Coğrafi Keşifler'in Nedenleri ve Sonuçları

Detaylar

Coğrafi Keşifler

15. yüzyıl ve 16. yüzyıllarda Avrupalılar tarafından yeni ticaret yollarının bulunması amacıyla başlattıkları ve yeni okyanusların ve kıtaların bulunmasıyla gerçekleşmiş olan keşifleri ifade eder. Bilimsel bir merak ve yeni ufukların keşfedilmesi duygusu sözkonusu olmakla birlikte temelde bu keşifler özellikle 15.yüzyıldan itibaren açık bir şekilde ekonomik nedenlerden kaynaklanmıştır.Ilk keşif denemeleri, Atlantik Okyanusu ve Afrika kıyılarına doğru, 14. yüzyılın başlarında Fransız ve Cenevizli gemiciler tarafından yapılmıştır. Kanarya Adaları ve Azor Adaları keşfedilmesi, bu girişimlerin sonucudur.

Keşiflerin belli başlı nedenleri
-   Avrupa'da cografya bilgilerinin artması ve gemicilik deneyiminin çogalması, pusulanın ögrenilmesi.
-   Avrupanın kendinde olmayan ama Dogu uygarlıklarında olduğunu bildikleri zenginliklere (baharat, ipek ve diger maddi kaynaklara) ulaşmak için yeni, kısa ve ucuz yol arayışı.
-   Özellikle Ispanyol ve Portekiz krallıklarınca, değerli madenlere ulaşılması için gemicilerin desteklenmesi.
-   Hiristiyanlık dininin ve Avrupa kültürünün yaymak istenilmesi.
-   Artan bilgilerin de etkisiyle dünyanın tanınmak istenilmesi


Yeni kıyılarda Kolomb

Kristof Kolomb (1451-1506), 1492'de Amerika Kıtası'na ulaştığında, gerçekte Asya'ya ulaşma arayışı içindeydi. Hem daha ucuz hem daha kısa yoldan Asya'ya ulaşma arayışı içindeydi. Çünkü buradan baharat ve benzeri maddeleri ucuz ve hızlı taşımak gibi bir sorun sözkonusuydu. Portekizli gemici Bartelmi Diyaz'ın Ümit Burnu'nu bulmasından sonra Vasko dö Gama, buradan dolaşarak Hint Okyanusu ve Hindistan'a ulaştı. Portekizli Macellan ve Del Kano, dünyayı dolaşarak geçtiler ve bunun sonucunda dünyanın yuvarlaklığına dair kesinleştirici sonuclara ulaşmışlardır. Venedikli gezgin Marko Polo (1254-1324) Asya gezilerinin anlatımlarıyla Avrupa'nın Doğu uygarlıklarını tanımasını sağlamıştır.
Keşiflerin sonuçları
Coğrafi keşifler, Reform ve Rönesans hareketlerinin etkileriyle gelişmiş oldukları gibi kendileri de bu hareketlerin gelişimini etkilemişlerdir. Bu keşifler sonucunda Avrupa yeni kıtalara yayılma ve onların zenginlik kaynaklarını ele geçirme olanağı elde etmiştir. Avrupa düşüncesi ve kültürü, evrensel bir değer olarak bu süreçten itibaren yayılmaya ve egemen kılınmaya başlanmıştır. Bunu yaparken Avrupalılar, yerli halkları ve yerel yaşamı dağıtmış ve hatta yok etmiş, avrupa kültürünü egemen kılma sürecini şekillendirmiştir.Hem doğal hem de kültürel farklılıkları yok eden bir süreç olmuştur bu. Klasik Sömürgecilik olarak bilinen sömürgecilik süreci bu dönemle başlamıştır.
Bunun yanı sıra, coğrafi keşiflerin sonucunda, sözkonusu dönemdeki öteki bilimsel devrimlerle de birleşerek tüm bir dünyayı/evreni kavrayış tarzı değişime uğramıştır. Bu kavrayış değişikliği sonucunda ve bu süreçte dünyanın düz değil yuvarlak olduğu, kendi etrafında ve güneşin etrafında döndüğü, evrenin merkezi olmadığı ortaya çıkmış, bunların sonucunda tüm bir evren kavrayışı değişime ugramıştır.Kopernik devrimi denilen zihniyet değişikliginin kaynaklarından birisinin de coğrafi keşifler olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Keşiflerin Osmanlı devleti açısından önemi
Bu keşiflerle Osmanlının elinde bulunan Ipek ve Baharat Yolu önemini kaybetmiş, yeni ticaret yolları bulunmuştur. Bu da Osmanlı Devleti'nin vergi gelirlerinin azalmasına yol açmıştır. Tüm bunlar Osmanlı devletini maddi açıdan kötü etkilemiştir. Daha doğrusu; Osmanlı Devleti ve diğer müslüman devletler zarara uğrayıp, ellerindeki malların değerleri gitmiştir.
Coğrafi Keşifler, bütün insanlığı etkilemiştir. Bu yönüyle evrensel bir özelliğe sahiptir. Akdeniz Limanları, Coğrafya Keşifler sonucunda önemini kaybetti. Ancak 1869'da Süveyş Kanalı'nın Fransızlar tarafından açılmasıyla bu limanlar yeniden önem kazanmıştır.
Coğrafi Keşifler, Müslüman ülkeler açısından büyük zararlara neden olmuştur. Islam ülkeleri yoksullaşmış, Türkistan Hanlıkları giderek zayıflamış ve Ruslar karşısında gerilemiştir. Osmanlı Imparatorluğu, Ipek ve Baharat Yollarına hakim olmasına rağmen yolların değişmesinden dolayı umduklarına ulaşamamıştır. Osmanlı Imparatorluğu, ticaret faaliyetlerini yeniden geliştirebilmek için Avrupalı devletlere kapitülasyonlar vermek zorunda kaldı.
Ayrıca Osmanlı topraklarında kervan yolları boyunca faaliyet gösteren halk ve zanaatkarlar işsiz kaldı. Bu durum, Osmanlı Devleti'nde ekonomik sıkıntılara ve Celali Isyanları'na zemin hazırlamıştır.
Osmanlı Devleti, Hint ticaret yolunun hakimiyeti için Portekizlilerle, Akdeniz hakimiyeti için de Ispanyollarla mücadele etti. Endonezya'da savunma ve koruma savaşları yapan Osmanlı Devleti, Hıristiyan Avrupa karşısında Doğu Kalkanı haline gelmiştir.

COÄžRAFI KEŞIFLER VE SONUÇLARI

Avrupalıların çeşitli nedenlerle 15. Y.Y. ın sonunda yaptıkları gezilerin nedenleri;
Müslümanların elinde olan ipek ve baharat yollarına Avrupalıların sahip olmak istemeleri,
Pusulanın bulunması ile gemicilerin cesaretle okyanuslara açılması,
Coğrafya bilgisinin ilerlemesi : Haçlı Seferleri sırasında Türk ve Müslüman denizcilerden öğrenilenlerle Avrupa'da coğrafya bilgisi ilerledi.
Gemicilik sanatının ilerlemesi : Orta çağdaki gemiler kıyıları takip eden kürek çekilen küçük gemiler iken Venedikliler Karavel denilen fırtınalara dayanıklı, yüksek güverteli gemiler yaptılar. Cesur gemiciler yetişti.
Doğu ülkelerinin zenginliği : Avrupalılar, Türk ve Müslüman tüccarların getirip pahalı sattığı inci, ipek, baharat, elmas gibi mallara doğrudan ulaşmak istiyorlardı. Marko Polo'nun anlattığı zenginlikler görmek istiyorlardı.    

KEŞIFLER



Ümit Burnunun bulunması ( 1487 ) : Portekizli Bartelmi Diaz Portekiz'den yola çıkıp batı Afrika'yı takip ederek Afrika'nın güney ucuna ulaştı. Fırtınalar Burnu adı verilen bu yeni yol denizcilerin ümidini kırmamak için daha sonra Ümit Burnu olarak değiştirildi.

Hint Deniz Yolunun bulunması ( 1498 ) : Portekizli Vasko dö gama Ümit Burnunu geçerek Hindistan'ın Kaliküt limanına vardı ve Hint Deniz Yolu Portekizlilerin eline geçti.

Amerika'nın keşfi ( 1492) :
Cenevizli Kristof Kolomb Ispanya Kralının verdiği üç gemi ile sürekli batıya giderse Hindistan'a varacağı düşüncesi ile yola çıktı. Yoluna bilinmeyen bir kara çıkacağını hesaplamamıştı. 2 ay sonra Amerika'nın batısındaki Bahama Adalarına ulaştığında buranın Hindistan'ın batısı olduğunu sandı. Ölümüne kadar yeni bir kıta keşfettiğini anlayamadı. 1507 yılında Amerike Vespuçi buranın yeni bir kıta olduğunu fark etti. Yeni kıtaya onun adı verildi.

Dünyanın dolaşılması ( 1519-1522 ) : Portekizli Macellan Atlas Okyanusuna açılarak Amerika'nın güneyine ulaştı. Kendi adını verdiği boğazı aşarak Büyük Okyanusa geçti. Filipin Adalarında yerli halkla yaptığı savaşta öldü. Ikinci Kaptan Del Karo Ümit Burnunu dolaşarak Ispanya'ya döndü.




COÄžRAFI KEŞIFLERIN SONUÇLARI :

Siyasi Sonuçlar

Yeni ülkelerin keşfedilmesi ile Sömürgecilik gelişti.( Portekiz ve Ispanyollarla başlayan sömürgeciliğe daha sonra Ingiltere, Fransa ve Hollanda'da katıldı.)
Baharat ve ipek yolları önemini kaybetti.
Akdeniz'deki limanlar eski canlılığını yitirdi.
Doğudan yeni keşfedilen yerlerden Avrupa'ya bol miktarda altın, gümüş gibi değerli eşyalar geldi.
Avrupa zenginleşti. Soylular nüfuzlarını kaybetti.
Türk ve Islam alemi ekonomik olarak olumsuz etkilendi.



Dini Sonuçlar

Hıristiyanlık yeni keşfedilen yerlere yayıldı.
Dünyanın düz olduğunu söyleyen din adamlarına güven sarsıldı.



