Dünyanın Yedi Harikası

aygunhoca tarafından yazıldı. Aktif .

ARTEMİS TAPINAĞI

Bizanslı Philon "Babil'in asma bahçelerini, Olimpos'taki Zeus Heykelini, Rodos Kolossusu'nu, yüksek piramitlerin kudretli işçiliğini ve Mausoleus'in mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efes'teki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümünün gölgede kaldığını hissettim." diye yazmıştı.
Tanrıça Artemis adına ilk türbe M.I.800'lü yıllarda Efes'teki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya yapılmıştı. Bazen Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan Artemis'iyle aynı değildi. Yunan Artemis'i av tanrıçasıydı. Efes Artemis'i ise belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedildiği gibi verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçasıydı.
Bu eski tapınakta muhtemelen Jüpiterden düşen bir meteorit olduğu düşünülen kutsal birtaş vardı. Tapınak, sonraki yüzyıllarda birkaç kez tahrip olmuş ve yeniden inşaa edilmiştir. M.I.600'lerde Efes şehri büyük bir ticaret limanı haline geldi ve Chersiphron adlı bir mimar yüksek taş kolonları olan yeni ve büyük bir tapınak inşaa etti.
Lidya kralı Croesus, M.I.550'de Efes'i ve Anadolu'daki diğer Yunan şehirlerini fethetti. Bu savaş sırasında mabet tahrip oldu. Croesus, mimar Theodorus'a daha öncekilerin hepsini gölgede bırakan yeni bir mabet yaptırdı. Yeni tapınak öncekinin 4 katı büyüklükte 90 metre yükseklikte ve 45 metre genişlikteydi. Masif bir çatı, yüzden fazla taş sütunla destekleniyordu
M.I. 356'da Herostratus adlı biri tarafından çıkarılan bir yangında yanarak tahrip oldu. Bundan kısa bir süre sonra o günün en ünlü heykeltraşı olan Scopas'lı Paros tarafından yeni bir mabet yapıldı. Romalı tarihçi Pliny'ye göre yeni tapınak, 130 metre uzunlukta ve 68 metre genişlikteydi. Tavanı, yükseklikleri 18 metre olan 127 adet sütun destekliyordu. Inşaat 120 yıl sürmüştü. Büyük Iskender M.I.333'de Efes'e geldiğinde tapınağın inşaası hala devam ediyordu.
M.S. 57'de St. Paul hristiyanlığı yaymak için Efes'e geldi. O kadar başarılı oldu ki bundan, şehrin demircisi ve tapınaktaki heykellerin sahiplerinden birisi olan Demetrius büyük bir korkuya kapıldı. Çünkü Demetrius tapınaktaki heykellerin bir kısmının sahibiydi ve her yıl tapınağa hacca gelenlerden iyi bir geliri vardı ve insanların dinini değiştirmesi demek onun geçimini kaybetmesi anlamına geliyordu. Birlikte ticaret yaptığı diğer kişileri de yanına alan Demetrius heyecan verici ve "Yaşasın Efesliler'in Artemisi" diye biten bir söylev yaptı ve halkı galeyana getirdi. Hemen sonra St. Paul'un yardımcılarından ikisini tutukladılar. Bunu bir isyan takip etti. Sonuçta St. Paul, tutuklanan yardımcılarıyla şehri terketti ve Makedonya'ya geri döndü.
262'de Gotların bir akını sırasında büyük Artemis tapınağı yakılıp yıkıldı. Bir yüzyıl sonra Roma Imparatoru Constantine şehri yeniden inşaa ettirdi. Fakat hristiyan olduğu için tapınağı restore ettirmedi.Constantin'in çabalarına rağmen Efes eski günlerine dönemedi. Çünkü gemilerin demirlediği liman yokolmuştu. Nehrin taşıdığı alüvyonlar tarafından deniz şehirden uzaklaşmıştı. Zamanla şehir sakinleri kenti terkettiler. Mabetin kalıntıları başka yapıların ve heykellerin yapılmasında kullanıldı.
British Museum'dan John Turtle Wood 1863'de tapınağı araştırmaya başladı. 1869'da 6 metre derinlikte, çamurların içinde tapınağın temellerini buldu. Bulduğu heykelleri ve bazı kalıntıları British Museum'a götürdü.
1904'de yine aynı müzeden D.G. Hograth'ın liderliğindeki bir ekip kazılara devam ettiler ve sitede birbirinin üzerine inşaa edilen 5 tapınak olduğunu keşfettiler. Bugün gelen ziyaretçilere tapınağın yerini belli etmek için, bataklık halinde olan bölgeye sadece bir tek sütun dikilmiştir.


BABILIN ASMA BAHÇELERI

M.I. 450'li yıllarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar." demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. Iç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardı. Bu kule, Tanrı Marduk'a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu.
Babil, M.I. 605'den itibaren 43 yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete göre ise M.I. 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır.
Bahçeler Nebuchadnezzar'ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis'i neşelendirmek için yapılmıştı.Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya'nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı.
Yunanlı coğrafyacı Strabo'nun M.I. birinci yüzyıldaki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Zincir pompa, biri yukarıda, diğeriyse su kaynağında bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarıya çıkıyor içindeki suyu havuza boşaltıp tekrar nehre dönüyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu.
Yunanlı tarihçi Diodorus'a göre bahçeler yaklaşık 120 metre genişlikte ve 120 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeydi.
Ninova'daki Asurbanipal kitaplığında bulunan çivi yazısı tabletlere göre Babil'de 53'ü büyük, 650'si küçük olan toplam 703 tapınak, 360 sunak, 2 ayin yolu, 24 büyük cadde ve 3 kanal vardı. Şehir dörtgen bir plana göre kurulmuştu. Biri iç, diğeri dış olmak üzere 16,5 kilometre uzunluğunda 2 surla çevriliydi. Surların dışında bütün şehri çevreleyen su hendekleri de vardı.
Istilalar yüzünden sönmeye başlayan şehir, özellikle Pers Kralı Keyhüsrev'in Babil'i fethetmesinden sonra sönmeye başlamış, M.S. 5 ve 6. yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin, içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir.


ISKENDERIYE FENERI


Mısır'da Iskenderiye Limanı'nın karşısındaki Pharos Adası üzerine yapılmıştı. Romalılar Mısır'ı ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anılan bir devlet kurmuşlardı. Inşaası M.I. 285-246 yılları arasında süren Fener, bu devletin ilk iki kralı Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafından yaptırılmıştı.
Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliğinde olan fener, beyaz mermerden yapılmıştı. Tepesinde bulunan, tunçtan yapılmış büyük bir ayna 70 kilometre uzaklıktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu.
Üç bölümden oluşan fenerin mimarı Knidos'lu Sostratus'tur. Alt bölümü dikdörtgen şeklinde ve yaklaşık 55 metre yüksekliğindeydi. Orta bölüm, yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi. Yaklaşık 27 metre yüksekliğindeydi. Üst bölüm ise silindir şeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı.
Iskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.
Üst kısmı M.S. 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopan fenerin gövde kısmı da 1302'de başka bir depremde yıkıldı. 1500 yılında ise bu yapıya ait kalıntılar tamamen yokoldu.
Üzerinde inşaa edildiği adadan dolayı Pharos olarak anılmış ve bu kelime bir çok dile yerleşmiştir. Ispanyolca, Fransızca ve Italyancada Pharos, deniz feneri anlamına gelmektedir. Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur.

MISIR PIRAMITLERI

Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır'daki Keops Piramididir. Mısır'ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır.
Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır.
Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.I. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır'ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops'un mezarıdır. Ikinci büyük piramit, Keops'un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren'e aittir. Küçük piramit ise M.I. 2500'lü yıllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir.
Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de "Dünyanın Birinci Harikası" olma niteliğine hak kazanmıştır.
Piramitler, firavunun mumyası ile hepsi birbirinden değerli eşsiz nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklıyordu ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır.
Keops Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar aşınmıştır. Bazıları 10-15 ton ağırlığında olan 2.300.000 adet blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuştur. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.
Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops'un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.

KRAL MAUSOLEUS’UN MEZARI

Bu mezar, Kraliçe Artemis tarafından kocası Mausoleus (Mozoles) için yaptırılmıştır. Karia Kralı Mausoleus, o zamanki adı Halikarnas olan Bodrum (O zamanlar bu bölge Karia olarak anılıyordu) bölgesinde, M.I. 377-353 yılları arasında hüküm sürmüştür.
Pythea adlı bir mimarın eseri olan bu mezar bugün ayakta değildir. Ancak, tarihçi Plinius'un anlattıklarına göre yapılan bir resmi vardır. Karia krallığından kalma bazı sikkelerin üzerinde de bu anıtın kabartmalarına rastlanmıştır.
Mezarın kaidesi 25 x 30 metre idi ve Iyon stilinde sütunlarla süslenmişti. Tepesinde 4 atlı bir zafer arabası bulunuyordu. Basamaklı bir piramit görünümündeydi.
Anıtın tepesindeki savaş arabasında, Kral Mousoleus ve karısının yanyana oturmuş heykelleri vardı. Dörtnala sürdükleri atların çektiği o arabayla unutulmazlığa doğru yol alıyor gibiydiler.
Anıtın, araba heykeliyle birlikte yüksekliği 45 metreyi geçiyordu. Duvarları kabartmalarla süslüydü. Sütunlar arasında birçok güzel heykel vardı.
150 yıl kadar önce Mozoleyi meydana çıkaran Ingiliz arkeologları heykel ve kabartmaları alıp gitmişlerdir. Bu yüzden anıtın yeri bile zor belli olmaktadır. Şimdi bunlar British Museum'da sergilenmektedir.
Bugün Batıda sanat değeri olan ve anıt niteliğinde bulunan mezarlara Karia kralı Mousoleus'un adı verilmektedir. Bu anıt bir depremde yıkılmıştır. Yıkılan sütun ve taşların bir kısmını, Rodos şövalyeleri başka bir yapıda kullandılar.

