş milletler ırak'ı kuveyt'ten çekilmeye zorlamak için önce ekonomik yaptırım ve silah ambargosu kararlarını aldı.
Irak devlet başkanı  Saddam Hüseyin'in ırak'tan çekilmeye yanaşmaması 17 ocak 1991 ABD'nin öncülüğündeki çok uluslu gücün ırak'a saldırmasına ve körfez savaşının başlamasına neden oldu .
Çöl fırtınası adı verilen harekat ırak'ın bozgunu ile sonuçlandı .  ırak , Kuveyt'ten çekilme  ve ağır savaş tazminatı ödeme başta olmak üzere koalisyon güçlerinin tüm koşullarını kabul etmek zorunda kaldı.
Irak'ın yenilgisinin nedenleri
ABD ve müttefiklerin askeri güçlerinin hem teknoloji hem de savaş  eğitimi açısından ırak'tan çok üstün olması
Iran ile 8 yıl savaşan ırak  ordusunun yorgun olması ve özellikle müttefiklerin hava saldırıları karşısında tutunamaması
Irak ordusunun  gücünün daha çok yapay güven duygusuna dayanması
1.körfez savaşının sonuçları
ABD'nin orta doğudaki etkinliği daha da   arttı
Arap dünyasının tarihsel ütopyası olan Arap birliğinin kurulması politikası iflas etti
Bölge ülkeleri arasındaki güç dengesi Iran lehine değişti
2. Körfez savaşı
ABD nin 20 mart 2003 'te kitle imha silahı üretmekle  suçladığı ırak'a saldırmasıyla başlayan savaştır. Birleşmiş milletler teşkilatından askeri destek kararı çıkartamayan ABD, başta Ingiltere olmak üzere batılı devletlerin bir bölümünün katılımı ile oluşturduğu koalisyon  gücüyle savaştan sorumlu tuttuğu Saddam Hüseyin yönetimine son verdi. ABD ve diğer koalisyon güçlerinin halen varlıklarını sürdürdükleri ırak'ta işgal güçlerinin silahları gölgesinde 30 ocak 2005'te seçim yapılmasına rağmen ırak halen siyasal istikrarı yakalayamamış. Her gün onlarca insanın öldüğü bölgeye dönüşmüştür.
TBMM 1 mart tezkeresini reddederek ABD'nin yanında 2. körfez savaşına girilmesini ve ABD'nin öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Türkiye üzerinden ırak'a cephe açmalarını engellemiştir.
Körfez savaşlarının Türkiye 'ye etkileri
*    Türkiye 'nin ırak'a uygulanan ambargoya katılması onlarca milyar dolar ihracat kaybı yaşamasına
*    Savaşa çok yakın bir bölgede olmamız nedeniyle ülkemize gelmek için yer ayırtan yüz bini aşkın turistin ülkemize gelmekten vazgeçmesine
*    Savaştan kaçan yüz binlerce ıraklının ülkemize sığınmasına buna bağlı olarak yeni ekonomik ve sosyal sorunların gündeme gelmesine
*    Irak'ta merkezi otoritenin dağılması ve kuzey ırak'ta oluşan otorite boşluğunun Türkiye için bölgenin risk bölgesine dönüşmesine yol açtı.