Bilimsel Sonuçlar
Yeni kıtalar, ırklar, hayvanlar, bitkiler tanındı.
Insanlarda araştırma ve yeni şeyler öğrenme merakı uyandı.

Avrupalıların çeşitli sebeplerle 15.yüzyılın sonunda bilinmeyen ülkeleri bulmak için yaptıkları gezilere COÄžRAFI KEŞIFLER denir.
Çağlar boyunca yeni ve değişik yerler bulmak amacıyla heyecanlı ve tehlikeli yolculuklara çıkan insanlar bu maceralara türlü nedenlerle atılmışlardır.Zengin olmak,ticaret yapmak,ün kazanmak,serüven tutkusu,belirli dinsel inançları yaymak ya da ülkelerine yeni topraklar kazandırmak istemişlerdir.Hangi nedenle olursa olsun,dünyanın bilinmedik yerleri bize,kaşif adı verilen bu gezginlerce kazandırılmıştır.

KEŞIFLERIN NEDENLERI


13.yüzyılda Moğollar Orta Asya'nın otlaklarında büyük bir imparatorluk kurdular ve ordularıyla Doğu ve Orta Avrupa'ya akınlar düzenlemeye başladılar.Papa,Moğol yöneticilere elçiler yolladı.Bunların bazıları Uzak doğuya kadar gitti.Tüccarlar doğu ile alışveriş yapmaya başladılar.

Bu gezgin tüccarların en ünlüsü Marko Polo'dur.Venedikli gezgin Marko Polo'nun,Uzak Doğu ülkelerinin zenginliğinden söz ederek Avrupa'da büyük merak uyandırması keşiflerin 1.nedeni olmuştur.

O dönemde insanlar bilmedikleri yörelerde korkunç köpek başlı ya da başsız insanların,yüzlerini güneşten saklayan,tek gözlü ve tek ayaklı garip yaratıkların olduğuna inanıyorlardı.O dönemde gemiciler kıyıdan uzaklaşmayı ve uzun yolculuklara çıkmayı kolay kolay göze alamıyorlardı. Dünya'nın düz olduğu inancı ve gemilerin ufuk çizgisini geçince boşluğa düşeceği inancı yaygındı.Denizcilerin karadan uzaklaştığında yönlerini bulamama korkusu (Magnetik) Pusula sayesinde çözüldü.

Avrupalı denizciler,daha uzun yolculuklara çıkmaya ve gerçeğe yakın haritalar yapmaya başladılar.


MARKO POLO


(1254-1324)Venedikli gezgin Marko Polo,Çin'e ve Asya'nın çeşitli yerlerine yaptığı gezilerde gördüğü yerleri ve edindiği izlenimleri anlatarak,Avrupa'nın Uzakdoğu uygarlıklarını tanımasını sağlamıştır.

Marko Polo tüccar bir ailenin çocuğuydu.Babası ve amcası Asya'ya ticaret amacıyla yaptıkları yolculuklarda Çin'e kadar gitmiş ve Pekin'de Hint-Türk imparatoru Kubilay Han'ın konuğu olmuşlardı.Italya'ya dönüşlerinde papaya Kubilay Han'dan bir mektup getirerek,Han'ın Hristıyanlık konusunda bilgi edinmek isteğini ilettiler.Iki yıl sonra 1271'de doğuya gitmek için yeniden yola çıkarken 17 yaşındaki Marko Polo'yu da yanlarına aldılar.

Denizyoluyla Iskenderun körfezindeki Ayas'a gelen Pololar,Doğu Anadolu ve Iran'dan geçerek Basra körfezinde Hürmüz Boğazına vardılar.Deniz yolculuğunu tehlikeli bularak daha güvenli olan Ipek Yolu'nu izlemeye karar verdiler.Iran ve Afganistan'ı geçip Pamir dağlarını aştılar. Kaşgar, Yarkent, Hotan,Gabi Çölü ve Kuzey Tibet'ten geçerek Çin'e ulaştılar. Onlardan sonra 600 yıl boyunca hiçbir Avrupalı bu yoldan geçemedi.

Marko Polo 3,5 yıl süren bu Asya yolculuğu sırasında gördüklerini sonradan öylesine ayrıntıyla anlatmıştır ki,geçtikleri yerleri neredeyse adım adım izlemek olanaklıdır.Polo'nun yazdıkları kuşaklar boyunca gerçek dışı,çekici öyküler olarak algılandı.Çok sonra Sir Henry Yule ve Sven Hedin gibi gezginler yazılanların doğru olduğunu ortaya koydu.


BAHARAT YOLU

Buhur yolu da denir.Kervanların geçtiği en eski yollardan birisidir.Bu yol Hadramut şehrinin Baharat ormanlarında başlar,Sibve nehrini geçer,Katban'dan Moarab ve Main'e vararak oradan Kızıldeniz'e paralel Neptilerin başşehri olan Petra'ya ve aynı zamanda Mekke'ye varırdı.Burada üç kola ayrılırdı:1.Filistin ve Finike limanlarına Sayda ve Şam şehirlerine; 2.Beyn-ül Nehreyn'den,Ninova'ya;3.'de Sina yarımadasından Mısır'a ulaşırdı.Görünüşte bu yolun can damarı Hadramut ve Yemen'di.Buralarda Moin ve Saba hükümdarları ve onların soyundan gelen Hamir padişahları baharat alışverişini tamamıyla kontrolleri altına almışlardı.Bu yolun çeşitli yerlerinde vergi almak için kaleler kurulmuştu.Çin Hindi'nden ve Afrika'dan ilaçlar,günlük ve baharat bu yoldan Arap yarımadasına gelirdi.Bu yolun adı bundan dolayı Baharat yolu olmuştu.Gemiciliğin Kızıldeniz'de gelişmesiyle Baharat yolu önemini yavaş yavaş kaybetti.



IPEK YOLU


Akdeniz kıyılarından Çin'e dek Asya'yı baştan başa katleden kervan yolu.Hristiyanlık tan önce kullanılan bu ticaret yolu adını,Çin'den gelen ve taşınan başlıca mal olan ipekten alır.Antakya ve Tir' den başlayan Ipek yolu,Iran ve Afganistan'ın kuzeyini geçtikten sonra Pamir bölgesine ulaşıyor ve burada,''Taş kule''denen bir yerde Doğu ve Batıdan gelen kervanlar arasında alışveriş yapılıyordu.Bakra'da ayrılan bir kol Hindistan'a varıyor,bir başkası da bugünkü Rus Türkistan'ının güneyinden geçiyordu.Çin Türkistan'ında iki yol izleniyordu; Takla Makan çölü,kuzey ve güneyden geçiliyor,daha sonra da iki kol birleşerek Luoyang bölgesine ulaşıyordu.Batıyı Uzakdoğu' ya,Hindistan' ı da Çin'e bağlayan Ipek yolu,felsefe akımlarıyla dinlerin (buddhacılık) yanı sıra sanat alanında da gelenek ve örneklerin (hallenistik sanat) iletilmesi ve değiş tokuşunda başrolü oynadı.



AMERIKA'NIN KEŞFI


1492

KRISTOF KOLOMB

AMERIGO VESPUCCI (1507)

Yeni bir dünya keşfetme onuru kuşkusuz,gelmiş geçmiş en büyük denizcilerden biri olan Kristof Kolomb'a aittir.Ama burada da bir sorunla karşılaşır.Kolomb genellikle dendiği gibi,sadece efsanevi zenginliklerle dolu Hindistan'a giden bir yol mu arıyordu?Yoksa,Ortaçağ ütopyasından esinlenerek,belki de ‘'cennetin girişi'' olduğunu düşündüğü yeni bir dünyanın bilinçli bir''yaratıcısı'' mıydı? Michel Lequenne,Kolomb'un başvurduğu kitapların sayfa kenarlarına düştüğü notları inceleyerek,bu ikinci varsayımı benimser.Kristof Kolomb son yolculuğunda(1502-1504)Amerika kıstağının bir bölümünün kıyılarını saptadı,ama daha önceden başka denizciler harekete geçmişti:Bristol'lü Ingilizlerin hizmetinde çalışan Jean Cabot'un,daha 1497'de ‘'Vinland''yolunu yeniden bulduğu sanılmaktadır. Cebral'ın güneye yaptığı yolculuğunsa kuşku götürür yanı yoktur: yolculuk,1500 yılında,gelecekteki Brezilya'nın bir bölümü olan ‘'Gerçek Haç Toprağı''na,Portekiz kralı Manuel adına el konmasıyla sonuçlandı.Ayrıca,Lizbon sarayının,daha önce gönderilen,ama açıklanmamış olan bazı geziler sayesinde,söz konusu topraklarla ilgili bilgiler edinmiş olduğu düşünülebilir.

Nitekim,Tordesillas antlaşmasıyla(1494),Amerika'nın Eski dünyaya en yakın noktası olduğu sonradan anlaşılan bu kesimde keşfedilecek topraklar Portekiz'e verildi.Güney Amerika kıyılarının Patagonya'ya kadar eksiksiz keşfini,gene Portekizliler hesabına çalışan Amerigo Vespucci gerçekleştirdi.Saint Dieli bir coğrafyacı da,1507'de yayımladığı bir çalışmasında,Yeni Dünyaya pek de haklı olmayarak Amerigo'nun adını verdi. 1513'te Balboa'nın Amerika kıstağını aşarak Büyük okyanus kıyısına Ispanya adına el koyması,keşif tarihinde çok önemli bir dönüm noktasıdır.



KRISTOF KOLOMB

(Yaklaşık 1451-1506)Ünlü kaşif Kristof Kolomb,Amerika kıtasının bulunmasına ve Avrupa'ya açılmasına öncülük etti.Bununla birlikte yeni kıta adını Kolomb'la aynı dönemde yaşamış ve1497 ya da1499'da Güney Amerika'ya ulaşmış olan Amerigo Vespucci adında bir Italyan'dan aldı.Daha 11 yüzyılda Norveçli Leif Eriksson Kuzey Amerika kıyılarını dolaşmıştı,ama tarihte Amerika'nın keşfedilmesinin onuru Kolomb'a aittir.Ne var ki,Kolomb yepyeni bir kıta keşfetmiş olduğunun farkına varamamıştı.Onun amacı doğudaki baharat ve ipek gibi değerli malların batıya getirilebileceği güvenli bir ticaret yolu bulmaktı.12 Ekim1492'de Bahama adalarından birine çıktığında da bu düşüncesini gerçekleştirmiş olduğunu sandı.(Amerika kıtasını bulan Kristof Kolomb,yepyeni bir kıta keşfettiğinin farkına varamamıştı.)