RODOS HEYKELI
Dünyanın yedi harikasından biri olan bu heykel güneş tanrısı Helios'un adına Rodos Adasında diğer bir adıyla Kolosos dikilmiştir. Antigonos'un Rodos'u kuşatması ile Rodoslular müthiş bir savunma göstermişler ve Antigonos'u yenmeyi başarmışlardı. Bunun üzerine Antigonos kuşatmayı kaldırmış ve savaş araçlarını bırakarak Rodos Adası'ndan ayrılmıştır. Rodoslular bu araçları satarak elde ettikleri büyük miktarda parayı heykelin yapımı için kullanmışlardır.

Heykelin yapımı için heykeltraş Lysippos'un öğrencisi Lindos'lu Khares seçilmişti. M.I. 294 ile 282 ylları arasında 12 yılın sonunda Khares 33m yüksekliğinde, mermer bir kaidenin üzerine bronzdan dev bir heykel yapmıştı.

Yunanlı yazarlardan edinilen bilgilere göre, Khares bronz heykeli, içerisinden demir bir iskelet ve büyük taş bloklarla desteklemişti.Ayağının tabanın uzunluğu bile diğer heykellerin boyunu aşmıştı. Diğer heykellerin yapımında öncelikle modelleri yapılır daha sonra parçaları birleştirilerek heykel oluşturulurdu. Fakat Kolosos gibi dev bir heykelin yapımında bu yöntem imkansız olmuştur. Çünkü bu heykelde metal bölümler ayrı ayrı taşınamazdı. Bu nedenle ayaklardan itibaren işi biten parçanın üzerine yeni bir tabaka döküldükten sonra, yatay kenetler ile iskelet bağlantılarının gereğine bakılarak heykelin içine yerleştirilen taş blokların yapıyı sağlamlaştırması sağlanmıştır. Bu şekilde biten parçayı toprak yığının altına gömmüş ve bir sonraki parçanın dökümünü o düzeyde gerçekleştirmiştir.

Heykelin bir elinde meşale bir elinde de mızrak tuttuğu Kolosos M.I. 226 yılında, yapılışından 56 yıl sonra bir depremde yıkılmıştır. Strabon heykelin bacaklarından kırıldığını söyler. Bir kehanet yüzünden heykel bir daha yapılmamış ve yattığı yerden tam 900 yıl kaldırılmamıştır. M.S. 654 yıllında Araplar Kolosos'un parçalarını alarak onu satmışlardır.

ZEUS HEYKELI

Eski zamanlarda Yunanlılar'ın en büyük festivali, "Tanrıların Kralı Zeus" onuruna düzenlenen Olimpiyat Oyunlarıydı. Bugünkü Olimpiyat oyunlarına benzeyen bu müsabakalarda Anadolu, Suriye, Mısır, Yunanistan ve Sicilya'dan atletler yarışırlardı. Olimpiyatlar ilk kez M.I. 776'da başladı. Oyunlar 4 yılda bir düzenleniyordu ve Yunan şehir devletlerinin bütünlüğünü sağlamaya yardımcı oluyordu. Yunanlılar, Yunanistan'ın batı kıyısında Peloponnesus denen bölgedeki Olimpos'ta Zeus adına bir tapınak yaptırmışlardı. Kutsal oyunlar süresince, şehir devletleri arasındaki savaşlar kesiliyor ve oyunlar için Olimpos'a (Olympia) gidecekler için güvenli bir geçiş imkanı sağlanıyordu.
Oyunların yapıldığı yerde bir stadyum ve kutsal bir koruluk vardı. Yunanlılar ilk zamanlarda basit bir yapısı olan tapınağın yerine, zaman içinde oyunların öneminin artmasıyla, yeni ve tanrıların kralının adına yaraşır bir tapınak yapmak istediler. Bunun için Elis'li Libon yeni bir tapınak yapmaya başladı ve M.I. 456'da Zeus tapınağı bitirildi.
Tapınak dikdörtgen bir platform üzerine inşaa edilmişti. Binanın yanlarında yeralan 13 adet büyük sütun, tavanı destekliyordu. Her köşede 6 adet sütun vardı. Üçgen şeklindeki tavan heykellerle doldurulmuştu. Kolonların üzerindeki pedimentler, Heracles'in heykelleriyle süslüydü. Tapınağın içerisinde tanrıların kralı Zeus'un görkemli bir heykeli yeralıyordu.
Heykeli, Atina'daki Parthenon tapınağı için Athena heykelini yapan Phidias yapmıştır. Heykel tapınağın batı ucuna yerleştirilmişti. 7 metre genişlikte ve yaklaşık 12 metre yüksekliğindeydi. Zeus, özenle hazırlanmış tahtında oturur şekildeydi. Başı neredeyse tavana değiyordu. Sağ elinde zafer tanrıçası Nike'ı tutuyordu. Sol elindeyse üzerinde çeşitli metallerden kakmalar olan ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asası vardı. Altın, abanoz, fildişinden yapılmış olan ve değerli taşlardan kakmaların bulunduğu Zeus'un oturduğu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanların oyma figürleri yeralıyordu.
Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altındandı. Tasarım, bir ahşap çerçeveye altın ve fildişi levhaların tutturulmasıyla yapılmıştı. Olimpos'un havası çok fazla nemliydi. Bu yüzden fildişi levhaların çatlamaması için tapınağın altındaki özel bir havuzda bulundurulan bir yağ ile sürekli yağlanıyordu.
Roma imparatoru Theodosius I, M.S.255 yılında, bir dinsiz adeti olduğu gerekçesiyle olimpiyatları durdurdu. Daha sonra zengin Yunanlılar, heykeli Bizans'a taşıdılar. Heykel, M.S.462 yılında çıkan bir yangında yokoldu.
Olimpos'ta 1829'da Fransızlar tarafından burada bulunan bazı heykel parçaları Paris'te Louvre müzesinde sergilenmektedir.
Bugün, bölgedeki stadyum restore edilmiştir. Zeus tapınağıyla ilgili birkaç sütun haricinde hiçbir şey kalmamıştır. Heykel ise tamamen yokolmuştur. Ancak, o döneme ait bulunan paralar üzerindeki resimlerden, mabedin şekli hakkında ipuçları elde edilebilmiştir.

ABU SIMBEL TAPINAĞI

Eski Mısır firavunlarından Ramses II (M.I. 1301-1235) devrine ait en önemli eser olan Abu Simbel Tapınakları; Nil Nehri kıyısında, Nübya Çölü kenarındaki Abu Simbel Dağı'nın kayaları oyularak yapılmış biri büyük, diğeri daha küçük olan yeraltı tapınaklarıdır.
Büyük tapınak, 55 metre kaya içine uzanır. Eski Mısır'ın üç büyük tanrısı Ra, Amon, Harakhkes'e ve firavunun kendisine sunulmuştur. Tapınak girişindeki kapının iki yanında, yükseklikleri 20 metre olan dört heykel vardır. Kaideleriyle birlikte yükseklikleri 33 metreyi bulur. Firavunu, firavunun annesini, eşi Nefertari'yi temsil eder. Ayrıca, firavunun çocuklarını temsil eden küçük heykeller de bulunmaktadır. Tapınağın girişinde 18 metre genişlikte büyük bir yeraltı salonu bulunmaktadır. Tavanı tutan sütunlara sırtını dayamış, hepsi de Ramses II'yi temsil eden ve tanrı Osiris'e benzetilerek yapılmış 8 adet heykel vardır. Büyük salondan hemen sonra daha küçük olan ikinci salona geçilir. Bu salonun en dibinde en büyük Mısır tanrısı ile karşılaşılır.
Küçük tapınak, diğerinin yakınındadır. Tanrıça Hathor ve Kraliçe Nefertari'ye sunulmuştur. Cephede firavunu ve kraliçeyi temsil eden 6 büyük heykel vardır. Ayrıca Ramses II'yi at üstünde gösteren 10 metre yüksekliğinde bir heykel daha vardır.
Her iki tapınağın duvarlarında ve heykellerin kaidelerinde, Ramses II'nin zaferlerini ve meziyetlerini anlatan hiyeroglif yazıları yazılıdır.
Mısır tarafından yapılan Assuan Barajı'nın suları yükseltmesi sebebiyle, yaklaşık 300.000 ton ağırlığındaki Abu Simbel tapınakları 1970 yılında yerinden sökülerek, suların erişemeyeceği daha yüksek bir yere taşınarak yeniden kurulmuştur.

EYFELL KULESI


Fransa'nın olduğu kadar Paris şehrinin de sembolü olan Eiffel Kulesi, 1889 Dünya Fuarının Paris'te yapılmasına karar verilmesi üzerine Gustave Eiffel tarafından 1887-1889 yılları arasında yapılmıştır.
Fransız hükümeti fuarın sembolü olacak ve demir-çelik mimarisinin meziyetlerini gösterecek bir eser yapılmasını istemişti. Eiffel, bunu en iyi belirtecek eserin bir çelik kule olacağına karar verdi. Bu amaçla Seine Nehri yakınlarındaki Askeri okulun karşısında kaya temeller atıldı. Kulenin çeşitli parçalarının planları 40 desinatör tarafından hazırlandı . Planlar, Clichy'de bu amaçla kurulan fabrikaya gönderilerek imal ettirildi.
Önce kulenin 4 büyük ayağı, sonra bunların üzerine birinci kat platformu yapıldı. Daha sonra da ikinci, üçüncü platformlar yapıldı. Üçüncü platform üzerine madeni bir kubbe oturtularak kule tamamlandı. Kulenin birinci platformu 57,63 metre, ikinci platformu 115,73 metre üçüncü platformu ise 276,13 metre yüksekliktedir. Kubbenin yüksekliği ise 300,51 metredir. 1959'da eklenen radyo - televizyon vericileriyle birlikte kulenin yüksekliği 320,75 metre olmuştur. Kulenin yapımında kullanılan demirlerin ağırlığı 7175 tondur.
Tepesinden bütün Paris'in ayaklar altında görülebildiği Eiffel Kulesi'nin katlarında turistler için lokantalar ve hediyelik eşya dükkanları bulunmaktadır.