TÜRKIYEYE YÖNELIK IÇ VE DIŞ TEHDITLER
Türkiye jeopolitik konumu nedeniyle balkanlarda, orta doğu'da Kafkaslarda etkinliği sağlamak veya etkinliğini arttırmak isteyen pek çok devletin zayıflatmak ,bölmek, siyasi istikrarsızlık yaratmak istedikleri bir ülkedir.
Ülkemize yönelik iç tehditlerin  başında anarşi ve terör gelmektedir. Gerek anarşi gerekse terör sadece yaşandığı ülke için tehdit oluşturmamaktadır. Yaşanılan terör eylemleri,terör örgütlerini himaye eden ülkelerde de can ve mal kaybına yol açan toplumsal barışı tehdit eden eylemler gerçekleştirmişlerdir. Buı nedenle terör eylemlerini önlemek için tüm ülkeler kendi vatandaşlarını bilinçlendirmek ve uluslar arası düzeyde iş birliği yapmak zorundadırlar.
Ermeni sorunu
Ülkemizi tehdit eden sorunlardan biri de kökü Osmanlı devletinin son yüzyılına kadar uzanan ermeni sorunudur. Millet-i Sadıka olarak adlandırılan  19 . yüzyıla kadar herhangi bir sorun çıkartmadan devletin tüm olanaklarından  da yararlanarak yaşayan Ermeniler Ingiltere, Rusya ve Fransa gibi batılı devletlerin kışkırtmaları ,    Hınçak ve Taşnak adlı ermeni  örgütlerinin çalışmalarına baplı olarak bağımsız devlet kurmak için  ayaklanmaya başladılar. 2. meşrutiyet döneminde padişah 2. Abdülhamit 'e suikast düzenlediler.
Birinci dünya savaşında ermeni sorunu
Birinci dünya savaşında doğu cephesinde Ruslarla işbirliği yapan doğu illerimizin işgalini kolaylaştıran  ve pek çok insanımızı öldüren Ermeniler 1915 mayısında çıkarılan tehcir yasası ile Suriye 'ye göç ettirildiler.
Bu göç sırasında bazı çetelerin  saldırıları ve doğa koşullarının olumsuzluğu , hastalık , yaşlılık gibi nedenlerle Ermenilerin bir bölümünün yaşamını kaybetmesi günümüzde bazı devletlerin (kendi çıkarları için ) ve Ermenistan 'ın  sözde soykırım iddialarına  dayanarak yapılmak istenmektedir.
Kurtuluş savaşında ermeni sorunu
Çarlık Rusya 'nın 1917 bolşevik ihtilali sonucunda yıkılmasından yararlanan  Ermeniler Ingiltere 'nin de desteği ile sınırımızda bir Ermenistan devleti kurdular. Kars ve çevresini de işgal ettiler. TBMM hükümeti Ermenistan üzerine doğu taarruzunun gerçekleşmesini kararlaştırdı. 15. kolordu komutanı kazım Karabekir 'i  de taarruz için yetkilendirdi . Ermeniler bozguna uğratıldı . barış istemeleri üzerine TBMM ile arasında 2 aralık 1920'de Gümrü anlaşması imzalandı . anlaşma ile Ermeniler topraklarımızda hak iddia etmekten  resmen vazgeçmek zorunda kaldılar. Bu gelişme 1878 Berlin anlaşması ile gündeme gelen ermeni sorununun resmen çözüldüğü anlamına geliyordu.
Ancak ABD , Fransa , Yunanistan ve Lübnan 'da yaşayan ve o ülkelerin ekonomilerinde etkin bir role sahip olan Ermenilerin 1965 yılını sözde ermeni soykırımının 50. yıldönümü olarak kutlamalarıyla sorun tekrar gündeme geldi . bazı ülkelerin parlamentolarında Türkiye 'nin aleyhine kararlar aldırtmayı başaran bir terör örgütüyle  (asala) özellikle elçilerimizi ve konsoloslarımızı öldüren Ermenilerin amacı ülkemizi bölmek ve tazminat  alabilmektir.
Terörle mücadele bireylerin ve kurumların   görev ve sorumlulukları
*    Bağımsızlığımızı toprak bütünlüğümüzü bozmaya , cumhuriyetimizi ve demokrasimizi yıkmaya yönelik eylemlere karşı duyarlı olunmalı
*    Basın yayın organlarında  halkımızı terör ve zararları konusunda eğitici , uyarıcı yayınlar yapılmalı
*    Okullarda verilen eğitim çağdaş nitelikli olduğu kadar öğrencilere ulusal değerlerin önemini kavratacak nitelikte olmalı
*    Terör eylemlerine , hukuk kuralları çerçevesinde toplumsal tepki gösterilmeli
*    Terörün amacının korku yayıp toplumu teslim almak olduğunu bilerek bu tür eylemlere karşı milli birlik ve beraberliğimiz daha da pekiştirilmeli
*    Devlete ve onun kurumlarına düşen görev, terörün bir sonuç olduğu gerçeğinden  hareketle teröre zemin hazırlayan koşulları ortadan kaldırmaktır.