Kristof Kolomb Italya'nın Cenova limanında yaşayan yoksul bir dokumacının oğlu olarak dünyaya geldi.Avrupa'nın en işlek limanlarından biri olan Cenova'da tüccarlar çeşitli ülkelerle ticaret yapıyor,karayoluyla Hindistan'dan ve Uzakdoğu'dan gelen pamuk,kumaş ve baharattan başka Ingiltere açıklarında avlanan balıkları da kurutulmuş ve tuzlanmış olarak satın alıyorlardı.Kristof Kolomb büyük bir olasılıkla Marko Polo'nun Çin gezisi anılarını okumuş, Leif Eriksson'un yüzyıllar önce yaptığı gizemli deniz yolculuğunun öyküsünü dinlemişti.

Gençliğinde Akdeniz'in doğusuna bir deniz yolculuğuna çıkan Kolomb,baharat ve ipek ticaretinin nasıl yapıldığını öğrenme olanağı bulmuştu.Daha sonra 1476'da kuzeyde Ingiltere'ye ve Izlanda'ya kadar gittiği sanılmaktadır.Bu yolculuktan dönüşünde Portekiz'in başkenti Lizbon'a taşındı.O çağda bile hala Dünya'nın dümdüz olduğuna inanan birçok insan vardı.Kolomb ise Dünya'nın küre biçiminde olduğu düşüncesindeydi.Kolomb çeşitli Dünya haritalarının çizimine yardımcı oldu.Bu harita ve çizimlerde Dünya gerçekte olduğundan çok daha küçük,Asya ise çok daha büyük gösteriliyordu.Kolomb Asya'nın doğuya doğru çok fazla uzandığını,bu yüzden de Ispanya'dan yola çıkıp batıya doğru yol alarak oldukça kısa bir zamanda Hindistan'a varabileceğini düşündü.''Hindistan'ın uzaklığını da hesapladı;Hindistan'ın bulunduğu r sandığı yer aşağı yukarı Amerika'nın bulunduğu yere denk geliyordu.

Böyle bir yolculuğu tasarlayan ilk insan Kolomb değildi,ne var ki,o zamanki gemilerin küçüklüğü ve yeterli donanıma sahip olmayışı yüzünden böylesine uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmayı kimse göze alamıyordu.1480'de artık deneyimli ve kendine güvenli bir denizci olan Kolomb ise Hindistan'a kısa sürede ulaşabileceğini kanıtlayacak bir keşif gezisine önderlik edebileceğine inanıyordu.

Bu yolculuk için gerekli gemileri ve parayı ancak Ispanya ve Portekiz hükümdarları sağlayabilirdi.Kolomb ilk önce Portekiz Kralı 2 Joao'ya başvurduysa da önerisi reddedildi.Ispanya'nın önemli bir bölümü Magripliler'in altındayken tahta çıkan Fernando ve Isabella ise Kolomb'u içtenlikle kabul ettilerse de,ülkenin içinde bulunduğu kargaşa yüzünden ona yardımcı olamadılar.

Kolomb haritacılık yapan kardeşi Bartolomeo'yla birlikte Ingiltere ve Fransa krallarına başvurdu.Ama bu iki kraldan da yardım alamadı.Sonunda ilk başvurudan yedi yıl sonra Ispanya kraliçesi Isabella , Kolomb'a yardım edeceğini bildirerek ona amiral sanı verdi.



AMERIGO VESPUCCI

(1454-1512),Italyan denizci.Medici ailesinin hizmetinde değişik işlerde çalıştıktan sonra 1491'de aynı ailenin Ispanya'da Sevilla'da bulunan gemicilik şirketinde görevlendirildi.Bu dönemde Kristof Kolomb'la tanıştı.1499'da Alonso de Ojeda komutasındaki bir filoyla ilk keşif gezisine çıktı.Yeni bir sefer düzenleme isteğinin Ispanya Krallığı tarafından reddedilmesi üzerine 1500'de Portekiz'in hizmetine girdi.Portekiz Kralı 1. Manuel adına 1501'de ikinci keşif gezisine çıkan Vespucci,Cabo de Santo Agostinho'ya ulaştıktan sonra Rio de Janeiro Körfezi'ni keşfetti.Daha sonra güneye yönelerek,1502'de Lizbon'a döndü.Bu gezi sırasında yeni bulunan toprakların Asya anakarasının parçaları olmadığını anlayan Vespucci,daha sonra mektuplarında bu topraklardan Munus Novus (Yeni Dünya)adıyla söz etti.1505'te yeniden Ispanya'nın hizmetine giren Vespucci , Kristof Kolomb'un görevden alınmasından sonra 1508'de baş kılavuzluğa(pilotomayor)atandı.Yeni bulunan bölgelerin haritalarının yapılmasına ve denizcilerin yetişmesine katkıda bulundu.Ilk olarak,1507'de Alman kozmograf ve haritacısı Martin Waldseemüller Cosmographiae insuperquatuor Americii Vespucii navigationes adlı eserinde yeni anakaranın keşfedilmesinin onurunun ona ait olduğunu yazmasından sonra bu anakara onun önadıyla anılır oldu.



DÜNYA'NIN DOLAŞILMASI
1519-1522

MACELLAN

DEL KANO

Macellan Ve Dünya'nın Dolaşılması

Ispanya hesabına çalışmış portekizli denizci.(1480-Mactan ,Filipinler 1521).Macellan adının yazılışı kesinlikle bilinmemektedir.Macellan'ın doğum yeri konusuna gelince, çoğunluk Sabrosa üstünde dururken,sayıları hiç de az olmayan başka bilim adamları Oporto'yu ileri sürmektedir.Soylu bir aileden geldiği konusunda herkes birleşmektedir.Macellan önce, Portekiz donanmasına yazıldı;1505'te ilk defa Hindistan'a gitti;1506'da Kananur deniz savaşına katıldı ve yaralandı. 1507'de Lizbon'a döndü;1509'da Malakka'yı fethetmek amacıyla gönderilen Sequeira kumandasındaki donanma ile yeniden Hindistan yolunu tuttu,ama bu teşebbüs başarısızlıkla sonuçlandı;dönüşte gemisi battıysa da,Macellan yurduna dönmeyi başardı.1511'de kral naibi Albuquerque kumandasındaki donanmada,subay olarak üçüncü defa Hindistan'a doğru yola çıktı.Malakka'ya karşı girişilen bu başarılı sefer sırasında Francisco Serraro ile tanıştı.Serraro,ilk olarak kendisine,doğudan olduğu kadar batıdan da giderek Spezie adalarına varabileceği fikrini verdi.Macellan, 1512'de Lizbon'a döndü,1513'te Fas'ta savaştı ve dizinden yaralandı.(Bu yüzden sol ayağı sakat kaldı);getirilen malların bir kısmını satmakla suçlandı;suçsuzluğuna karar verilmesine rağmen,soylu sınıfın ve kralın gözünden düştü;daha sonraki yıllarda kurduğu hayalleri gerçekleştirmek için,kral Manuel1'in desteğini sağlamaya çalıştı,ama başaramadı.Kral ile görüşmeleri olumsuz sonuçlanınca,çevresiyle ilgisini keserek sessiz bir hayat sürmeye başladı;kendini kozmografya ve denizcilik çalışmalarına verdi;bu çalışmalar sırasında,dostu Serrao'nun ve astronom Ruy Faleiro'nun öğütlerinden,alman kozmografı Martin Behaim'in sezgilerinden yararlandı;bir tüccarın gönderdiği mektuptan Güney yarı kürede bir boğazın bulunduğunu haber aldı.Boğazın varlığına iyice inandıktan sonra,1517 sonbaharında Sevilla'ya gitti ve Ispanya'nın hizmetine girdi;Diego Barbosa'nın kızı Beatriz ile evlendi.Diego Barbosa ve Beatriz'in kardeşi tarafından desteklendi.Yönetici Juan De Aranda Macellan'ın tasarısıyla ilgilendi ve onu Valladolid'de sonradan imparator olan Karl5 ile görüştürdü. Burgos piskoposu Fonseca'nın yardımı ile krallık meclisi Macellan'ı desteklemeye karar verdi.Ayrıca C.de Haro adlı zengin bir armatör Macellan'a para yardımı yapmayı kabul etti. 22 Mart 1518'de Karl5,Macellan'a bilinmeyen denizlerde dolaşma imtiyaz ve tekelini,sağlanacak gelirlerin yirmide biri ile keşfedilecek toprakların valiliğini verdi;sefer için,tayfaları ve kumandasıyla birlikte beş gemi hazırlattı.Sefer hazırlığı sırasında çeşitli güçlükler ortaya çıktı.(Macellan gemilerine ancak altmış Portekizli alabilecekti.);bununla birlikte Ruy Faleiro seferden vazgeçtikten sonra kral,denetlemek amacıyla yanlarna birkaç görevli kattı.