ELHAMRA SARAYI

Ispanya'da Araplar tarafından kurulan Endülüs Islam Devleti'nin 13. yüzyıldan itibaren gerilemeye başlamasıyla birlikte Muhammed Ibn'ül Ahmer adlı kumandan, devletin idare merkezini Kurtuba'dan (Cordoba) Gırnata'ya (Granada) nakletti ve 1232 yılında burada "Beni Ahmer Devleti"ni kurdu. Bu devlete "Beni Nasr Devleti" de denir. Bu devlet zamanında Endülüs'te yapılan en güzel eser Elhamra Sarayı'dır.
Elhamra, Gırnata'ya hakim bir tepe üzerindeki düzlükte, savunma kalesi ve saray olarak yapılmıştır. Bu yüzden dışarıdan biraz hantal görünür. Fakat hantal kale duvarlarının içinde eşsiz güzellikte bir sarayla karşılaşılır. Duvarlarında kırmızı tuğla, damında kırmızı kiremit kullanıldığı için adına da Elhamra, yani "Kırmızı" denmiştir.
Nasri hükümdarları yeni yapılarla kaleyi büyüttüler. Böylece Elhamra, saray ve köşklerden kurulmuş bir topluluk haline geldi. Sarayların içi kadar avluları da güzeldir. Bunlardan en güzelleri uzun bir havuzla süslü olan El-Bürke Avlusu, döşemesi mermer kaplı Meksuar Avlusu ve Arslanlı Avlu'dur.
Arslanlı Avlu, 1354-1359 yılları arasında hüküm süren V. Muhammed zamanında yapılmıştır. Avlunun ortasındaki 12 arslan, ağır ve yuvarlak bir havuz yalağını destekler. Havuzun ortasındaki fıskiyeden fışkıran sular, çevredeki revakların kemerlerine benzer kıvrımlar yaparak dökülürler. Birbirine dik olan Arslanlı Avlu ile El-Bürke Avlusu'nun etrafındaki salonlar eşsiz güzelliktedir. Birinci avlu 36 metre uzunluktadır. Bu avlunun iki büyük kenarı üzerine açılmış karşılıklı kapılardan yan salonlara geçilir. Avlunun kuzey ve güneyinde bulunan yedi kemerli galerinin süslemeleri gözkamaştırıcı güzelliktedir. Avlunun kuzey kenarındaki kapısından bir dehlize ve oradan da Elçiler Divanhanesine geçilir. Bu salonun kenarları 11,24 metre, yüksekliği 18 metre, duvarlarının kalınlığı ise 3 metredir. Bu kalınlık yüzünden pencereler birer oda görünüşündedir.
Elhamra Sarayı, zarif ve zengin süslemeleri, bahçeleri ve havuzlarıyla bir şiir gibidir. Fakat Charles-Quint (Şarlken) Endülüs'ü zaptedince sarayın bir bölümünü yıktırdı ve yerine Rönesans üslubunda bir saray yaptırmak istedi. 1522'deki bir depremde, 1590'daki bir patlamada saray bir miktar daha hasar görmüştür. Ancak, 19. yüzyıl ortalarından itibaren korunmaya alınmış ve günümüze dek gelebilmiştir.


EMPIRE STATE BUILDING


New York'ta bulunan 102 katlı bu bina dünyanın en ünlü gökdelenidir. Üzerindeki televizyon kulesi ile birlikte yüksekliği 448 metredir. Içinde her gün en az 25.000 kişinin bulunduğu bu bina, bankaların, satış merkezlerinin, her çeşit büroların, gazinoların, lokantaların olduğu bir ticaret merkezidir. En üst katında gözlem evleri ile televizyonların alıcı ve verici istasyonları bulunmaktadır. En alt katından en üst katına kadar 1860 basamaklı merdiveni vardır. Merdivenden iniş yarım saati bulur! Bazıları ekspres olan, 74 adet asansörü vardır. Bazen alt katların hizasına yağmur yağarken üst katların hizasına kar yağar.
Gökdelenin inşaasına 1929 yılında başlanmış ve 18 ay kadar kısa bir sürede, 1931 Mayıs ayında bitirilmiştir. Yapının inşaasında 60.000 ton çelik kullanılmıştır.
1961 yılında bir avukat, 65 milyon dolar ödeyerek yapıyı 99 yıllığına kiraladı. O zamanki geliri yaklaşık 12 milyon dolar civarındaydı.
Gökdelene 1945'te bir bombardıman uçağı çarpmış ve 13 kişinin ölümüne sebep olmuştu. 1960'da tepeye bir fener yerleştirilmiş ve gökdelenin 160 kilometre uzaktan görülmesi sağlanmıştır.
Inşaası 18 ayda tamamlanan bu harika eser, günümüzdeki en yüksek bina değildir. Ancak çağımız inşaat teknolojisinin güzel bir örneği olarak hala ününü devam ettirmektedir.


ISHAK PAŞA SARAYI

Ağrı Dağı'nın yakınında, Doğubeyazıt'ın 5 kilometre uzağında eski Doğubeyazıt yanında sarp kayalar üzerine kurulmuş, kartal yuvasını andıran 116 odalı bu saray aslında türbesi, camii, surları, iç ve dış avluları, divan ve harem salonları, koğuşları ile bir bey kalesidir.
Sarayın yapımını 1685'de Doğubeyazıt Sancak Beyi Çolak Abdi Paşa başlatmış, oğlu Çıldır Valisi Ishak Paşa ve onun oğlu Mehmet Paşatarafından 1784'te bitirilmiştir. 7.600 metrekarelik bir sahada yapılan sarayın inşaası 99 yıl sürmüştür.
Türk mimarisinin en güzel örneklerinden olan Ishakpaşa Sarayı, Türkistan, Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerini birleştiren bir yapıdır. Camiinin kubbeleri Türkistan kubbeleri gibidir. Sarayı Topkapı Sarayı'nı andırır, kapıları ise Selçuklu stilindedir.
50x115 metre alanı kapsayan sarayın Harem Dairesi iki katlı, diğer bölümleri tek katlı idi. Günümüzde ikinci kat tamamen yıkılmış durumdadır. Saraya ancak doğudaki tepeden açılan bir kapıdan girilir. Diğer tarafları 20-30 metre yükseklikte sağlam duvarlarla çevrilidir. Kapıdan, önce dış avluya girilir. Dış avlunun etrafında uşak ve seyis odaları ve tavlalar vardı. Dış avludan iç avluya kemerli tak şeklinde büyük bir kapıdan girilir. Iç avluda çeşitli odalar ve koğuşlar vardı. Ortadaki harem dairesinin duvarlarında Ishak Paşa'yı öven yazılar bulunmaktadır. Kapının iki yanında iki aslan heykeli vardır. Divan odası (toplantı salonu) ise 20 metre genişlik ve 30 metre uzunluktadır.
Ruslar, Doğubeyazıt'ı işgal ettiklerinde, burasını karargah olarak kullanmış ve saraya ait kıymetli eşyaları yanlarında götürmüşlerdir. Bugün, sarayın 13x6,5 metre ebatlarındaki som altından yapılan kapısı Moskova Müzesi'ndedir.
Eskiden sarayın olduğu yer, sarayın tam ortada bulunduğu bir yerleşim merkeziydi. Ova tarafında evler, diğer yanlarda camiler, mezarlık ve diğer yapılar vardı. Fakat bu yapıların hepsi yıkılmıştır. Saray son yıllarda yapılan tamirat ile tamamen yıkılmaktan kurtarılmıştır.


ÖZGÜRLÜK ANITI

Amerika Birleşik Devletleri'nin sembolü olan bu heykel, Amerika'nın Avrupalılar tarafından keşfedilmesinden sonra bu kıtada dikilen en büyük anıttır. New York Limanı'nın girişindeki Özgürlük Adası'nda bulunmaktadır. Dünyayı aydınlatan hürriyet meşalesini temsil eden bu heykel, Fransız heykeltıraş Frederic Auguste Bartholdi tarafından yapılmış ve 1886 yılında Fransız hükümeti tarafından ABD'ye hediye olarak gönderilmiştir.
Heykel dövme bakırla kaplıdır. Gövdesi 46 metre olup kaidesiyle birlikte yüksekliği 100 metredir. Heykelin meşaleyi tutan sağ elinin yüksekliği 13 metredir. Başının genişliği 2 metre olup tacı ile birlikte yüksekliği 5 metredir. Heykelin içinden meşaleye kadar 168 basamaklı bir merdivenle çıkılır. Meşalenin etrafındaki dehlizde 15 kişi birarada gezebilir.