Misyonerlik faaliyetleri
Misyonerlik  batılı ülkelerin az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yürüttükleri Hristiyanlaştırma  politikasıdır. Misyonerlik faaliyetlerinin tarihi Hristiyanlık dininin tarihi kadar eskidir. Son yıllarda dünyanın pek çok bölgesinde yaygınlaştırılan ve yoğunlaştırılan misyonerlik faaliyetlerinin hedef ülkelerinden biride ülkemizdir.
Misyonerlik  faaliyetleri hristiyanlığın propagandası maskesi ile ülkelerin sömürgeleştirmesini amaçlayan bir politikadır.
Kenya 'nın ilk başbakanı KAMOU KENYATTA misyonerler geldiklerinde Incil onların , topraklarımız bizimdi. Bize gözlerimizi kapatarak dua etmesini öğrettiler . neden sonra gözlerimizi açtığımızda Incil bizim , topraklarımız onların olmuştu .sözü misyonerlik faaliyetlerinin gerçek amacını en iyi şekilde ifade etmekte.
Bu tehlikeye karşı gençlerin başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerini eğitmek , uyarmak gerekmektedir.

SOÄžUK SAVAŞ SONRASI YUMUŞAMA DÖNEMI
Sovyetler birliği devlet başkanı Stalin 'in ölümünden sonra bu göreve getirilen kruçev 'le birlikte doğu  ve batı blokları arasındaki ilişkiler yumuşama sürecine girdi. Barış içerisinde bir arada yaşama ilkesi ile ifade edilen bu yeni süreçte bloklar arasında  bazı konularda işbirliğine kadar uzanan gelişmeler yaşandı.
SOVYETLER BIRLIÄžI DAÄžILIYOR (1991)
Gorbaçov 'un öncülüğünde başlayan ekonomik ve siyasal reformlar , batıyla yakınlaşma ve ABD 'nin öncülüğünde yıllarca sürdürülen  çabaların sonucunda Sovyetlere  bağlı Çekoslovakya , Macaristan , Polonya, Romanya ve Yugoslavya 'da yönetim biçimleri değişti . Sovyetler birliği dağıldı .  doğu  ve batı bloğu arasındaki bölünmüşlüğün simgesi sayılan Berlin duvarı yıkıldı . doğu ve batı Almanya birleşti.
Sovyetler birliğinin dağılması ve yıkılmasından  sonra 21 aralık 1991'de Azerbaycan , Ermenistan ,Belarus,Kazakistan,Kırgızistan,Moldova, Rusya, Tacikistan , Türkmenistan , Özbekistan ve Ukrayna bağımsız devletler topluluğu adıyla birlik oluşturdular.

Ismet  Inönü  :  SÜPER GÜÇLERIN OLUŞMASI DÜNYANIN DIÄžER DEVLETLERI AÇISINDAN BÜYÜK BIR TEHDITTIR. ANCAK BUNUN BIRE INMESI ISE DIÄžER MILLETLER IÇIN BÜYÜK BIR FELAKETTIR.

Sovyetler  birliğinin dağılmasının sonuçları
*    Soğuk savaş dönemi sona erdi
*    Bloklaşmanın sona erdiği , uluslar arası gerginliğin yerini dostluk ve işbirliğinin alacağı , savaşların yaşanmayacağı açlık  ve sefaletin yerini refaha bırakacağı iddia edilen yeni dünya süreci düzeni başladı.
*    ABD karşısındaki caydırıcı gücün ortadan kalkmasından da yararlanarak dünyanın egemen gücü haline geldi
*    Doğu bloğunun askeri iş birliği örgütü olan Varşova paktı dağıldı
Sovyetler birliğinin dağılmasının Türkiye ye etkileri
*    Türkiye 'ye yönelik önemli bir tehdit azalmış oldu
*    Sovyetler birliğinin dağılması ile bağımsızlıklarını ilan eden türk cumhuriyetleri ile ilişkiler kuruldu . kültürel ve ekonomik alanda iş birliği gerçekleştirildi. Bu da Türkiye 'nin uluslar arası önemini daha da arttırdı