Ayrıca gemiler eski ve bakımsızdı.Gemilerin en büyüğü,kralın uzaktan akrabası olan soylu Juan de Cartagena kumandasındaki 120 t'luk San Antonio idi;amiral gemisi Trinidad 110,G. Quesada kumandasındaki Concepcion da 90 tonluktu.85 tonluk Victoria,seferin mali işlerini yöneten kaptan L. de Mendoza'nın,75 tonluk Santiago ise Joao Serrao kumandasındaydı.Tayfaların sayısı 265'ti.Bunlardan Italyan Antonio Pigafetta seferin günlüğünü tuttu ve Macellan'ın sekreterliğini yaptı.Sefere katılanlar arasında Macellan'ın güvendiği başlıca kişiler şunlardı:kayınbiraderi Duarte Barbosa, Alvaro de Mesquita, J.Serrao, Gomez de Espinosa ve Hindistan seferinden beri yanından ayrılmayan sumatralı esir Enrique.10 Ağustos 1519'da beş gemi Sevilla' dan kalkarak Sanlucar 'a gitti;olağanüstü yolculuk,20 Eylül'de Sanlucar' dan başladı.Daha başlangıçtan itibaren kendilerine Juan de Cartagena'yı baş seçen Ispanyollarla Macellan arasında seferi yürütme konusunda anlaşmazlık çıktı;ayrıca Don Juan kendini Macellan ile eşit görüyordu;oysa içine kapalı bir insan olan Macellan hiç kimseye açıklama yapmak istemiyor,tersine herkesin tartışmasız kendine boyun eğmesini istiyordu.Bu gergin ve düşmanca hava içinde,durumu tenkide kalkışan Juan de Cartagena,Macellan tarafından zincire vuruldu ve San Antonio' nun yönetimi A. De Coca' ya verildi.29 Kasım 1519'da Brezilya'ya,13 Aralık'ta da Rio Körfezi'ne ulaşıldı ve Güney Amerika kıyıları boyunca yola devam edildi.Ama Rio della Plata ağzındaki gezi büyük hayal kırıklığına yol açtı.Bununla birlikte Macellan, Trinidad adlı gemisiyle yolculuğa devam etti. 24 Şubat'ta San Mateo Körfezi'ne,Nisan 1520'de Patagonya'daki San Julian limanına ulaştı ve Güney yarı küresinde kış başladığı için,mevsimi burada geçirmeye karar verdi.

28 Kasım 1520'de Büyük Okyanus 'a çıktı.Macellan yanında kalanlara,verdikleri sözü hatırlatarak,kösele yemek zorunda kalsalar bile mutlaka yola devam etmek zorunda olduklarını hatırlattı.Büyük Okyanus ‘a çıktıktan sonra süren üç aylık yirmi günlük yolculuk,büyük yokluk ve güçlükler içinde geçti.Talih eseri olarak deniz çok sakindi.Onun için Macellan bu denize Pasifik Okyanus' u adını verdi.Pasifik'teki yolculuk sırasında üzerinde hayvan veya insan yaşamayan adalardan başka bir şeye rastlamadılar.Iskorbüt hastalığından yirmi kadar adamı öldükten sonra Macellan 6 Mart 1521'de bir adaya vardı.Kısa bir süre sonra,Filipin adalarını buldu ve bu adalara San Lazaro adını verdi.Bu adalardan birinde kölesi Enrigue yerlilerin konuştuğu dilden birkaç kelime anlayınca,Macellan Molük adalarına vardıklarını sandı.7Nisan da üç gemi Cebu ya ulaştı,burada Macellan,kral Humabon ile görüşerek dost oldu;kral Humabon Katolikliği ve Ispanyol hakimiyetini kabul etti;daha sonra Cebu' nun karşısındaki Mactan adasının kralıyla yapılacak bir savaşta,krala yardım edeceğine söz verdi;yanına altmış adam alarak kumsalda ilerlemeye başladı.Ok yağmuruna tutulunca Ispanyollar şalupalara doğru çekilmek zorunda kaldılar ve diz boyu su içinde savaştılar;ağır zırhlar giymiş olan Macellan adamlarının geri çekilmesini sağlamak için öne atıldı,yaralanarak suya yıkıldı ve öldürüldü.Cesedi alınamadı.Macellan'ın ölümünden sonra,kumandayı Duarte Barbosa ve Serrao aldılar;ama Cebu kralı,onları tuzağa düşürerek birçok adamları ile birlikte öldürttü.Başsız kalan tayfalar demir aldılar;bu arada El Cano'nun yönetimine verilen Concepcion,düşman eline geçmesin diye tayfalar tarafından batırıldı;Gomez de Espinosa,Trinidad'ın El Cano ise Victoria'nın kaptanlığına getirildi.Trinidad Büyük Okyanusu yeniden aşmayı denedi ve bütün tayfaları ile battı;buna karşılık El Cano kumandasındaki Victoria,Hint Okyanusuna ulaştı;Güney Afrika burnunu tekrar döndükten sonra,6 Eylül 1522'de gemi yalnız on sekiz tayfayla San Lucar'a geldi.Karl5,Valladolid' de parlak bir törenle denizcileri kabul etti;oysa San Antonio'dan kaçan tayfalar daha önce Ispanya'ya ulaşmışlar ve olayları değiştirerek anlatmışlardı.Yolculuğun başarısı Ispanyol El Cano'ya mal edilmiş olmasına rağmen,Pigafetta,kısa süre içinde bütün Avrupa'da tanınan ünlü bir seyahatname yazdı ve Macellan'ın gerçek yeteneklerini ortaya koydu.Macellan bugün insanlık tarihinin en ünlü denizcilerinden sayılmaktadır.Kristof Kolomb insanlığa yeni bir dünya armağan etmişti.Macellan ise,insan iradesinin imkansız gibi görünen teşebbüslerin üstesinden gelebileceğini ispatlamıştı.



MACELLAN BOÄžAZI

Güney Amerika kıtasını,güneyindeki Tierra del Fuego Adası'ndan soğuk ve fırtınalı Macellan boğazı ayırır.Büyük Okyanus ile Atlas Okyanusu'nu birleştiren bu suyolu,Arjantin sınırları içinde kalan doğudaki en uç bölümü dışında,hemen hemen tümüyle Şili toprakları içinde yer alır.Genişliği üç ile otuz iki km arasında değişen,beş yüz altmış km uzunluğundaki sonradan kendi adını taşıyacak olan bu boğazı Portekizli kaşif Ferdinan Macellan,Ekim bin beş yüz yirmide bulmuştur.

Macellan boğazı iki bölüme ayrılabilir.Atlas Okyanusu'ndan güneybatıya doğru uzanan birinci bölüm alçak,turbalık bir alandan geçer.Büyük koyun sürülerinin yetiştirildiği bu bölgede Ingiliz şirketlerinin işlettiği ve Iskoç çobanlarının çalıştığı çok sayıda koyun çiftliği vardır.Üretilen çok büyük miktarlardaki koyun eti ve yün bölgedeki tek büyük kent olan Punta Arenas'a gelir ve oradan dışarı gönderilir.Macellan boğazı Punta Arenas'ı geçtikten hemen sonra sağa doğru keskin bir dönüş yapar ve kuzey batıya doğru uzanarak Büyük Okyanusa ulaşır.Oldukça düz olan bu ikinci bölüm,yer yer çok daralarak yüksek ve dik kayalıklı,çıplak adaların arasından geçer.Sert akıntılar ve aniden çıkan şiddetli rüzgarlar nedeniyle boğazın bu dar bölümü yelkenli gemiler için tehlikelidir.Bu nedenle on dokuzuncu y.y.'da yelkenli gemiler,yolu üç yüz yirmi km kısaltan Macellan Boğazı'ndan geçmek yerine,genellikle Horn Burnu'ndan dolanıp giderlerdi.

DEL CANO

(Juan Sebastian)Ispanyol gemicisi.(Guetaria 1476 doğ.?-öl.1526)Macellan seferine katılan gemilerden Concepcion'a kumanda etti.Sefere katılan son gemiyi Avrupa'ya ulaştırdı. (1522).Dünya turunu yapan ilk Avrupalı gemicidir.Karl 5 tarafından, Valladolid'de büyük saygı gösterisiyle karşılandı; üzerinde bir Dünya resmi ve Primus Circumdedisti me yazısı bulunan armalar,imparator tarafından kendisine verildi. Hükümdarın dostluğunu kazanarak 1525'te Malaka adalarına doğru ikinci bir keşif yolculuğuna çıkmakla görevlendirildi; 26 Mayıs 1526'da Macellan boğazını geçti;ama Büyük Okyanusu ikinci kez geçerken öldü.
Bilinmeyen, bir anlamda esrar ve tehlike demektir, ama aynı zamanda, akla gelmedik zenginliklere ulaşma olanağını da kendinde taşır. Işte bu yüzden, bütün keşif gezilerinin temelinde rastlantılar, çıkar duygusu ve insanların karşı konulmaz merakları yatar.

Tarihöncesi'nde yaşamış uzak atalarımıza göre Evren, yaşamlarını sürdürmeğe çabaladıkları topraktan ibaretti ve hayal güçleri, onları bu toprağın sınırlarını aşmağa zorlamıyor, ancak yaşamayı sürdürecek olanaklar tükenince yeni yerler aramağa davranıyorlardı. Böylece, otuz bin yıl kadar önce, Asya'da yaşayan avcı grupları av hayvanlarının göçünü izleyerek Amerika'ya gidip yerleşmişlerdi.

Mutlu Odisseus Gibi...

Dünyanın keşfine, ilkel beslenme kaygılarından büsbütün uzak nedenlerle ilk çıkanlar. Mısırlılar oldu. M. I. 3000 yıllarında, yeni ticaret pazarları bulma amacıyla, Afrika kıyılarını dolaşmağa başladılar. Filoları böylece Etyopya'yı, sonra M.I. 1500'lerde Zambezia'yı keşfetti.

Milattan önce 600 yıllarına doğru, firavun Nekao'nun gönderdiği Fenikeli gemiciler üç yılda Afrika Kıtası'nın çevresini dolaşmayı başardılar: Kızıldeniz'den yola çıkıp «Herkül Sütunları» (bugünkü Cebelitarık Boğazı) yoluyla Akdeniz'e girdiler. Kartacalılar da uzaklara seferler yaptılar: M.I. 500'de Hannon komutasına verilmiş büyük bir donanma, Afrika'nın batı kıyılan boyunca Gine Körfezi'ne kadar gitti.

Bunların hepsi de her şeyden önce geçtikleri yolların gizemini korumağa kararlı tacirlerdi. Bunun için yolda rastladıkları gemileri batırmaktan veya sözde rastladıkları korkunç canavarların öykülerini anlatarak rakiplerinin cesaretini kırmaktan çekinmiyorlardı.



(Solda) Güney Amerika'da Rio de la Plata'nın ağzı, 1516'da Diaz de Solis tarafından keşfedildi. XVI. yy.da yapılmış bu elyazması harita yörenin coğrafyasını gelişigüzel gösteriyor.

(Ortada) Büyük bir denizci olan Alfonso de Albuquerque (1453-1515), Portekiz bayrağını Hint Okyanusu'nda dalgalandırmıştır.

(Sağda) Portekizli Vasco de Gama (1469'a doğru-1524), Ümit Burnu'nu aştı, Mozambik'te bir ticaret kolonisi kurdu ve Hindistan'a ulaştı; Hindistan genel valiliğine atandı.