PETRA

M.I.4. yüzyılda bütün Mezopotamya'yı tehdit eden Perslerden kaçan Nabati'ler, ulaşılması çok zor olan Musa Bu vadideki kayaları oyarak Vadisi'ne sığındılar. bir yeraltı şehri yaptılar.
Lut Gölü çevresinde yaşayan Arap asıllı Nabatiler, bugün Ürdün sınırları içindeki Petra'da bir devlet kurmuşlardı. M.S. 106 yılında Romalılar tarafından yıkılan Nabatiler putperest olup en büyük tanrıları Duşara, en büyük tanrıçaları da Ellat idi. Nabatiler'in yazısı, Arap yazısının başlangıcı sayılır.
Ölü Deniz'in 80 km güneyinde, Arap Çölü'nün kenarındaki bu şehrin 4.000 kişilik bir amfitiyatrosu, tapınakları, sarayları, bunların sütun ve kemerleri, mezarları, kervansarayları ve pazar yerleri vardı ve hepsi aynı kaya bloklarının oyulmasıyla meydana getirilmiştir.
Nabati krallarından Aretas IV (M.I. 9 - M.S. 40) için oyulan 42 metre yüksekliğinde bir cephesi olan mezar, bugüne kadar bozulmadan kalan ve Orta Doğu kültürünün en çekici örneklerindendir. Mezarın cephesindeki kaya pembe granittir. Zarif sütunlar, kemerler ve başlıklarla süslenmiştir. Bunlar aynı kaya oyularak yapılmıştır. Dünyadaki kaya mezarların en güzeli budur.


SDYNEY OPERASI

Sydney Operası, Avustralya'da Sydney limanında Bonnelong Point Burnunda yeralır. Dünyanın en büyük opera binasıdır. Görünümü dünyadaki hiçbir yapıya benzemez. Bir binadan çok, okyanusta yelken açmış muazzam bir gemiye benzer.
Eserin mimarı Danimarkalı Joern Utzon'dur. 1957'de proje halka teşhir edildiğinde, projeyi kimse beğenmemişti. Iki yıl süren tartışmalar sonunda 1959'da inşaata başlandı. 1973'te tamamlanan eserin açılışına Ingiltere Kraliçesi Elizabeth II de katıldı. Ancak yapının mimarı olan Utzon planında değişiklik yapıldığı için inşaat komitesinden istifa etmişti ve açılışa da katılmamıştır.
Binanın yapımında 125.000 ton beton, 6.000 ton da çelik kullanılmıştır. Asıl bina 3 tekne gövdeden oluşur. Bunlardan birinde 2700 koltuklu konser salonu, ikincisinde 1555 koltuklu opera salonu, üçüncüsünde de lokantalar yeralmaktadır. Ayrıca iki tiyatro ve bir konser salonu daha vardır.
Konser salonu granit, beton ve camdan yapılmış, sahne tavanı gül ağacından panolarla kaplanmıştır. Limana bakan cephesinde, şehrin en güzel manzarasına sahip bir oturma salonu vardır. Müzik dinlenen salonun daire şeklindeki tavanında, akrilik maddeden yapılmış 21 tane akustik reflektörü bulunmaktadır. Opera salonunun tavanında da, harika akustik sağlayan üç büyük reflektör vardır. Bunlar kablolarla tavana asılı durmaktadır.
Opera binası 183 metre uzunlukta ve 95 metre genişlikte bir alanı kaplamaktadır. En büyük bölümünün yüksekliği 67 metredir.
Sydney Operası'nın dünyanın başka hiçbir operasında olmayan bir özelliği daha vardır. Burada sahnelenen bir opera veya tiyatro eseri, konser veren bir virtüöz asla alkışlanmaz! Çünkü, bir eserin burada oynanması, bir sanatkarın burada sahneye çıkması alkıştan daha büyük bir takdir sayılmaktadır.


SULTAN AHMET CAMI
Osmanlı hükümdarı I. Ahmet tarafından mimarbaşı Sedefkar Mehmet Ağa'ya yaptırılan Sultanahmet Camii, Istanbul'da Ayasofya'nın hemen yanında yer almaktadır. 1609'da temel kazılarına başlanmış ve 7 yılda tamamlanarak 2 Haziran 1616'da hizmete açılmıştır.
Yapının kapladığı alan Ayasofya ve Süleymaniye Camii'nden daha büyüktür. Ana yapı 64 metre genişlikte, 72 metre uzunluktadır. Yüksekliği ise 43 metredir. Eminönü'deki Yeni Camii yapılana kadar aynı adla anılmaktaydı.
Kubbesi yuvarlak ve iri sütunlar halindeki filayaklarına oturtulmuştur. Orta kubbe dört sivri kemer üzeerine oturtulmuş ve köşeleri pandantifle doldurulmuştur. Yarım kubbelerin kenarları da sivridir.
Sultanahmet'in en önemli özelliklerinden biri, bol ışıklı ve çinilerinin eşsiz bir sanat eseri oluşudur. Caminin 260 adet penceresi vardır. Işığın süzülmesini kolaylaştırmak için pencereler ve kemerler diğer camilerden değişik bir tarzda yapılmıştır. Işığın cami duvarlarını süsleyen renkli çinilere değişik şekillerde yansıması düşünülmüş ve pencere camlarına buna göre renkler verilmiştir. Camii 21.043 adet çini ile süslenmiştir.
Yapıda camiye ek olarak sebiller, mektep, Hümayun Kasrı, dükkanlar, odalar ve padişahın türbesi de bulunmaktadır. Avizeler Habeş veziri Cafer Paşa tarafından hediye olarak gönderilmiştir.
Sultanahmet Camii, Kabe hariç dünyada 6 minaresi olan tek camidir. Minarelerin dördü üçer, ikisi ise ikişer şerefelidir. O zamanlar Kabe'de de 6 minare vardı. Kabe'ye saygısızlık yapıldığı yönünde bazı eyaletlerden gelen itirazlar üzerine Sultan Ahmet, Kabe'ye 7. minareyi de yaptırmıştır.

SELIMIYE CAMI


Osmanlı hükümdarı II. Selim (Yavuz Sultan Selim) tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan Selimiye Camii, zamanın başkenti olan Edirne'de, şehrin en yüksek noktasında Yıldırım Beyazıt'ın yaptırdığı Baltacılar Koğuşunun kalıntıları üzerine yapılmıştır. Yapımına 1569'da başlanmış ve 1575'de tamamlanmıştır. Osmanlı-Türk sanatının en muhteşem eseridir. Mimar Sinan, Selimiye için "ustalığımın eseri" demiştir. Açık havalarda Rodop Dağları'ndan ve Uzunköprü'nün Süleymaniye Köyü'nden görülebilmektedir.

Selimiye'de daha önceki hiç bir camide, Ayasofya ve Bizans eserinde ve antik çağ mabetlerinde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Daha önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii tek bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe, 8 filayağına dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Kasnak, filayaklarına kemerlerle bağlıdır. Kubbenin çapı 33,28 metre, yüksekliği de 15,86 metredir. Bu şekilde örttüğü iç mekana verdiği genişlik ve ferahlıkla birlikte mekanın bir kerede kolayca anlaşılmasını sağlar. Kubbe aynı zamanda camiinin dış görünüşünün ana hatlarını da belirler.

Selimiye'nin herbiri 70,89 metre yüksekliğinde, kalem gibi incecik 4 minaresi vardır. Minareler üçer şerefelidir. Iki minaresinde şerefelerin üçüne giden yol ayrıdır. Bu minarelerden aynı anda üç şerefeye de birbirini görmeden üç kişi çıkabilir. Öndeki iki minarenin taş oymaları çukur, ortadaki minarelerin oymaları ise kabarıktır. Minarelerin kubbeye yakın olması, camiyi göğe doğru uzanıyormuş gibi gösteren bir görünüş güzelliği sağlar. Diğer camilerde ise minareler açığa yapılmış ve yapı genişlemiştir.

Caminin mimarisinde olduğu kadar, mermer, çini ve hat işçiliklerinde de kusursuzluğa varılmıştır. Yapının içi Iznik çinileriyle süslüdür. Büyük kubbenin tam altındaki Hünkar mahfili, 12 mermer sütunlu ve 2 metre yüksekliktedir. Çinilerin bir kısmı 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında, Rus generali Skobelef tarafından sökülerek Moskova'ya götürülmüştür.

Yapının, kuzeye, güneye ve avluya açılan 3 kapısı vardır. Iç avlu, revaklar ve kubbelerle süslüdür. Avlunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir şadırvan vardır. Dış avluda ise Sıbyan Mektebi, Darül Kurra, Darül Hadis, medrese, imaret bulunmaktadır. Sıbyan Mektebi günümüzde Çocuk Kütüphanesi, medrese ise müze olarak kullanılmaktadır.


TAÇ MAHAL

Tac Mahal, Hindistan Türk Imparatorluğu'nun Timuroğulları hanedanının 5. hükümdarı Şah Cihan (1593-1666) tarafından, o zamanki imparatorluğun başkenti olan Hindistan'ın Agra şehrinde, Jumna Nehri'nin kıyısında yaptırılmıştır. Dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen bu türbe, Şah Cihan'ın büyük bir aşkla sevdiği eşi Ercümend Banu'nun (Mümtaz Banu) ölümü üzerine, onun hatırasına yaptırılmıştır.
Yapının mimarları, Mimar Sinan'ın talebelerinden Mehmet Isa Efendi ve Mehmet Ismail Efendi ile yapıdaki yazıları yazan Hattat Serdar Efendi eserin yapımı için Şah Cihan tarafından Istanbul'dan davet edilmişlerdi. 1630'da inşaasına başlanan eser, 22 yıl sonra 1652'de tamamlanmıştır.
Tac Mahal'in yapımında parlak, ince mavi damarları olan beyaz mermer kullanılmıştır. Aynı mermerden yapılan ve yerden yüksekliği 82 metre olan kubbe, Mimar Ismail Efendi tarafından yapılmıştır. Kubbe üzerinde altınlı bir alem vardır. Türbenin beyaz mermerden 4 minaresi vardır. Anıtın dört yanına Hatta Ismail Efendi tarafından Yasin suresinin tamamı yazılmıştır.
Mümtaz Mahal ve Şah Cihan'ın sandukaları üst katta, kubbenin altındadır. Sandukaların bulunduğu yerdeki kubbede insan ağzından çıkan her ses 7 kez yankılanacak şekilde bir akustiğe sahiptir. Şahın ve eşinin asıl lahitleri ise en alt katta bulunmaktadır.
Tac Mahal'in yüzbinlerce akik, sedef ve firuze gömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet çok iri inci vardır.
Romantik görünüşü ile herkesi büyüleyen, Doğulu Batılı birçok ünlü yazar ve şaire ilham kaynağı olan Tac Mahal, mehtaplı gecelerde bile aydan daha parlak görünür. 1966 Hint-Pakistan Savaşında, Pakistan savaş uçaklarına yol gösterici bir parıltı olmaması için, Hint hükümeti tarafından kubbesi siyah bir çadırla örtülmek zorunda kalınmıştır.