ENERJI KORIDORU TÜRKIYE
Sanayi devrimine bağlı olarak üretimde ve ulaşımda buhar , petrol ve elektrik gibi yeni enerji kaynaklarının devreye girmesi , bu enerji kaynaklarına ulaşmayı ve bu  bölgelere sahip olmayı , devletlerin temel politikası  haline getirdi .
Günümüzde , artan hükümete de bağlı olarak enerji kaynaklarının  hızla tükenmesi enerji kaynaklarına özellikle de petrole sahip olma rekabetini ve yeni enerji kaynakları bulma arayışını hızlandırdı. Bu durum Kafkasya ve çevresinde yoğun olan doğal gazın önemini de arttırdı.
Ülkemiz ürettiği enerjisi kendine yeten bir ülke değildir. Petrol ,  doğal gaz ve elektriği dışarıdan satın almaktayız . buna karşın dünya enerji kaynaklarının % 70 'ini barındıran orta doğu , Kafkasya ve Avrupa ülkelerinin komşusu konumunda olmamız  uluslar arası önemimizi arttırmıştır.
Türkiye jeopolitik konumu nedeniyle  petrol ve doğal gazın dünya pazarlarına ulaştırılmasında koridor işlevini üstlenebilecek konumdadır ve buna yönelik olarak gerçekleştirilen projelerde yer almıştır.
17.  YÜZYILIN IPEK YOLU
Hazar ve çevresindeki petrol  ve doğal gazın Avrupa 'ya ve dünyanın diğer ülkelerine  taşınmasına ilişkin üretilen projeler içinde en akılcı olanları Türkiye liman ve topraklarının kullanımını da içeren projelerdir. Çünkü Türkiye her açıdan bölgenin en güçlü , en güven veren  ülkesi konumundadır.  Bu projeler kapsadığı güzergah açısından  21. yüzyılın ipek yolu olarak  adlandırılmayı da hak eden projelerdir.
Bakü-Tiflis-ceylan boru hattı  ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz hattı projeleri
Batı Tiflis ceylan boru hattı , Azerbaycan petrolünü Akdeniz 'e ulaştıran projedir. 2005'te tamamlanmış Azerbaycan petrolü Ceyhan 'a ulaşmıştır . daha sonra eklenen yeni boru hattı ile Kazakistan petrollerinin de aynı hat üzerinden taşınması sağlanmıştı.
Bakü Tiflis Erzurum doğal gaz hattı , Azerbaycan doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa 'ya ulaştırılması amacıyla gerçekleştirilen projedir. Boru hattının tamamlanması ile 2006 yılından itibaren Bakü  'den Erzurum 'a  DOÄžAL GAZ ULAŞTIRILMAKTADIR. BU PROJENIN TAMAMLAYICI projesi olarak düşünülen  'Nabucco projesi' ile bu doğal gazın Avrupa 'ya ulaştırılması hedeflenmektedir.

ÜLKEMIZIN ÖNEMLI DOÄžAL KAYNAKLARI VE BUNLARIN KULLANIMI
Doğal kaynaklarımızın daha verimli kullanılmasına  ilişkin projelere kısaca değinelim.