Bu hayali canavarların, Yunanlıların ilk gezi hikayelerinde büyük bir yeri vardır ve Yunan mitolojisinin bir bölümü bunlardan doğmuştur; Odisseia'da anlatılan Odisseus'un serüvenleri buna örnektir. Bunanla birlikte, bazı serüvenlerin gerçek yanı vardır: sözgelimi Massilia'lı (geleceğin Marsilya'sı) bir Yunan gemicisi, M.I. IV. yy.da Izlanda'ya kadar gidebilmiştir.

Kara parçalarının iç bölgelerinin keşfi genellikle kahraman öncüler sayesinde oldu, Yunanistan'dan yola çıkarak Hindistan'a ulaşan Büyük Iskender bunun en iyi örneğidir. Romalılara gelince, onlar, her şeyden çok Avrupa ile ilgilendiler ve Tuna'dan Iskoçya'ya (o tarihlerde Dünya'nın ucundaki toprak anlamına Koledonya deniyordu) kadar gezdiler.

Miladın başlangıcında Mısır'da yerleşmiş bir Yunan astronomu, Ptolemaios, çağının coğrafya bilgilerinin bir özetini yaptı. Hazırladığı harita, Avrupa'nın tamamını, Kuzey Afrika'yı ve Asya'nın bir bölümünü kapsıyordu; yüzyıllar boyunca bu harita, coğrafyacıların yararlanabileceği tek ciddi belge olarak kalmıştır.

Büyük Keşifler

Bütün Ortaçağ boyunca, Hıristiyan aleminde Dünya haritası, sadece cenneti ve cehennemi bulunan bir Dünya'nın tasvir edildiği teorik bir şemadan, bir süsten ibaretti. Halbuki bu dönemde, IX. yy.da Vikinglerin keşifleri önemli sonuçlara ulaşmış, bunlar 982'de Izlanda'dan geçerek Grönland'a ve 1000 yılında da Vinland'a (belki Newfoundland Adası) gelmişlerdi. Ne var ki bu keşfin önemi, Avrupa'da herhangi bir yankı yaratmadı ve ancak Iskandinav ülkelerinde ilgi uyandırdı.

Avrupalıların Amerika'ya sızmaları gerçekten, XV. yy. sonlarında Kristof Kolomb'un serüveniyle başladı. «Yeni Dünya»nın güney kesiminin fethi, Ispanyol Conquistadorlarının (Cortes, Pizarro) eseri oldu: bunlar, eski Kızılderili imparatorluklarını yok ederek birkaç yüzyıl yürürlükte kalacak bir sömürge düzeni kurdular. Kuzey Amerika'nın keşfedilmesi ve fethedilmesi ise özellikle Fransızlarla (Jacques Cartier, Samuel de Champlain) Ingilizlerin (Venedikli Jean Cabot) eseri oldu ve bu iki ulus uzun süre, sonradan Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'nın kurulacağı bu topraklardan kimin yararlanacağı konusunda birbiriyle çatıştı.

Dünya'nın öbür ucunda ise, gözüpek gezginler Ortaçağ'ın sonlarından itibaren, «Ipek Yolları»nı aradılar ve bu yollardan doğuya ulaşmağa çabaladılar. Bunlar, ya efsanevi Büyük Han Imparatorluğu'nda Hıristiyanlığı yaymağa çalışan Willem Van Rubroek gibi din adamları, ya da Venedikli Marko Polo gibi tacirlerdi. Marko Polo, uzun süre Çin'de kaldı ve anlattığı göz kamaştırıcı serüvenleriyle birkaç gezgin kuşağının merakını ve hayal gücünü kamçıladı.

XIV. yy.da Asya'ya giden deniz yolunu açma onuru ise Portekizlilere aittir. Portekizliler, Afrika'nın batı kıyılarını sistemli bir biçimde araştırdılar. 1487'de Bartolomeo Dias «Fırtınalar Burnu»nu (Ümit Burnu) aştı ve on bir yıl sonra Vasco de Gama bu yoldan, Afrika'nın doğu kıyısı boyunca yukarıya doğru çıkıp Hindistan'a ulaştı. Portekizliler oradan, Arapların aleyhine, ticari etkilerini ta Selebes Adaları'na kadar yaydılar, yerleştiler.

Bir başka Portekizli, Macellan ise, XVI. yy. başlarında, Ispanya hesabına ilk Dünya turunu tamamladı. Yazık ki, bugün adını taşıyan boğazı binbir güçlükle aştıktan sonra, keşif gezisini sona erdiremeden öldü.



(Solda) Fransız Jacques Cartier (1491-1557) ile arkadaşlarının Kanada'ya çıkışını canlandıran bir resim.

(Ortada) Kristof Kolomb'un üç karavelası. Kolomb bu tekne desenlerini eliyle çizmiştir. Kolomb Kitaplığı, Sevilla, Ispanya.

(Sağda) Macellan'ın (1480-1521) yolculuk öyküsünü canlandıran bir resim, Pigafetta'nın eseri. Ilk Dünya turunu gerçekleştiren Portekizli denizci, 1520'de, Amerika'nın güney ucunda, sonradan kendi adını alacak olan boğazdan geçmiştir.

Dünya'nın Tanınması

Böylece, Kristof Kolomb'un seferinden sonra «büyük keşifler» yarım yüzyıldan kısa bir zaman içinde Dünya haritasını altüst etti. Rönesans sonlarında, coğrafyacılar, ana çizgileriyle denizler ve karaların ayrımını öğrenmiş bulunuyorlardı: Ptolemaios'un eseri nihayet aşılabilmişti.

Bundan sonraki büyük geziler, bu bilgileri pekiştirmeğe ve gezegenimizin henüz ayak basılmamış bütün kesimlerini belirten beyaz lekeleri haritadan yavaş yavaş silmeğe olanak sağladı. XVII. yy.da, Hollandalı gemiciler Avustralya ve Yeni Zelanda'yı keşfettiler, Don kazakları ise, Kamçatka'ya kadar, Sibirya'yı aştılar,

XVIII. yy.da keşifler gittikçe daha bilimsel nitelik aldı: sadece yeni yeni topraklar tanınmakla kalınmadı, aynı zamanda buralarda yaşayanların adetleri de tanıtılmağa ve hayvan alemiyle bitki örtüsünün ayrıntılı dökümleri yapılmağa çalışıldı. Bu anlayışla, Ingiliz Cook ve Fransız Bougainville ile La Perouse Büyük Okyanus adalarını yakından incelediler.

XIX. yy. ve XX. yy. başlangıcı özellikle Avrupalıların Afrika'ya sızmalarına sahne oldu. Fransız Rene Caillie 1828'de Tombuktu'ya vardı ve Ingiliz Livingstone ile Stanley kıtanın merkezini dolaştılar. Arktika ve Antarktika'nın fethi de bu dönemde gerçekleşti: 1909'da Amerikalı Peary Kuzey Kutbu'na ulaştı ve iki yıl sonra Norveçli Amundsen Güney Kutbu'na vardı.

Günümüzde kıtaların haritaları büyük bir doğrulukla çizilmiştir. Keşfedilecek hiç bir kara parçası kalmadığından insanların ilgisi de başka yönlere kaymıştır: şimdi denizdibi araştırmalarıyla, yanardağların ve depremlerin incelenmesiyle, toprakaltının analiziyle (jeoloji) v.b. gezegenimizin sırlarını günışığına çıkarmak söz konusudur. Öte yandan astronotik de uzayın keşfedilmesi yolunda çalışır: insanın Ay'da attığı ilk adım belki de sayısız yeni dünyaların keşfine doğru bir başlangıç noktası olmuştur.

Nil

Nil Nehri'nin haritasını yapabilmek için yirmi beş yüzyıl gerekmiştir. Buraya ilk keşif gezisini, M.I. 457 yılında Yunan tarihçisi Herodotos, en yenisini de 1952'de Fransız Jean Laporte yapmışlardır.

Doruklar

Büyük sıradağlar insanlar ta rafından XX. yy.da fethedildi: 1906'da Savola prensi Lulgi Amadeo, Afrika'da Ruvenzori'ye (5,119 m) tırmandı; 1950 yılında Fransız Maurice Herzog, Himalayalar'da Annapurna'yı (8,078 m) fethetti; üç yıl sonra, Yeni Zelandalı Ermund Hillary, Dünya'nın en yüksek doruğuna, Everest'e (8,880 m) ulaştı.



(Solda) Tonga Adaları'nda demirlemiş tekneler. Ingiliz denizcisi James Cook (1728-1779), önce Büyük Okyanus'u, sonra Antarktika'yı dolaştı. Sonunda Sandwich Adaları'nı keşfetti ve orada öldü.

(Sağda) Ingiliz denizcisi Sir Francis Drake (1540'a doğru-1596).
Coğrafi Keşiflerin Içyüzü
________________________________________
Vasco da Gama ilk Hindistan seferine Arap haritaları ile pusulasız olarak çıkmıştı. Afrika'nın Malindi limanında Müslüman denizcilerin elinde gördüğü enlem boylam dairelerini taşıyan çok gelişmiş haritaları, ilk defa karşılaştığı pusulaları, hareket halindeki gemide enlem derecesini ölçmek için kullanılan özel aleti ve gemilerin büyüklüklerini hayranlıkla anlatır.

1930'ların başlarında Alman orientalist Paul Kahle, birbiri ardına yayınladığı yazılarla, Piri Reis'in Topkapı Sarayı'ndaki Amerika haritasını bilim dünyasına tanıtmıştı. Haritanın, haritacılık tarihi açısından değeri konusunda bugüne kadar sayısız yazı yazıldı. Bu konudaki değerlendirmeler birbirlerinden çok büyük farklılıklar gösteriyor. Son yıllarda çıkan bazı yazılardaki, haritanın güneyinde büyük bir kara kütlesinin belirtildiği hususu, tartışmaya yeni bir boyut kazandırmış bulunuyor. Ama bütün bu gayretler Islam kültür dünyasının haritacılık tarihindeki büyük yaratıcı yeri bilinmeden gösterildi.