TOPKAPI SARAYI

Fatih Sultan Mehmet tarafından, Istanbul'da Sarayburnu adlı ve zeytin ağaçlarıyla kaplı, Marmara Denizi, Istanbul Boğazı ve Haliç'in çevrelediği yarımada üzerine yaptırılmıştır. Osmanlı Imparatorluğu'nun uzunca bir süre idare edildiği Topkapı Sarayı aslında, içinde birçok saraydan, köşklerden, dairelerden, sofalardan ve kubbealtlarından oluşan büyük bir yapıdır.
Sarayın ilk yapılarından Çinili Köşk, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472'de yaptırılmıştır. Mimar Atik Sinan tarafından yapılmıştır. Iki katlıdır. Ortada tonozlar üzerine oturtulmuş ana kubbe vardır. Köşeler de kubbeli bölmelerden meydana gelmiştir. Ön tarafta beyaz mermerden yapılmış 14 sütuna dayalı bir revak vardır. Yapının içi boydan boya beyaz, kahverengi, lacivert, firuze çinilerle kaplıdır. Köşk, 1875'de müze haline getirilmiştir.
Revan Köşkü, IV. Murat tarafından 1635'te yaptırılmıştır. Sultanların sarıkları burada saklandığı için Sarık Odası adıyla anılır. Mimarı Kasım Ağa'dır. 8 cephesi ve 8 çıkıntısı vardır. Kubbe altın ve boya ile işlenmiştir. Uç çıkıntılarının tavanı ise deri üzerine işlenmiştir. Dördüncü çıkıntısında ocak vardır. Iki çıkıntısı ise kütüphanedir. Aydınlık olması için üstüste pencereleri vardır. Kubbede de dört adet pencere bulunmaktadır. Çift kanatlı pencereleri sedef ve kaplumbağa sırtı şeklinde süslenmiştir.
1639'da Bağdat'ın fethinden sonra, IV. Murat tarafından Mimar Kasım Ağa'ya yaptırılan Bağdat Köşkü, saraydaki en güzel köşktür. 8 cepheli olan köşkte 4 girinti, 4 çıkıntı ve kubbe saçağı bulunmaktadır. Mermer sütunlar tarafından tutulan saçağın tavanı dörtköşe çıtalarla yapılmıştır. Kubbesinden aşağı altın bir küre sarkar. 3 kapısı ve 22 penceresi vardır. Kapı, pencere ve dolaplar fildişi ve sedeflerle, duvarlar ve kemerler ise çinilerle süslenmiştir.
Topkapı Sarayı günümüzde müze olarak kullanılmakta ve içerisinde dünyanın en güzel hazinelerini barındırmaktadır. Islam aleminin Kutsal Emanetleri de yine burada bulunmakta ve ziyaretçiler tarafından görülebilmektedir.

ALTIN MABET

Birmanya'nın başkenti Rangun'da bulunan yüzlerce pagodanın (budist tapınağı) en büyüğü ve en ihtişamlısı Shwedagon (Şivdagon) adlı Altın Mabet'tir.

Altın Mabet'in inşaasına 588 yılında başlanmıştır. Çevresine yapıların, bahçelerin ve heykellerin ilave edilmesi suretiyle inşaa işlemi yüzyıllarca sürmüştür. Mabet, 1871'de onarılmıştır.

Ana pagodanın kalınlığı 113 metre, taban çevresi ise 433 metredir. Mabetin tümü 62.709 metrekarelik bir alanı kaplar. Dünyanın en yüksek mabedi olan Shwedagon, 3 mm kalınlığında altın levhalarla kaplıdır. Ana pagodayı bütünleyen yapılar da altınla kaplıdır.

Mabetin kapılarında ve avlusunda Budha'nın heykelleri dışında büyük aslan heykelleri, yarı insan, yarı hayvan görünümlü olan ve 18 metre yükseklikleri olan heykeller de bulunmaktadır. Bunlara "Kötü Ruhları Uzaklaştıran Muhafızlar" denir. Bu heykellerin bazıları ve Budha heykelleri de altınla kaplıdır.

Büyük pagodanın muazzam kubbesinde eskiden saf altın kaplamanın dışında gerçek zümrüt, elmas, yakut gibi değerli taşlar da çoktu. Halkın refahının yüksek olduğu zamanlarda burayı ziyarete gelen halk buralara altın ve değerli taşlar yapıştırıp giderlerdi.

Yeryüzünde gerçek altınla kaplı tek tapınak budur. Diğer yapılarda altın yaldız kullanılmasına rağmen Shwedagon'da gerçek altın kullanılmıştır. Çünkü Birmanya'da pagoda yaptıranın gerçek Nirvana'ya yani cennete ulaşacağına inanılır. Bu nedenle pagoda yapmak için hiçbir masraftan ve fedakarlıktan kaçınılmaz.

ANGKOR WAT
Kamboçya'nın kuzeybatısında bulunan ve Güneydoğu Asya'nın en önemli anıtı olan Angkor Wat, muazzam bir tapınak, türbe ve saraydır. Tapınağın tamamı 3 kilometrekarelik alanı kaplamaktadır. Eskiden bu bölgede hüküm süren Khmer krallarından Suryavarman II (1131-1150) tarafından, Hindu tanrısı Vishnu (Vişnu) adına yaptırılmıştır.

Eski Khmer Imparatorluğu'nun başkenti olan ve Jayavarman VII tarafından kurulan Angkor-Thom'un yakınındaki bu tapınağın, içiçe kareler şeklinde üç büyük avlusu vardır. Her avlu yüksek ve kalın duvarlarla çevrilmiştir. Orta avluda yüksek bir piramit ve köşelerde daha küçük piramitler yeralmaktadır. Avlularda yapay göller de bulunmaktadır.

81 hektarlık bir alanı kaplayan tapınağın duvarları Khmer ve Hindu sanatının en güzel eserleriyle doludur. Duvarlar, piramitler ve dehlizler heykellerle, kabartmalarla ve Vişnu, Şiva ve Brahma'nın efsanelerini anlatan yazılarla süslüdür.

Angkor-Thom ve tapınak, 3 asır sonra bilinmeyen bir sebeple terkedildi. Zamanla şehir yıkılıp yokoldu, tapınak ise gür ormanlar arasında kayboldu. Tapınak, 1858'de Fransız doğa bilimcisi Henry Mouhot tarafından tesadüfen bulunmuş ve böylece Khmer medeniyetinin ve Güneydoğu Asya'nın en önemli şaheseri meydana çıkarılmıştır. 1992 yılında tapınakla birlikte tüm Angkor şehri, UNESCO tarafından dünya mirası kabul edilmiştir.

AYASOFYA
Istanbul'da bulunan ve 918 yıl kilise, 482 yıl cami ve 1935'den bu yana müze olarak kullanılan Ayasofya, 537 yılında Bizans Imparatoru Justinyan tarafından yaptırılmıştır.

Bugünkü Ayasofya'nın bulunduğu yerde ilk kilise 12.05.360 yılında yapılmıştı. O zamanki Bizans'ın en büyük mabedi olan bu yapı 44 yıl sonra bir yangında yokoldu. 415 yılında onun yerine yapılan yeni kilise de 532'de yine bir yangında yokoldu. Bundan sonra Imparator Justinyan (M.S. 527-565), Hz. Adem'den beri görülmemiş ihtişamda, yangınlara ve depremlere direnebilecek, gelecek çağlara ulaşabilecek sağlamlıkta bir eser yaptırmaya karar verir. Bu büyük yapının inşaasına Aydın'lı Antonius ve Milet'li Isodoros adlı mimarları tayin eder. Eski mabedlerin en güzel malzemeleri toplanarak Istanbul'a getirilir. 8 sütun Efes'teki Artemis tapınağından, diğer sütunlar da Atina, Roma, Delf ve öteki şehirlerdeki mabedlerden toplanarak hepsinden ayrı bir yücelik kazandırılmak istendi. O zamanın meşhur mermer ocakları olan Prokonez'den beyaz mermerler, Eğriboz adasından açık yeşil mermerler, Karia'dan beyaz-kırmızı mermerler, Mısır'dan porfirler, Teselya ve Lakonya'dan yeşil mermerler ve Siga'dan damarlı pembe mermerler getirildi.

Her gün 1.000 işçi çalıştırılarak 5 yıl süren inşaat 27.12.537'de açıldı. Ayasofya 77 metre uzunlukta, 71,70 metre genişlikte bir alanı kaplar. Mabede 9 büyük kapıdan girilmektedir. Kubbesi 33 metre çapında ve 55,60 metre yüksekliğindedir. Kubbenin kendi yüksekliği 13,80 metre, bütün binanın yüksekliğiyse 81 metredir. Kubbe hafif tuğlalardan yapılmıştır. Kubbe kasnağında 40 tane pencere vardır. Bunlardan dördü kapalı durur. Yapıyı ayakta tutan 107 sütundan 40 tanesi alt, 67 tanesi de üst kısımdadır. Bina zemininin altına geniş sarnıçlar yapılmış ve içine büyük fil ayakları dikilmiş, bu şekilde depremlere karşı esneklik ve mukavemet kazandırılmıştır.