Su projesi
Elektrik enerjisinin  üretiminde de kullanılan su açısından , bilinenin aksine sınırlı olanaklara sahip bir ülkeyiz. Yağışların azalması, küresel ısınma, verimli kullanmama gibi nedenlerle akarsu ve nehirlerimiz hızla kurumakta , barajlarımız işlevini kaybetmektedir.
Devlet su işleri yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızın daha verimli kullanılmasını sağlamaya ve ülke ekonomisine katkıda bulunmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır.
Petrol
Çevresindeki ülkelerde zengin petrol yataklarına sahip olan ülkemizde de petrol arama ve  çıkartma çalışmaları yapılmaktadır. Türkiye petrolleri anonim ortaklığı denetimi ve öncülüğündeki bu çalışmaların sonucunda zengin petrol yataklarının bulunması umut edilmektedir.
Bor
Kimya sanayisinin temel ham maddesi konumunda da olan  bor madeni açısından zengin bir ülkeyiz. Dünya bor rezervlerinin yarıdan fazlası Türkiye 'dedir.
Çok farklı sektörlerde de kullanılan bor madeninin, bu madene ilişkin  sanayimizin yeterli düzeyde olmaması nedeniyle ülke ekonomisine istenilen düzeyde katkı yaptığı söylenemez .
Toryum
Nükleer santrallerde yararlanılması düşünülen bir madendir. Türkiye atom enerjisi kurumu bu madenden  yararlanmaya yönelik projelere katılmıştır.
Krom
Krom rezervleri açısından  zengin ülke konumundayız . yüksek kalitede çelik elde etmek amacıyla kullanılan bir madendir. Inşaat sektöründe , silah sanayisinde , gemi ve uçak yapımında kullanılmaktadır. Ihraç ettiğimiz madenlerin başında gelmektedir.
Kromu işleyerek satmanın daha çok gelir sağladığı görülerek ülkemizin çeşitli yerlerinde fabrikalar yapılması kararlaştırılmıştır.

TÜRKIYE AVRUPA BIRLIÄžI ILIŞKILERI
Temelleri 1951'de Belçika, federal Almanya , Fransa , Italya Lüksemburg ve Hollanda tarafından Paris 'te imzalanan  antlaşmaya kadar uzanan Avrupa birliği 25 mart 1957'de imzalanan roma antlaşması ile resmen kuruldu.birliği oluşturan ülkeler  ilk aşamada ekonomik , ikinci aşamada da siyasi bütünlemeyi hedeflediler. Bu hedeflere uygun olarak da ismi süreç içerisinde sırasıyla Avrupa ekonomik topluluğu, Avrupa topluluğu ve 1 kasım 1993 ten itibaren de Avrupa birliği olarak değişti. Birliğin temel amacı hem siyasal  hem de ekonomik açıdan birleşik bir Avrupa oluşturmaktı.
Avrupa ile ilişkileri 4. yüzyıla kadar uzanan Türklerin özellikle Osmanlıların  Rumeli 'ye geçtikleri ve kalıcı bir güç haline geldikleri 14. ve 15. yüzyılda batı ile ilişkileri daha da yoğunlaştı . 17. yüzyıldan itibaren Avrupa karşısında siyasi ve askeri üstünlüğü kaybeden , ekonomisi de daha hızla bozulan Osmanlı devleti 18 yüzyılda lale devri ile 
Avrupa 'nın üstünlüğünü kabullenmiş ve devleti yeniden güçlendirmek amacıyla yaptığı ıslahatlarda batıyı örnek almıştır.
Birinci dünya savaşı onu izleyen  kurtuluş savaşı , batılı pek çok devletle ilişkilerin bozulmasına neden oldu. Lozan antlaşması ile ilişkiler normalleşme sürecine girdi .  özellikle 2. dünya savaşı 'ndan sonra dış politikada  batılı devletlerle birlikte hareket eden Türkiye 1952 'de NATO 'ya üye oldu. Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak  da Avrupalı devletlerin oluşturdukları birliklere  katılmayı da dış politikasının temel hedeflerinden  biri haline getirdi. 12 eylül 1980  darbesi Avrupa birliğine  katılma sürecinin kısa  bir süre kesintiye uğramasına neden olduysa da Turgut özal 'in başbakanlık dönemiyle birlikte ilişkiler yeniden başladı . özellikle 2000 li yıllar Avrupa birliğine girmenin milli hedefe dönüştürüldüğü Avrupa ile ilişkilerin ivme kazandığı , birliğe tam üye olabilmek için çabaların yoğunlaştırıldığı yıllar oldu .
Türkiye 'nin Avrupa birliğine katılma sürecinde yaşanan başlıca gelişmeler
*    Türkiye ile Avrupa birliği arasında , Türkiye 'nin gümrük birliğine üyeliğini sağlayacak olan bir adı da Ankara  anlaşması olan ortaklık anlaşması imzalandı .
*    16 eylül 1986 'da  12 eylül darbesi ile AET tarafından dondurulan Türkiye-AET ilişkileri yeniden başladı.
*    14 nisan 1987 'de  Türkiye AET 'ye tam üyelik için başvurdu.
*    11-12 aralık 1999 'da Helsinki 'de gerçekleştirilen Avrupa birliği konseyi toplantısında Türkiye 'ye Avrupa birliğine adaylık statüsü tanındı
*    28 haziran  2002 'de Türkiye 'nin birliğe üye olabilmesi , uyması gereken genel ilkeleri içeren  çerçeve antlaşması ve hükümleri resmi gazete'de yayımlanarak yürürlülüğe girdi
*    16 17 aralık  2004 'te Avrupa birliği konseyi toplantısında 3 ekim 2005 tarihinde Türkiye ile Avrupa birliği arasında birliğe üye olma sürecinin bir parçası olan müzakerelerin başlaması kararlaştırıldı.
*    03 ekim 2005 'te Türkiye 'nin AB 'ye katılım müzakereleri başladı ve devam etmekte.