Diğer taraftan bu tartışmalar devam ederken 2002 yılında bir Ingiliz denizaltı komutanı Gavin Menzis “1421: Çin'in Dünyayı Keşfettiği Yıl” adıyla yayınladığı kitapta tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı. Islam bilim ve kartografya tarihi konusuyla uğraştığımı bilen birçok okuyucu benim bu husustaki görüşümü sordular. Bu konuyu özel bir araştırmaya tabi tutmadığım dönemlerde, ben de Piri Reis'in bize Kristof Kolomb'un kaybolan haritasını ulaştırdığına inanıyordum. Gavin Menzis'in kitabını okuduktan sonra bu konuyu ciddi bir şekilde araştırmaya başladım. Nispeten uzun olan bu araştırmamın sonucu “Islam'da matematik coğrafya, kartografya ve batıdaki devamı” adlı yakında çıkmasını planladığım kitabımın dördüncü cildinin bir kısmını teşkil ediyor. Bugün sizlere bu incelememin sonuçlarını bir özet halinde sunacağım. Bu araştırmanın 50 sayfa kadar tutan metnini Almanca ve Ingilizce olarak yakında internet yoluyla geniş bir ilgili topluma iletmeğe karar vermiş bulunuyorum. Önce Menzis'in ileri sürdüğü görüşlerden sadece bir kaçına değineceğim.

Menzis'in ileri sürdüğü 1421 Çin ekspedisyonunun esası şudur: Bazı Çinli hükümdarlar, 1405 - 1433 yılları arasında bir kaç donanma hazırlayarak, Hint Okyanusuna kıyısı bulunan devletlerle, diplomatik ilişkiler kurmak ya da haraç almak maksadıyla seferler düzenlemişlerdir. Bu seferlerin safhaları, ayrıntıları ve sonuçları Çin kaynaklarında titizlikle kaydedilmiş, hatta izlerine devrin Farsça kaynaklarında da rastlanmaktadır.
Daha da önemlisi şudur ki, Çinlilerin bu teşebbüslerine dair günümüze ulaşan en eski 3 kitapçık, seferlere katılanlar tarafından yazılmış bulunuyor. Bu yazarlardan biri de Man Huan adlı Arapça bilen bir Müslümandır. Huan'ın yazdığı kitap ‘Okyanus sahillerinin tam araştırması” adını taşıyor.

Sinoloji, 19. yüzyılın ikinci yarısından beri bu seyahat bilgileri üzerinde çalışıyor. Ortaya çıkan araştırmalar Çin donanmalarının Hint Okyanusu'nda ve çevresinde 36 ülkeye uğradıklarını, güneyde Borneo ve Timor adalarına, güneybatıda Malindi'ye kadar vardıklarını, bununla birlikte Avustralya ve Madagaskar'ın adının geçmediğini göstermektedir. Seyahatnamelerin hiç birinde harita bulunmamaktadır. Yalnız 17. yüzyılın ortalarında bir Çinli tarihçinin 3 seyahatnamenin verdiği bilgiye dayanarak yaptığı şematik bir harita, günümüze kadar ulaşmış bulunuyor. Altını çizmek gerekirse, ne bu seyahatnamelerde, ne şematik haritada, ne de diğer Çin kaynaklarında donanmanın Hint Okyanusunun ötesine geçtiğine dair hiç bir bilgiye rastlanmamaktadır.

Çin donanmaları Atlas Okyanusu'na geçebilirlerdi. Zira bu geçişyolu çok eskiden beri biliniyordu. Basra şehri yakınlarında yapılan dikişli (çivili değil) gemiler daha 9. Yüzyılda Fas'ın Massa limanı ile Çin arasında ticaret seferleri yapıyorlardı. Daha Islam'ın ilk yüzyılında Çin'in Kanton şehrinde bir Müslüman mahallesi vardı. Yine aynı yüzyılda Madagaskar adasında bir çok Müslüman yaşıyordu. Buna rağmen, Atlas Okyanusuna geçmek Çin donanmasının hedefi ve görevinin dışında kalıyordu.

Bütün bu husustaki açıklığa rağmen, Ingiliz yazar Menzis, donanmaların 1421 yılında Hint Okyanusu'nun mükemmel haritasını yaptıktan sonra Atlas Okyanusu'na açıldıklarını, bütün okyanusu güneyden kuzeye kadar Grönland dahil arşınladıklarını, enlem ve boylam derecelerini ölçtüklerini, bu arada Batıya yönelip Amerika'yı keşfettiklerini, bütün bu bölgelerin haritalarını yaptıktan sonra Kuzey Okyanus üzerinden, Asya sahillerinin mükemmel haritalarını yaparak 1423 yılında Çin'e döndüklerini ileri sürüyor. Başka gerekli şartların dışında yüzlerce yıllık bir zaman isteyen böyle bir başarının, Menzis, ancak Çin donanması gibi insan ve gemi sayısı bakımından yüksek kapasiteye sahip bir donanma tarafından gerçekleştirilebileceğini ileri sürmekle, Çinlilere adeta insan üstü bir kabiliyet ve çalışkanlık atfederek konunun aydınlatılabileceğine inanıyor.

Menzis'i bu inanca götüren sebeplerin başında, 15. Yüzyıl sonu ve 16.Yüzyıl başlarında coğrafya tarihinde karşılaşılan 3 büyük harita gelmektedir. Biri Vasco da Gama'nın ilk seferinden döner dönmez Avrupa'da ortaya çıkan Afrika haritası, (gazetede) resim 2'de görülüyor. Menzis, haklı olarak bu mükemmel haritanın belirttiği Afrika'nın, özellikle doğu sahillerinin hangi kültür dünyası tarafından başarılabildiğini tekrar tekrar soruyor. Bunun her şeyden önce gerçek boylam derecesi ölçme bilgisini gerektirdiğini, bu bilginin Avrupalılarda ve Müslümanlarda bulunmadığını, buna ancak Çinlilerin sahip olduğunu ileri sürüyor. Menzis böylece haritacılık tarihçiliğinin çok zayıf taraflarından birine değiniyor. Bu, yerinde sürdürülen yüksek matematik-coğrafya bilgisine dayanan şaheser haritayı, harita tarihçileri Afrika sahillerinin sadece 2 veya 3 noktasına değinerek Müslüman kılavuzlar sayesinde Hindistan'ın Kalikut şehrine gidip dönen Vasco da Gama'nın Portekiz'e getirdiği bilgilerle bir kaç ayda yapıldığına inanıyorlar.

Bu gecekondu düşüncesi maalesef bütün kartografya tarihçiliğine hakim. Menzis, bu haritanın Portekizlilerin işi olamayacağı yönündeki tepkisinde haklı, ama Çinlilerin boylam derecelerini ölçme yönündeki iddiası coğrafya, astronomi ve denizcilik tarihine aykırıdır. Çinliler 18. yüzyıla kadar ne astronomik boylam derecesi ile uğraşmışlar ve ne de astronomik olarak ölçülen boylam derecelerine dayanan bir harita yapmayı başarmışlardır.


Menzis'in, Müslümanların (Arapların) Afrika haritasını yapanlar olamayacakları, çünkü onların da gerekli boylam derecelerini ölçemedikleri yönündeki iddiası tamamen yanlıştır. O, bu iddiasında kısmen coğrafya tarihinde kabul edilen bir gerçeği de bilmiyor. Müslümanlar; Yunanlılardan, Hintliler'den ve Iranlılardan öğrendikleri ay tutulmasına dayanarak boylam derecesini ölçme işini geliştirdiler. Onlar karşımıza 9. yüzyıldan beri ölçülen boylam derecelerini haritaya ilk defa tatbik eden bir kültür dünyasının mensupları olarak çıkıyorlar. Müslümanların, her şeyden önce Yunanlıların öğrencileri olarak başladıkları matematik-coğrafya ve haritacılık, 800 yıllık bir gelişmeyi gerçekleştirdi. Onların 11. yüzyıldan beri kazanılan Müslüman Ispanya dışı Avrupalı öğrencileri, eski dünyanın haritasına 8. yüzyılda yeni yapıcı unsurları katmaya, yanlışları düzeltmeye başladılar. Sunuşumun bundan sonraki bölümünde konunun inandırıcı olması bakımından Islam kültür dünyasında boylam derecelerini ölçmede kullanılan metotlardan birine kısaca değineceğim.

Hint okyanusunda uzaklık ölçmede kullanılan metotlar : Meridyen dairelerine paralel uzaklıkların ölçümü, Meridyen dairelerinden 90 dereceden küçük eğiklikli uzaklıkların ölçümü, Ekvator çizgisine paralel uzaklıların ölçümü.... Bu metotlardan birincisi açık denizlerde enlem, üçüncüsü boylam derecelerini bulma metodu idi. Müslüman denizcilerin bu metotlarla elde ettikleri yüzlerce uzaklık değerleri bugünkülerden hemen hemen hiç farklı değil. Onların bize ulaştırdığı Ekvatorun Afrika ile Sumatra arasındaki uzaklığı bugünkü değerden sadece birkaç kilometre farklı...

Bu gerekli açıklamadan sonra şuna işaret etmek isterim ki; ne Vasco da Gama ve ne de diğer Portekizli gemiciler, bir kaç Kızıldeniz krokisi bir yana, Hint Okyanusu'nun, Afrika'nın haritasını yaptıklarını veya haritanın yapılması için Portekiz'e materyal taşıdıklarını iddia ettiler. Tam aksine, onlar Arap denizcilerin elinden bu haritaları aldıklarını açıklamaktan kaçınmadılar. Vasco da Gama ilk Hindistan seferine Arap haritaları ile pusulasız olarak çıkmıştı. Afrika'nın Malindi limanında Müslüman denizcilerin elinde gördüğü enlem boylam dairelerini taşıyan çok gelişmiş haritaları, ilk defa karşılaştığı pusulaları, hareket halindeki gemide enlem derecesini ölçmek için kullanılan özel aleti ve gemilerin büyüklüklerini hayranlıkla anlatır.

Menzis'in görüşünü desteklemek için kullandığı ve Çin donanmasının yaptığına inandığı haritalardan biri de 1507'de Alman Waldseemüller tarafından yapılmış olanıdır. Bu haritada oldukça doğru bir şekilde ada ve nehirleri ile birlikte ortaya çıkan Kuzey Asya'yı göz önüne alan Menzis soruyor: “Eğer Çinliler değilse? Başka kim bu büyük bölgenin sahillerini ölçmüş olabilir. Avrupalıların daha 300 yıl sonra tanıyabildikleri bu bölgenin böyle bir haritası nasıl ortaya çıkabilirdi, eğer Çin donanması oraya uğramamış olsaydı?”