2. Haçlı seferlerine kadar Ayasofya'nın içi benzersiz mozaikler, renkli mermerler, fildişi levhalar, altın, gümüş ve diğer değerli taşlarla, ağır işlemeli kumaşlarla süslüydü. Kubbenin altında, orta yerde fildişinden yapılmış ve değerli taşlarla bir kürsü vardı. Mihrabın önünde de altın yaldızlı gümüş bir bölme bulunuyordu. Tarihçilere göre Ayasofya'da bulunan gümüş kaplamalar ve süsler 20.000 kilo civarındaydı. 1204'te Istanbul'u işgal eden Haçlılar mozaiklerin çoğunu, altın, gümüş ve değerli taşlarla süslü olan herşeyi yağma ettiler.

Istanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet'in emriyle camiye çevrilen Ayasofya'daki bazı freskler ve haçlar bozulmayacak şekilde badana ile örtüldü. Mabedin güneydoğu tarafı iki payanda ile takviye edildi ve aynı köşeye bir minare yapıldı. Mabede II. Beyazıt bir, Kanuni Sultan Süleyman da 2 adet minare daha ilave ettirmiştir.

1453'ten itibaren cami olarak kullanılan Ayasofya, 1 Şubat 1935'de müze haline getirilmiştir.


BABIL KULESI
Eski çağların yedi harikasından biri sayılan Babil'in Asma Bahçeleri içinde bulunan Babil Kulesi, Tanrı Marduk adına yapılmıştır. Dağlık bölgelerden gelen Sümerliler, yükseklere taparlar ve yer ile göğü bağlayan kutsal bir ağacın varlığına da inanırlardı. Sümerliler yeri göğe bağlayan bu ağacı temsil eden ve Tanrıdağı dedikleri kuleyi zamanımızdan 5.000 yıl kadar önce yapmışlardır. Tevrat'a göre Babil Kulesi'ni Hz. Nuh'un torunları gökyüzüne ulaşmak, tanrının oturduğu yere varmak için yapmışlardır. Bu sebeple kule, Tevrat'ta insan gururunun utanç kaynağı olarak gösterilir.

Babil Kulesi'nin temelleri 90 metre genişlikteydi. Kule, 90 metre yüksekliğinde ve 7 katlı idi. Birinci katı 33, ikinci katı 18, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı katları 6, en üst katı ise 15 metre yüksekliğindeydi. 85 milyon tuğladan yapılan kulenin çevresinde rahip sarayları, ambarlar, konuk odaları, Tanrı Marduk adına yapılmış bir diğer tapınak olan Esagila'ya giden aslanlı geçit ve dini tören yolu vardı. Esagila 20 metre yüksekliğinde, 450 metre eninde ve 550 metre boyundaydı.

Babil'i işgal eden Tikulti-Ninurta, Sargon, Sanherip ve Asurbanipal kuleyi yıkmışlardı. Babil Kralları Nabopollasor ve Nabukadnasor ise yeniden yaptılar. Ancak M.I. 479'da Babil'i fetheden Pers kralı Xerkes kuleyi yıktıktan sonra tekrar onaran olmadı. Yalnız, Büyük Iskender Babil'e geldiğinde harap haldeki kuleye hayran kalmış ve onu eski haline getirmeye karar vermişti. Bu sebeple 10.000 kişiyi iki ay boyunca çalıştırarak molozları temizletti. Fakat Büyük Iskender ölünce kulenin onarımından vazgeçildi.

Bugün, Tevrat ve Incil'de de bahsedilen Babil Kulesi'nden geriye birşey kalmamıştır.

ÇIN SEDDI
Uzaydan bakıldığında ince, uzun bir dere gibi görülebilen, insan eliyle yapılmış tek eser olan Çin Seddi, Çin'in kuzeybatısı boyunca uzanan dünyanın en uzun savunma duvardır. Kalıntıları Po Hay körfezinde deniz kıyısında başlar. Pekin'in kuzeyinden geçerek batıya yönelir ve Huang-Ho nehrini ikiye bölerek güneybatıya uzanır. Gobi Çölü'nün güneyinden batıya yönelerek devam eder.     

Ilk set, M.I.7. yüzyılda Chu Krallığı tarafından, günümüzdeki Henan eyaletinde yapılmış olup fazla uzun değildir. M.I.3. yüzyılda Hun, Tunguz ve Moğolların saldırılarını durdurmak ve ülkenin kuzey sınırlarını korumak için Imparator Qin Shin Huang (Çe-Huang-Ti), burayı boydan boya aşılmaz bir savunma duvarıyla kapatmaya karar verdi. M.I.221 yılında daha önceki krallıkların yaptırdığı duvarları birleştirek uzattı. M.I.3. yüzyıldan M.S.17. yüzyıla kadar Çinliler seddi uzatmaya devam etmişlerdir. Seddi onaran ve savunma amaçlı kullanan son hanedan Ming Hanedanı (1368-1644) olmuştur.     

Seddin yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte uzunluğu 10.000 kilometreyi bulur. Bugün ayakta duran kısım Ming Hanedanı devrinden kalan 3.000 kilometrelik settir. Ancak asıl inşaat, M.I.221 ile M.S.608 yılları arasında yapılmıştır.     

Seddin kalınlık ve yüksekliği yer yer değişir. Genellikle duvarın yüksekliği 7-10 metre, taban kalınlığı 7 metre ve üst kalınlığı ise 6 metre civarındadır. Üzerinde atlar ve arabalar gidebilmektedir. Duvar boyunca siperlik ve okçu delikleri vardır. 200 metrede bir gözetleme kulesi veya kale ve 9 kilometrede bir fener kulesi bulunur. Duvar üzerinde yer yer saray ve tapınaklara da rastlanır. Bazı yerlerde setler, kademeli savunmaya imkan verecek şekilde bir kaç sıra halinde yapılmıştır.     

Çin Seddi, en uzun sürede yapılan ve en çok insan çalıştırılan yapıdır. M.S.555'te Beijing ile Datong arasındaki 500 km.lik duvarın yapımında 1.800.000 kişi çalıştırılmıştır. Badaling dağınınüzerinden geçen seddin sadece 200 metrelik kısmını yapmak için bile binlerce kişi çalıştırılmış ve bu kişilerin isimleri bir taşa yazılmıştır.


COLESSEUM

Colosseum, Roma'nın sembolü haline gelmiş bir anfitiyatrodur. Asıl adı Flavium Amfitiyatrosu'dur. Colosseum adı eskiden bu eserin yakınında bulunan Nero'nun çok büyük bir heykelinden dolayı verilmiştir. Colosse "çok büyük" anlamına gelir.

70 yılında imparator Vespanianus tarafından başlatılan inşaa işlemi, 82 yılında Titus tarafından bitirilmiştir.

Amfitiyatro, çevresi 527 metre olan bir elips şeklindedir. 4 katlı olan yapının yüksekliği 50 metredir. En alt katı yerden 4 metre yüksektir. Yapının, imparator için ayrılan ve diğerlerinden daha geniş olan dört ana giriş haricinde 80 adet girişi vardır. Colosseum 50 - 55.000 kişi alabiliyordu. Girişler bu kalabalığı 5 dakikada boşaltabilecek şekilde dizayn edilmiştir.

Yapının dışında traverten, iç kesimindeyse tüf ve tuğla kullanılmıştır. Içerisi üç ana kısma ayrılmıştır. Bunlar; arena, podyum ve mahzen kısımlarıdır.

Roma Imparatorluğu devrinde sirk oyunları, araba yarışları ve gladyatör gösterileri yapılan Colosseum, 19. yüzyıla kadar dünyanın en büyük anfitiyatrosu idi. Günümüzde bile modern stadyumların mimarilerinde örnek olarak alınmaktadır.


ŞIŞEN ITZA

M.I. 1000 yıllarında Meksika'nın kuzey kıyılarından Orta Amerika'daki Yucatan yarımadasına gelerek yerleşen Mayalar, burada çok parlak bir medeniyet kurmuşlardır. Yucatan'da bulunan ölü şehir Chitchen Itza, 11.-13. yüzyıllarda Maya-Toltek Imparatorluğu'nun başkenti olmuştur. Bu şehir, Kukulkan piramidi, Chac Mol tapınağı gibi büyük anıtların harabeleriyle doludur. Bu şehirde bulunan, gözlemevi ve tapınak olarak kullanılan Kukulkan piramidi 24 metre yüksekliktedir. Tepesindeki sunak yerinde yağmur ilahı Tlaloc için insan kurban edilirdi.

Mayalar, Toltekler ve Inkalar demir medeniyetini bilmiyolardı. Kılıç ve kazmalarını camsı çok sert bir volkanik taştan, obsidiyenden yapıyorlardı. Tekerlekli araçları da yoktu. Buna rağmen, yüksek dağların tepelerine kurdukları tapınakların taşlarını uzaklardan getirmişler ve bunları taştan yaptıkları aletleriyle meydana getirmişlerdir. Bazı Maya eserlerinin harika olarak kabul edilmesinin sebeplerinden biri de budur.


KÖLN KATEDRALI
Almanya'nın Köln şehrinde, Ren nehri kıyısında yeralan Köln Katedrali, dünyanın en önemli yapılarından biridir. 1248 yılında inşasına başlanan katedral 632 yıl sonra, 1880'de tamamlanmıştır.

Katedralin uzunluğu 144, genişliği 86 metredir. Ana salon 43 metre yüksekliktedir. Cephedeki iki kule 157 metredir. Bunlardan daha yüksek katedral kulesi yoktur. Üst kısımdaki galeriye 509 basamaklı bir merdivenle çıkılır. Çan kulesinde 9 büyük çan vardır. Çanların biri 24 ton, bir diğeri 11,2 ton, bir diğeri de 6 ton ağırlıktadır.

Katedral 8000 metrekarelik bir alanı kaplar. Kullanılan iç alan 6166 metrekaredir. Çatısının yüzölçümü 12.500 metrekareyi aşar.