Avrupa birliğine üyelik yolunda Türkiye
12 eylül 1963              AET  ile gümrük birliği anlaşması imzalandı
13 ocak 1972             Türkiye    AET  GÖRÜŞMELERI BAŞLADI
22 OCAK 1982            AVRUPA TOPLULUĞU TÜRKIYE ILE ILIŞKILERINI DONDURMA     KARARI    ALDI
16 EYLÜL 1986           AVRUPA    TOPLULUĞU  TÜRKIYE ILIŞKILERI YENIDEN BAŞLADI
14 NISAN 1987           TÜRKIYE AET 'YE TAM ÜYELIK IÇIN BAŞVURDU
1 OCAK  1996             GÜMRÜ BIRLIĞI  ANLAŞMASI   YÜRÜRLÜLÜĞE GIRDI
11-12 ARALIK  1999    TÜRKIYE 'YE AVRUPA BIRLIĞI ADAYLIK STATÜSÜ   TANINDI
28 HAZIRAN 2002       AVRUPA BIRLIĞI ILE IMZALANAN ÇERÇEVE ANTLAŞMASI  YÜRÜRLÜLÜĞE GIRDI
16-17 ARALIK 2004     AVRUPA BIRLIĞI ILE MÜZAKERELERIN 3 EKIM 2005 'TE BAŞLAMASI KARARLAŞTIRILDI
3 EKIM 2005               AVRUPA BIRLIĞINE KATILIM MÜZAKERELERI BAŞLADI


Ayrıca Bakınız

Atatürk ResimleriAtatürk Resimleri (105)

Atatürk Videoları

Sevr (10 Ağustos 1920) ve Lozan (24 Temmuz 1923) Antlaşmalarının Karşılaştırılması ve Sınırlar

Kurtuluş Savaşı haritaları

Kurtuluş Savaşı Genel Hatlarıyla Özet

Tc inkılap Tarihi ve Atatürkçülük Sorular

Osmanlı imparatorluğu Haritaları

1.Dünya Savaşı Haritaları

Türkiye Haritaları

Flash Eğitici Oyunlar

Tarih Haritaları

Tc inkılap Tarihi ve Atatürkçülük Konuları

Tc Inkılap Tarihi ve Atatürkçülük Performans Ödevi

2.Dünya Savası Haritaları

Tarih Konular

Kpss Tc inkılap Tarihi ve Atatürkçülük


Yorumlar   

 
0 #1 feyza 26-04-2014 11:18
gerçekten yararlı bir not ama uzun :P :P :-| :lol: :D
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
   

Üye Girişi  

   
   
   

Tüm hakları saklıdır. Site Adı Açıkca  belirtilerek , ve yazıya link verilerek bir bölümünden alıntı yapılabilir. Yazının izinsiz tamamen kopyalanması durumunda hukuki işlem yapılacaktır. Detaylı Bilgi için Kullanım ve Gizlilik Sözleşmesine Bakınız.Telif Hakkı olan mataryel bildirliği an yayından kaldırılacaktır.

Copyright © 2009 aygunhoca.com

 

© aygunhoca.com