Menzis bu sorusunda haklı. Ama cevabı gerçeğe dayanmıyor. Coğrafya tarihçileri bu noktayı hiç göz önüne almadılar. Hakim düşünceye göre dünya haritasında Yunanlılardan sonra görülen her yenilik Avrupalıların başarıları...

Bu soruya cevaben bazı haritaları sunmakla yetineceğim. Evvela Batlamyus'un adını taşıyan dünya haritası... Okyanuslar kapalı denizler halinde karalar tarafından kuşatılıyor. Sonra, 9. yüzyılın başlarında Abbasi Halifesi al-Ma'mun'un 70 kadar bilgine yaptırdığı dünya haritası, 1340 yılından kalan nüsha...Diğer taraftan onun bize kadar gelen koordinatlar kitabına dayanarak yaptığımız harita, en önemli yenilik okyanusların karaları kuşatması ve Afrika'nın bir yarımada halindeki şekli...Abbasi bilginlerinin bu çalışmasından 320 yıl kadar sonra 1154 yılında tamamlanan al-Idrisi'nin dünya haritası... Bunda bir hayli gelişmiş bir Kuzey ve Orta Asya ve 300 yıl kadar bir zaman süresinde dünya haritasında kazanılan gelişme ile karşılaşıyoruz. Bunun ardından Kuzey ve Orta Asya'nın 13. veya 14. yüzyılda büyük bir ihtimalle Türkçe olarak yapılmış Kuzey ve Orta Asya haritasını sunacağım. Harita, 18.yüzyılın başında Sibirya'da Bahadır Han'ın Tatar tarihi ile birlikte ortaya çıktı. Kartografya tarihinin en önemli vesikalarından biri olan bu harita maalesef gerektiği şekilde incelenmedi.


Sibirya'nın sahilleri, Kuzey Okyanusa dökülen nehirlerin, Orta Asya göllerinin enlem boylam dereceleri, Islam kültür dünyasında Asya haritasının ne büyük bir gelişmeye kavuştuğunu gösteren paha biçilmez vesikalardan biri... Menzis bu haritayı bilseydi belki hükmünde daha dikkatli davranırdı. Bu izahatın ardından esas konumuza gelmek istiyorum. Daha 9. yüzyılın başlarında Ekvator'un uzunluğunu yüksek bilimsel metotlarla 40 bin km kadar bulan Müslümanlar, Avrupa ile Asya arasındaki Okyanusun 180 derece olduğuna ve aşılmasının imkansızlığına inanıyorlardı.


Bu korkunun tahminen bir yüzyıl kadar sonra kaybolduğu görülüyor. 11. yüzyılın başında büyük bilgin al-Biruni, karaların bir okyanus tarafından kuşatıldığını, okyanusun Batı ile Doğuyu birbirinden, yahut bir arada bulunması münkün olan kara kütlesinden veya insanların yaşamakta olduğu bir adadan ayrıldığını söyler. 10. Yüzyılın ilk yarısında yaşayan al-Mas'udi bize ulaşan kitaplarından birinde, Mır'at az-Zaman adlı kitabında okyanustan çok sefer Batı'ya yönelip hayatlarını tehlikeye sokanlardan etraflıca bahsettiğini belirterek bir bilgiyi tekrarlıyor: “Bunların arasında Haihas adlı Kurtubalı, bir grup insanla birlikte hazırladıkları gemilerle okyanusa açılmış bir zaman sonra büyük ganimetlerle dönmüşler. Başkalarına dönmek nasip olmamış. Bu Endülüs'te bilinen bir şeydir” diyor.


Bu tip teşebbüslerin manası daha sonra coğrafyacı al-Idrisi'nin 1154 yılında verdiği bir bilgiyle daha açık anlaşılıyor. Onun verdiği bilgilerden, bu gibi teşebbüslerle okyanusun karşı taraftaki sahiline yahut okyanusta bulunan kara parçalarına ulaşmak hedefinin mevcut olduğu anlaşılıyor. Al-Idrisi anlaşılan kendi zamanında çok ünlü olmuş bir ailenin sekiz kişisinden ibaret gemiciler grubunun okyanusu geçmek için Batıya açıldıklarını yazıyor. Lizbon'da Darb al-Mağrurin yani “okyanus maceracılarının sokağı” diye bir yerin bulunduğunu bildiriyor. Bu gibi teşebbüslerin Islam dünyasının batısında bir hayli yayılmış bulunduğu anlaşılıyor.


Mesela Kuzey Batı sahilinden, Mali'den yapılan 2 teşebbüsü öğreniyoruz. Ansiklopedist Ibn Fadlallah al-Umari, 1312 yılında Sultan Muhammed Abu Bakr'in büyük bir filoyu “okyanusun diğer tarafına ulaşmak” için seferber ettiğini, gemilerin yolda büyük bir fırtınaya tutulup battıklarını, ancak birinin kurtulup geri döndüğünü, bunun üzerine sultanın çok daha büyük bir filo ile kendisinin aynı amaçla okyanusa açıldığını ve geri dönmediklerini yazıyor. Bunlar bize tesadüfen ulaşan bilgiler. Daha ne kadar çok girişimde bulunulduğunu ve sonuçlarını bilemiyoruz. Bunun üzerine okyanustaki büyük kara kütlesine yani beşinci kıtaya Kristof Kolomb'dan evvel ulaşıldığına dair izleri haritalara dayanarak göstermeye çalışacağım.


Islam kültür dünyasında yapılan bir çok haritalar gibi bu yönde de yapılan haritalar kaybolmuş, ancak bir kısmı italyanca, Ispanyolca ve portekizce adaptasyonlar ile bize ulaşmış bulunuyor. Bunun yanı sıra aynı dillerde yazılmış kaynaklar da önemli bilgiler veriyor. Mesela 16. yüzyılın ilk yarısında yaşayan Portekizli tarihçi Galvao “Keşifler Tarihi” adlı kitabında Kralın en büyük oğlu Prens Don Pedro'nun Avrupa ve Kudüs'e yaptığı seyahatten 1428 yılında dönüşünde beraberinde bir de dünya haritası getirdiğini, bu haritanın Ümit Burnu'nu ve sonradan Macellan Boğazı diye adlandırılan deniz geçidini gösterdiğini yazıyor. Macellan boğazı ile ilgili diğer bir bilgiyi Macellan'ın seferine katılan ve bu seferin tarihini yazan Antonio Pigafetti bize veriyor ve Macellan'ın seferinde 1507'den evvel yapılmış bir haritanın kullanıldığını ve bu haritada sonradan onun adını taşıyan boğazın gösterildiğini yazıyor.


Bu yönde en önemli bilgileri bize Kolomb' un genç çağdaşı ve “Historia de Las Indias” adlı seyahatin tarihine ilişkin eseri yazan Las Casas veriyor. Babası Kolomb'un seferlerine katılmış olan bu ünlü tarihçi, kitabında her fırsatta Kolomb'un elinde eski bir haritanın bulunduğunu tekrarlıyor. Bu haritanın sonradan kendi eline geçtiğini, esasında Kolomb'a Floransalı Toscanelli tarafından gönderildiğini açıklıyor. Çok ilginç bilgilerden birinde Kolomb'un diğer kaptanlarla hep bu haritaya dayandıklarını, bir ara bu haritayı bir kaç ada öteye giden kaptan Alonzo Pinzon'un beraberinde götürdüğünü, Kolomb'un sonraki rotayı planlamak için haritayı geri göndermesi için ona haber gönderdiğini, harita geri geldikten sonra Kolomb'un diğer gemicilerle birlikte pozisyon tespiti yaptığını kaydediyor. Las Casas bu haritada (yanlışlıkla) Hindistan sahili (zannedilen) yerin ve adaların bulunduğunu da açıklıyor. Bütün bu ve başka bilgiler hiç bir şüpheye yer bırakmadan gösteriyor ki Kolomb oldukça ayrıntılı bir haritayla bilinen bir ülkeye ulaşmak amacı ile yola çıkmıştır. Bazı bilgiler de bu amacın; yeni bir yer keşfetmek değil de bilinen yerlerden altın, kıymetli taşlar ve baharat getirmek olduğunu gösteriyor. Piri Reis, haritasına eklediği bir notta Kolomb'un eline geçen bir kitapla yola koyulduğunu yazıyor. Şimdi temel problem, şu sorunun cevabına dayanıyor: Kolomb'un ve Portekizlilerin eline geçen haritalar hangi kültür dünyasının eseriydi? Bu sorunun cevabı için bazı haritalara gözatacağım. 1457 yılında Portekiz Kralı'nın arzusu üzerine Italya'da Fra Mauro yani Arap Papaz adlı biri dünya haritası yapmıştı. (Resim 3) Bu haritanın Islam Dünyasındaki örneklere dayandığını ispatlayabilmek meselesini bir tarafa bırakırsak kenarındaki şu açıklama bizim için çok önemli: “1420 yıllarında bir gemi Hint Okyanusundan erkek-kadın adalarına ulaşmak amacı ile Kap Diyab (Kurtlar Burnu) yani Ümit Burnuna oradan da karanlık okyanustaki Yeşil Adalara uğrayarak 40 günlük ve 2000 millik Batıya yönelen bir yoldan sonra 70 günde Ümit Burnuna geri dönmüş.”