Gotik stilin bir harikası sayılan bu katedraldaki vitrayların yüzölçümü 10.000 metrekareyi aşmaktadır. Hepsi anlamlı desenlerle kaplı olan vitrayların bir kısmı Ortaçağa, bir kısmı Yeniçağa aittir. Fakat katedral bütünüyle bir ortaçağ eseri sayılmaktadır.

Dünyanın en büyük katedrali olan eseri korumak için Almanlar devamlı olarak çalışan 70 kişilik bir ekip kurmuşlardır. Bunlardan 36'sı heykeltıraş ve mermer ustası, 10'u vitray ustası, 6'sı idareci, diğerleri de çeşitli uzmanlardır. Köln Katedrali her gece projektörlerle aydınlatılmaktadır.

KREMLIN SARAYI
Moskova'daki Kızıl Meydan'da bulunan ve Moskova'nın sembolü olan Kremlin Sarayı, Çar Korkunç Ivan tarafından 1155'te yaptırılmıştır. Eski bir savunma kalesi olan Kremlin, 19 metre yükseklikte kırmızı bir duvarla çevrilidir. Bu duvarın çevre uzunluğu 2250 metredir. Duvarın giriş yerlerinde ve köşelerinde büyük kuleler vardır. En büyük kule 72 metre yüksekliktedir. Burada ilk yapı 14. yüzyılda yapılmış, daha sonra yeni ilavelerle büyümüştür.
Kremlin'in içinde harika saray ve kiliseler vardır. Fakat bunların hepsi Italyan ve Alman mimarları tarafından yapılmıştır ve Rus mimarlık sanatını yansıtmazlar.

Kremlin Sarayı'nın hemen yakınında bulunan ve Aziz Basileios adına Korkunç Ivan tarafından yaptırılan Saint-Basile Katedrali, yalnız Moskova'nın değil bütün Rusya'nın en orijinal eseridir ve dünyada buna benzeyen başka bir kilise yoktur. Çünkü bu yapı şark stilinde bir kilisedir. Kubbeleri Islami eserlerin kubbelerine benzer.

Katedralin inşaatına 1555'de başlanmış, 1560'da bitirilmiştir. Yapının mimarı Barma adlı bir Rus'tur. 11 bölümü ve 8 kubbesi vardır. Kubbelerin yükseklik, süsleme ve renkleri birbirlerinden farklıdır. Fakat hepsi soğan başı gibi yuvarlak ve sarmal dilimlidir. Düz, gofre veya prizmatik çinilerle kaplanmışlardır. En yüksek kulenin kubbesi altın yaldızlıdır.

Kremlin sarayı Rus hükümetinin residansı olarak hala kullanılmaktadır. Müze haline getirilmiş olan diğer saraylarda, çarlara ait mücevherler, mobilyalar ve diğer eşyalar sergilenmektedir ve bunlar hem sanat hem de maddi değer bakımından bir hazine sayılmaktadır.


ALTIN KÖŞK
Japonya'nın 11 asır boyunca başkentliğini yapan Kyoto'da bulunan Altın Köşk, 1394'te Ashigaka sülalesinin üçüncü şogun'u (shogun) olan Yoshimitsu tarafından bir kır evi olarak yaptırılmıştır. Köşk, kendisi kadar ünlü olan Kamelyalar Bahçesi adlı çok güzel bir bahçenin ortasında yeralır.

Kare bir temel üzerine kurulan yapı üç katlıdır. Üst katlar alttakilerden daha içerlektir. Yapı birbirine geçirilmiş kalas, kiriş ve tahtalardan meydana gelir. Japon ev mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan bu köşk yapıldığı zamanlar altın yaldızlıydı. Fakat zamanla rengi soldu. 1955'te Japon hükümeti tarafından restore edilerek eski haline getirildi.

MAŞIPUKSI
Machu Picchu, 15. yüzyılın başlarında, büyük Inka imparatoru Pachacutec tarafından yüksek bir dağın tepesindeki düzlüğe kurulmuştur. Bu hayalet şehir Peru'daki Amazon ormanlarının içlerinde, Urubamba Nehri'nin yukarı kesimlerindeki Andes Platosu'nun ortasında bulunmaktadır. Şehrin soylulara ait semtleri, esnaf ve ticaret siteleri ve çok geniş taraçaları vardır. 1535 yılında Ispanyollar, Inka Imparatorluğu'nu yıktıklarında bu şehir terkedilmiş ve unutulmuş durumdaydı. Bu kutsal kayıp şehri 1908 yılında, Amerikalı kaşif Hiram Bingham keşfetmiştir.
Bugün Peru sınırları içinde bulunan bu hayalet şehrin harabelerinin bulunduğu yerde hiç taş yoktu. Tekerlekli araç kullanmayan Inkaların bu taşları dağın tepesine nasıl taşıdıkları tam olarak bilinememektedir.


MONT SAINT MICHEL MANASTIRI
Fransa'da Manş Denizi kıyısında, 50 metre yüksekliğinde ve çevresi 900 metre olan bir kaya tepe üzerinde bulunan bu manastır, Fransa'nın en çok turist çeken yerlerinden birisidir. Denizin gelgit olayı neticesinde Mont Saint Michel adlı bu kayalık bazen bir yarımada, bazen de tam ada şeklini alır.

Etekleri kumsal olan bu kaya tepeye ilk manastır 1017 yılında yapılmıştır. Manastır, 1144 yılında yapılan ilavelerle daha çok büyütülmüştür. Gelen ziyaretçileri ağırlamak için manastırın yanına yeni binalar yapılmış ve zamanla bu küçücük tepe sıkışık bir köy halini almıştır.

1211-1228 yılları arasında yapılan onarımlar ve yeni binalarla burası en güzel gotik eserlerle doldurulmuştur. 14. yüzyılda tepenin kara tarafına büyük surlar yapılmıştır.

Manastır, surların içinde kalan küçük bir köyün ortasında, bütün yapılara tepeden bakar. Uzaktan ve yakından görünüşü çok heybetlidir. Deniz kabardığında tam bir ada halini alan kayalık, sular çekildiğinde bir yarımada halini alır, çevresindeki kum ve çamur düzlükleri ortaya çıkar.

Manastırın en büyük özelliği coğrafi konumudur. Fakat Mont Saint Michel, manastır başta olmak üzere, gotik eserlerin en güzellerine sahip olduğu için de bir harika sayılmaktadır.

NEMRUT TAPINAÄžI
Türkiye'nin doğusunda Adıyaman ilimizdeki 2.250 metre yükseklikteki Nemrut Dağı'nda Kommagene (Komajen) Kralı Antiokos I tarafından M.I. 64 yılında yaptırılmıştır.

M.I. 80'li yıllarda Suriye'nin kuzeyinden ayrılan Komajenler, Mithridates I'in idaresinde bir krallık kurmuşlar, kısa zamanda gelişip güçlenmişlerdi. Krallık, M.S. 79 yılında bir Roma eyaleti olmuştur.

Antiokos I, kendi soyunun Perslerden, Yunanlılardan ve Komajenli atalarından geldiğine inanıyor, kendisinde tanrılık kudreti görüyordu. Bu sebeple ölümünden sonra tanrılar arasında kalmak, onlarla birlikte olmak, tanrıların arasında ölümsüzlüğe kavuşmak istiyordu. Inancına göre, yaptırdığı tapınağa bütün tanrılar gelecek, orada toplanacak ve dünya işlerini düzene sokacaklardı. Çevredeki bütün devletler için bu tapınak bir ibadet merkezi ve kurban sunma yeri olacaktı.

Tapınağın içi ve çevresi tanrı ve tanrıça heykelleriyle, kabartma yazılarla, kartal başlı sütunlarla süslenmişti. Bu tapınakta bulunan dev ilah heykellerinden en önemlileri; Batılıların Apollon'u, Doğuluların Bereket Tanrısı, Yunanlıların Zeus'u ve Iranlıların Ahuramazda'sıydı. Bunların dışında, daha pek çok ilah heykeli vardı.

Günümüzde bu heykellerin çoğu devrilmiş, büyük bir kısmının da başları gövdelerinden ayrılmıştır. Kopuk başların her biri, iki insan boyundadır. Kral Antiokos'un başı bütün ilahların başından büyük olup tam 5 insan boyundadır! Başı kopmadan duran küçük heykellerden birinin boyu ise 15 metredir. Bu büyük tapınakta tüneller, teraslar, sütunlar ve aslan heykelleri de bulunmaktadır.


NOTRE DAME KATEDRALI
Fransız gotik sanatının (Rönesanstan önceki mimarlık ve heykeltıraşlık akımı) en ünlü eseri olan Notre Dame Katedrali, Paris'in ortasından geçen Seine Nehri'ndeki Cité Adasının üzerinde bulunmaktadır. Başpiskopos Maurice de Sully'nin emriyle 1163'te inşasına başlanan kilisenin ilk taşı Papa 2. Alexandre tarafından konmuştur. Fakat, her ikisi de katedralin tam olarak bitişini görememişlerdir.

Ürpertici bir ihtişama sahip olan Notre Dame Katedrali'nin 70 metre yükseklikte olan kuleleri ancak 18. yüzyılda tamamlanabilmiştir. Fransız Ihtilaline kadar ülkenin dini merkezi bu kilise idi. Pierre Abelard ihtilalden kısa bir süre önce burada papazlıktan ayrıldığını ilan ederek Notre Dame Üniversitesi'ni kurmuştur.

PERSEPOLIS
Pers
Imparatorluğu'nun başkenti olan Persepolis, M.I. 6. yüzyıl sonlarına doğru Pers Kralı I. Darius (Dara) tarafından kurulmuştur. Darius'dan sonra tahta çıkan Kserkes I (Xerxes, Serhas) ve Artakserkses (Ardaşir) şehri büyüterek harika anıtlarla doldurmuşlardır. Iran'ın Şiraz şehrinin hemen doğusundadır.