Bu açıklamadan şimdi Amerika'ya Ümit Burnu'ndan gidilen yolun 1420'den önce bilindiği anlaşılıyor. Bu yolun krokisi şöyle: (Resim 4) Bunu 1500 yılında Kolomb'un ilk 3 seferinde gemilerden birine kaptanlık yapan Juan de la Cosa'nın haritası ile takip edeceğim. Bunu bilgisayar kullanarak modern harita ile karşılaştırırsak Batı Afrika ile Kuzeydoğu Brezilya sahillerinin hemen hemen gerçeğe çok yakın olduklarını, Küba, Haiti, Jamaika, Puerto Rico ve Bahama Adalarının şekillerinin ve coğrafi konumlarının gerçeğe oldukça yakın olduklarını görüyoruz. Haritada Macellan Boğazı da görünüyor. Bu harita tek başına boylam derecelerini çok iyi ölçebilen bir kültür dünyasından gelen bir orijinal inin Ispanyolların elinde olduğunu gösteriyor. Güney Amerika Portekizlilerin keşfinden önce bu haritada görülüyor. Bu harita ile Piri Reis'inki arasında çok büyük bir bağlantı kendini gösteriyor. Bunu müteakip Vasco da Gama'nın 1498'deki ilk Hindistan seferinden hemen sonra ortaya çıkan bir haritayı göstereceğim. Bu harita Italyan Alberto Cantino'nun adını taşıyor. Güney Amerika'nın bir kısmını da içine aldığından 1502 yılı civarında yapıldığı tahmin ediliyor.Ben bu haritanın orijinal inin daha eski olduğuna inanıyorum. Avrupa'da birden bire ortaya çıkan mükemmel Afrika haritasının Islam kültür dünyasından geldiğini burada ispata kalkışmayacağım . Konumuz açısından Afrika ile Güney Amerika arasındaki uzunluk ve bölge sahillerinin gerçeğe çok yakın bulunması önemlidir. Bu ancak boylam derecelerini çok iyi bilen bir ortamdan beklenebilir.


Şimdi Java dilinde yazılmış bir haritaya geçeceğim. Portekizliler 1511 yılında Malezya'yı ele geçirdiklerinde bir gemide bir atlas buldular. Bunun kalan 26 haritasını Malezya dilinden Portekizce'ye çevirerek Krala gönderdiler. Gönderen Kral yardımcısı ve donanma komutanı Albuquerque yazdığı mektupta bu atlasın önemini ve ona hayran olduğunu uzun uzun dile getirmeye çalışıyor. Bu Islam dünyasında haritacılığın ulaştığı en yüksek safhalardan birini gösteren atlasın kartografya tarihindeki yeri çok önemli bir konu. Burada sadece onun Brezilya sahillerine ait olan kısmını ele alacağım. Bu harita Brezilya sahilinin Ekvator'un güneyinde 6'ncı derece ile 27'nci derece arasında kalan kısmını gösteriyor. Sahilin Kuzeydoğudan Güneybatıya doğru eğimi yaklaşık 15 derece. Bu haritanın boylam derecesindeki doğruluk o zaman karşısında bir Afrika kıtası veya bilinen bir ada gibi bir tutanak noktası olmadığı için ancak modern harita ile karşılaştırmak suretiyle elde edilebiliyor. Böyle bir karşılaştırma başarı oranının bir hayli yüksek olduğunu gösteriyor. Son olarak, Piri Reis'in haritasına değinmek istiyorum. (Resim 5) Bu çok tanınan ve bilhassa Türkleri ilgilendiren bir harita. Onu başlı başına bir konferans konusu yapmak isterdim. Burada konumuz için önemli olan sonuçla yetineceğim.


Bunun, bilgisayar yardımı ile modern bir harita ile karşılaştırdığımızda Güney Amerika sahillerinin hemen hemen çok iyi, kısmen içerilere doğru nispeten iyi çizildiğini, Afrika ile aradaki boylam derecelerinin, Avrupa Kartoğrafyacılığında ancak 18. ve 19. yüzyılda mümkün olan bir doğruluğa ulaştıklarını görüyoruz. Bunun 15 ve 16. yüzyılda Islam dünyası Hint Okyanusu navigasyonunda ulaşılan yüksek metotlardan başka hiçbir kültür dünyasında sağlanması imkanı yoktu. Bu ilinti ile şunu hatırlatmak isterimki Kolomb'un Amerika kıyılarına doğru bazı enlem ve boylam derecelerini ölçtüğü iddia edilir. Bu değerler 22 derece ile 40 derece kadar hatalı, daha doğrusu ölçüden ziyade hayal ürünüdür.


1933 yılında Piri Reis'in haritasını çok ciddi bir araştırmaya tabi tutan Alman bilgini Paul Kahle bu haritanın enlem ve boylam dereceleri bulunan bir orijinale dayanmış olması gerektiği sonucuna varmış, bu orijinalin Kolomb'a Floransa'dan 1474 yılında Paolo Toscanelli tarafından gönderildiğine inanmıştı. Ama orijinalin nasıl ve nerede ortaya çıktığı sorusunu bir tarafa bırakmıştı. Matematik coğrafya ve kartografya tarihçiliğinin o günkü durumu bu sorunun cevabını imkansız kılıyordu. Şu noktayı da belirtmek gerekir ki Kahle sadece Orta Amerika kısmının Kolomb vasıtasıyla Piri Reis'e ulaştığını, Güney Amerika kısmının Piri Reis tarafından Portekizlilerin haritalarına dayanarak eklendiğine inanıyordu. Kahle'nin çalışması sonucu, sonraki araştırmalarda Kolomb'un eklerini taşıyan haritanın 1501 yılında Kemal Reis tarafından zapt edilen Ispanyol gemisinde ele geçirilen esirler arasında Kolomb'un 3 seferine katılan birinden alındığı inancı yaygındır. Piri Reis sadece amcası Kemal'in, Kolomb'un 3 seferine katılan bir esiri olduğunu söylüyor ve ondan bazı şeyler anlatıyor ve o haritadaki bu kıyılar ve adalar Kolomb'un haritasından alınmıştır diyor. Benim anlayışıma göre, Piri Reis'in eline Italyanlara Islam kültür dünyasından ulaşan Arapça bir haritanın Kolomb'un bazı ekler taşıyan enlem boylam çizgileri gösterilmiş bir Italyanca nüshası her hangi bir şekilde ulaşmıştır. Muhtemelen bu haritanın başka nüshaları da yaygındı. Bu harita Ispanyol tahtının devamlı ısrarı üzerine Kolomb'un 3. seferinden sonra kardeşine yaptırıp saraya sunduğu basit haritadan çok farklıdır.Tamamen yanlış çizilmiş Küba haritası, büyük bir ihtimalle Kolomb ve arkadaşlarına aittir. Haritanın güneyindeki kara parçasının italyanlara ulaşan arapça orjinalde bulunmuş olması tahmin olunabilir. Islam dünyasını dolaşan bir misyoner Guillaurme Adam, gemici tacirlerin Afrika'nın güneyinde 54 dereceye kadar indiklerini anlatıyor. Italyan coğrafyacı Livio Sanuto da 1588 yılında yazdığı kitabında, Arapların Mozambik'ten Ümit Burnu'nu aşarak Güney Kutbuna uzandıklarını kaydediyor.

Şimdi sunduklarımı özetliyorum. Insanların sonradan Amerika diye adlandırılan kıtaya ulaşmaları 3 aşamada oldu:


1. Insanlar eski dünyadan başlangıcı bilinmeyen bir çağdan beri zaman zaman tesadüflerle okyanusun içindeki büyük kara parçasına ulaştılar. Bu günümüzde kabul edilen bir gerçektir.


2. Müslümanlar en geç 10. yüzyılın ilk yarısından itibaren Iberik Yarımadası'ndan ve Batı Afrika sahillerinden sayısını bilemeyeceğimiz defalar okyanusun karşı sahiline batıya yelkenleyerek ulaşmaya çalıştılar. Onlar aynı sahillere Afrika'nın güneyinden 9. yüzyıldan beri ulaşabiliyorlardı. Onlar okyanustan batıya doğru yaptıkları teşebbüslerinde bizim için bilinmeyen bir tarihten itibaren ama en geç 15. yüzyılın başında büyük kara parçasına ulaşmış ve dönmüş olmaları ve bunu çok defa tekrar etmiş olmaları lazım. Onlar 9. yüzyıldan itibaren matematik coğrafya ve kartografyayı geçen 800 yıl boyunca geliştiren bir kültür dünyasının mensupları olarak batı Atlantik'in ve sahillerinin büyük bir kısmının haritalarını yaptılar. 16. yüzyıldan itibaren bilimlerin diğer dallarında olduğu gibi onların bu alanlarda da lider konumlarını kaybetmeleri ve yerlerini başkalarına bırakmaları tarihi bir kader olmuştur.

3. Nasıl Bartolomeo Diaz ve Vasco da Gama, Müslümanların haritaları ile Ümit Burnuna ve Hint Okyanusu'na yönelmiş idilerse Kolomb ve Portekizli gemiciler, bu arada Macellan Amerika'ya ellerine geçen Islam dünyasının haritalarıyla ulaştılar. Ne eski Portekizliler ne de Ispanyollar bu gerçeği saklıyorlardı. Onlar Müslüman öncülerinden üstlendikleri işi büyük bir çalışkanlık ve gayretle geliştirdiler. Yeni bir kıtanın varlığının insanlığın bilgisine sunulmasını onlara borçluyuz.


Frankfurt Üniversitesi Arap-Islam Bilimler Tarihi Enstitüsü'nden Profesör Doktor Fuat Sezgin tarafından yazıldı.

Ayrıca Bakınız

1.Dünya Savaşı Haritaları

2.Dünya Savası Haritaları

Osmanlı imparatorluğu Haritaları

Tarih Konular

Savaş Haritaları

Atatürk Videoları

Osmanlı imparatorluğu Haritaları

Türkiye Haritaları

Dünya Haritaları

Flash Eğitici Oyunlar

Tarih Haritaları

Tc inkılap Tarihi ve Atatürkçülük Konuları

Tarih Konular

Kpss Tc inkılap Tarihi ve Atatürkçülük

Kpss Tarih

Tarihi Videolar

Tarihi Resimler


Yorumlar   

 
-1 #1 zerren 06-03-2014 14:15
:D hep hocamın istediği şeyler var
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
   

Üye Girişi  

   
   
   

Tüm hakları saklıdır. Site Adı Açıkca  belirtilerek , ve yazıya link verilerek bir bölümünden alıntı yapılabilir. Yazının izinsiz tamamen kopyalanması durumunda hukuki işlem yapılacaktır. Detaylı Bilgi için Kullanım ve Gizlilik Sözleşmesine Bakınız.Telif Hakkı olan mataryel bildirliği an yayından kaldırılacaktır.

Copyright © 2009 aygunhoca.com

 

© aygunhoca.com