Persepolis'te kral sarayları taşıma toprakla yapılan, tepesi 473 metre uzunlukta, 86 metre genişlikte ve 13 metre yüksekliği olan yapay bir tepe üzerinde bulunmaktaydı. Sarayların bulunduğu bu taraçaya iki geniş merdivenle çıkılıyordu. Merdivenlerin yan duvarları kabartma heykellerle doludur.

Kserkes'in taht salonunda, her biri 20 metre yükseklikte olan ve üzerinde 2 metre yükseklikte başlıkları olan 100 sütun bulunuyordu. Başlıklar boğa ve insan şeklindeydi. Sarayın iki büyük sütunla tutturulan kapısının yüksekliği 11 metredir. Kapıdaki sütunların önünde, yüzleri insan şeklinde olan iki boğa heykeli vardır.

Dara'nın Mısır'daki ocaklardan getirilen blok taşlarla yapılmış "Apadana" denilen tören salonu 10.000 kişi alıyordu. Bu kadar büyük bir kapalı salon başka hiçbir sarayda görülmemiştir. Hazine sarayının geniş avlusuna açılan 4 büyük ahşap kapısı vardı ve bunlar renkli ve süslü alçılarla kaplıydı.

Persepolis'te büyük sütun kaideler üzerinde, Perslerin inançlarını yansıtan heykeller vardır. Bunlar iyilik sembolü olan yarı insan bir savaşçı ile kötülük sembolü olan bir canavarın mücadelesini ve iyilik sembolünün zaferini gösterir.

Persepolis'in yakınındaki kayalık dağın yamaçlarında birbirinden 8-10 km uzaklıkta, kayalar oyularak yapılan ve saray görünümlü iki kaya mezar vardır. Frigya kral mezarlarına benzeyen bu mezarlar "Taht-ı Cemşid" ve "Nakş-ı Rüstem" olarak anılırlar. Bunlardan biri Darıus I'in mezarıdır.

M.I. 331'de Büyük Iskender Persleri yenerek şehri yaktı. Bundan sonra şehir toprak yığınları altında kendi haline terkedildi.

PASKALYA ADASINDAKI DEV HEYKELLER
Okyanusya'da, Şili kıyılarının 3200 km. açığında, Polinezya adalarının doğusunda, 179 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip küçük bir ada olan Paskalya Adası'nda tarihçileri zorlayan, turistleri hayran bırakan, ne zaman, kimler tarafından ve niçin yapıldığı bilinemeyen dev heykeller vardır. Ada, 1722 yılında Hollandalı denizci Jacop Roggeveen tarafından Paskalya gününde keşfedildiği için bu isimle anılmaktadır. 1888 yılından beri Şili'ye aittir.     

Bu adada çok sayıda bulunan, bazıları ayakta bazıları da yere yatmış şekilde duran, 12-25 metre yükseklikte, 50 ton ağırlıkta dev heykeller vardır. Volkanik kayalardan yontulmuşlardır. Bu heykellerin bazıları dövmeli insan büstleridir. Uzun kulaklı başların üzerinde ayrı taşlardan yapılmış silindir şeklindeki başlıklara rastlanmaktadır.     

Heykellerin hemen hepsi deniz ufkuna, boşluğa meraklı ve endişe dolu gözlerle bakmakta ve sanki meçhul bir şeyi beklemektedir. Fakat tarihçiler bu dev heykellerin sırrını hala çözememişlerdir. Bir varsayıma göre Polinezya kökenli bir kavim 4. yüzyılda buraya yerlemiş ve büyük bir medeniyet kurmuşlardır. Yerlilerin ada için kullandıkları "Papa Nui" adı o eski devletin ve milletin adı idi. Bunlar 10. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar burada yaşamışlar ve bu dev heykelleri yapmışlardır.     

Başka bir görüş ise yerliler arasında anlatılan bir efsaneye dayanır. Buna göre adada biri uzun kulaklı, diğeri kısa kulaklı insanlardan oluşan iki ayrı kabile vardı. Bunlar arasında bilinmeyen bir sebepten dolayı amansız bir savaş başladı ve buradaki medeniyet çöktü.     

Bu teorilere rağmen buradaki medeniyete ne olduğu, bu dev heykelleri kimin, ne zaman ve niçin diktikleri tam olarak bilinemiyor.     

Paskalya Adası'na 1960 yılına kadar yılda sadece bir gemi uğrardı. Ancak dev heykeller artık turistlerin de ilgisini çekmekte ve uçaklar dolusu turist bu adaya akın etmektedir



PISA KULESI
Italya'nın kuzeyindeki Pisa şehrinin Katedral Meydanı'nda yeralan ve 1063-1090 yıllarında yapılan Duomo Katedrali'nin çan kulesi, ana yapıdan ayrı olarak 1173'te yapılmıştır. Ünlü Pisa Kulesi, bu çan kulesidir.

Kule üst üste bindirilmiş yuvarlak 6 sütun dizisinden meydana gelmiştir. 56 metre yüksekliktedir. Üzerine 294 basamaklı bir merdivenle çıkılır. En üstteki çanların bulunduğu 8. kat silindir biçimindedir.

Pisa Kulesi bitirildiği tarihten itibaren güneye doğru eğilmeye başlamıştır. Bunun sebebi temeldeki yumuşak zemindeki bir çökmedir. Günümüzde, kulenin tepesinden güney yönünde aşağı sarkıtılan bir çekül 4,3 metre açığa inmektedir. Ancak yapının ağırlık merkezinin izdüşümü kendi temel dairesinin içinde kaldığı için kule devrilmemektedir. Kule her yıl milimetrenin onda yedisi kadar (100 yılda 7 cm) eğilmektedir.

Kule, Pisa'nın gücünün ve zenginliğinin bir sembolü olarak Cenova ve Venedik'e rakip olarak yapılmıştır. Ünlü bilim adamı Galile, bütün cisimlerin aynı hızla ve aynı fizik kanununa uyarak düştüklerini bu kulede yaptığı deneylerle ispat etmiştir.

RUSHMORE DAĞI ANITI


Rushmore Dağı Anıtı, Amerika Birleşik Devletleri'nin Güney Dacota eyaletindeki Rushmore Dağı'nın Black Hills kayalıklarında bulunmaktadır.

Anıt, Heykeltıraş John Gutzon Borglum ve oğlu tarafından meydana getirilmiştir. 1936'da oğluyla birlikte sert granit kayaları yontmaya başlayan Borglum, eserini 14 yılda tamamlamıştır.

Anıt, ABD'nin dört başkanını temsil etmektedir. Yükseklikleri 18-20 metre olan heykeller soldan sağa sırasıyla George Washington, Thomas Jefferson, Theodore Roosevelt ve Abraham Lincoln'u göstermektedir.

VERSAILES SARAYI
17. yüzyılda, Fransa'nın Vaux vikontu ve maliye başmüfettişi olan Nicolas Fouquet, Vaux'da, kendisi için büyük bir saray yaptırdı. Bu saraydan dolayı onu kıskanan Fransa Kralı 14.Louis, çağın ünlü mimarı Louis le Vau'ya, Fouquet'nin sarayından daha güzel ve daha muhteşem bir saray yapmasını emretti. 1668'de, 13. Louis'in av köşkünü bozmadan aynı yerde inşaata başlayan Le Vau, köşkü büyüterek çok büyük bir saray haline getirdi.

Günümüzde Avrupa'nın en büyük sarayı olan Versailles, Paris'in 25 kilometre güneydoğusunda yeralan bir saraylar ve köşkler topluluğudur. Sarayın asıl özelliği bahçesinin büyüklüğü ve güzelliğidir. Bahçesi birkaç köyü, evleri ve tarlalarıyla içine alabilecek kadar büyüktür. Bahçeye Silah Kapısı denilen yerden girilir ve önce Bakanlar avlusu denilen avluya geçilir ve sonra da saraya ulaşılır. "Devlet benim" diyen ve "Güneş Kral" ünvanını alan 14. Louis, bu devasa bahçenin korusunda avlanır, binlerce konuğunu burada ağırlardı.

Sarayın güzelliği, dış görüntüsünden çok içinin dekorlarındadır. 1792'ye kadar gelen her kral ve kraliçe, buraya bir şeyler eklemiş ve önceki yapılardan daha güzel olmasına çalışmışlardır. Sarayın içindeki muhteşem salonlar ve daireler Le Brun tarafından süslenmiştir. Büyük daireler eski Yunan ilahları olan Diana, Merkür, Mars, Apollon gibi isimleri taşır.

Sarayın en önemli dairesi, bahçenin en güzel yerine bakan "Aynalı Galeri"dir. 75 metre uzunluktaki bu salonun iki duvarı boydan boya 400 adet ayna ile kaplıdır. Salonun tavanındaki resimler Le Brun'un eseridir. 1782'de kurulan ABD ile Ingiltere arasındaki anlaşma ve Birinci Dünya Savaşı sonunda, mağlup Almanya ile müttefikler arasındaki anlaşma bu salonda imzalanmıştır.

Versailles, Fransa'nın en ihtişamlı devrini yansıtır. Aynı zamanda ölçüsüz harcamalarla devletin iflasını simgeler. Bugün müze olan sarayın içi ve bahçesi güzel heykellerle doludur. Fransa'nın en çok turist çeken sarayı burasıdır.

Ayrıca Bakınız

Anadolu Türk Beylikleri

Osmanlı imparatorluğu Haritaları

Türkiye Selçuklu Devleti Haritaları

1.Dünya Savaşı Haritaları

Türkiye Haritaları

Dünya Haritaları

Flash Eğitici Oyunlar

Tarih Haritaları

Coğrafya Haritaları

Türkiye Bölgeler Haritaları