Türk Korsan Gemilerinin, Akdeniz ve Atlantikteki Faaliyetleri

aygunhoca tarafından yazıldı. Aktif .

 

Türk Korsan Gemilerinin, Akdeniz ve Atlantikteki Faaliyetleri

Akdenizde uzun yıllar devam eden korsanlık savaş kurallarına uygun sayılan bir metot olarak 19. yüzyılın ortalarına kadar devam etti. Ele geçirilen korsan gemisinin kaptan ve tayfasına savaş esiri gibi davranılırdı.

Osmanlı korsanları bağımsız Avrupalı korsanlar gibi birer haydut değil, resm hüviyetli deniz gazileriydi. Barış anlaşması olmayan devletlerin gemilerini açık denizlere bırakmaz, ele geçirir veya korkuturlardı. Osmanlıda korsanlık, aslında karada ribat denen kara-sınır boylarında öncü kuvvet göreviyle cihat eden akıncıların denizlerdeki karşılığıdır.

 

Karada ve denizdeki bu akıncılar, Islam Hukuku prensipleri ile Islamın cihat ve gaz anlayışı benimseyerek hareket eden müchitlerdir. Islam hukukuna göre harblerden savaş esnasında gaziler tarafından kahren alınan mallara ganimet adı verilir ve bu malların beşte biri fakir, yetim ve yolda kalmış yolculara verilmek üzere Beytülmle ayrılır, kalan beşte dördü ise gaziler arasında pay edilirdi.

 

Devletin siyasi güç ve koruması altında faaliyet gösteren Osmanlı Korsanları sefer zamanı devlet donanmasının bir parçası olarak iş görürler, diğer zamanlarda ise izinli olarak ve düşmanın gücünü zayıflatmak maksadıyla rakip tarafın gemi ve limanlarına yönelik harekatlarda bulunurlardı. Osmanlı Devletinin devamlı savaş halinde bulunduğu Ispanya ve Italya gibi ülkelerin sahillerine kadar giderek düşmanın psikolojisini alt-üst eder, ekonomik gücünü kırar, limanlar arasındaki irtibatı keser ve ticaret yapmalarına izin vermezlerdi.

 

Devletten habersiz olarak dost ve düşman ayırt etmeden hukuk dışı olarak denizde veya sahilde yağma faaliyetlerine girişenler haydut veya haram diye adlandırılmış ve cezalandırılmışlardır. Yabancı korsanlar ise daha çok izbandud adıyla adlandırılmıştır. Osmanlı devlet donanmasının güçlü şekilde Akdenizde görülmeye başlamasıyla birlikte, korsan gemileri devlet donanmasına iltihak ederek güç birliği yapmışlar ve zaman içinde Akdenizdeki bütün düşman devletlerin korkulu rüyası haline gelmişlerdir.

 

Osmanlı Devleti, 14. yüzyıl sonlarından başlayarak Akdenizde dağınık haldeki Türk deniz korsanlarını destekleyip düzenleyerek gelişmelerine yardımcı oldu. Akdenizdeki Türk korsanlarının faaliyetlerine ilk kez kol kanat gerenlerden biri Şehzade Korkuttu. Bu iş için çok çalışmış ve Oruç Reisi korsanlığa sevk etmiştir. Bu korsanlardan ilk olarak devlet hizmetine giren Kemal Reis olmuştur. Ondan sonra Türk korsanlarının pri Oruç Reis, sonra kardeşi Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paşa) ve onun Istanbula çağrılması üzerine de Turgut Reis korsan ocağının başına geçmiştir.

 

Turgut Reis Tunusta Mehdiyye, Cerbe, sonra Trablusgarb ve Cezayir Beylerbeyliğinin birçok limanını belli başlı korsan üsleri hline getirmişti. 1513 yılı yazında Oruç Reisin Kuzey Afrikaya, Mağribe ayak basması, Türk denizcilik tarihinin dönüm noktasıdır. Oruç Reis ve Barbaros etraflarına topladıkları diğer Türk levendleriyle bu kıyıları Ispanyollardan temizleyip yerli halkın sevgi ve itimadını kazandı. Batı Akdenizde hakimiyet Oruç Reisin eline geçti.

 

Cezayirde faaliyet gösteren Türk Korsanları istisnasız Akdenizin her yerinde faaliyet gösterdiler. Özellikler 16. yüzyılda Türk deniz akıncılarının olmadığı hiçbir Akdeniz limanı gösterilemezdi. Sardunya, Sicilya, Korsika, Malta Türklerin her yıl çıkartma yaptıkları adalardı. Korsikayı ise tamamen Turgut Reis fethetmişti.

 

Osmanlı Eyaletlerinden Tunus Beylerbeyliğine ait korsan filoları da, Malta Şövalyelerine rağmen Italya ve Sicilyaya korku verdiler. Diğer bir Osmanlı Eyaleti olan Cezayir Beylerbeyliğinin Rotterdam, Amsterdam, Ceneviz, Livorno ve emsali büyük Avrupa limanlarında gizli ajanları vardı. Bunlar o limanlara bağlı gemilerin giriş-çıkış ve rotalarını Cezayire bildirmekteydiler. Osmanlı korsanlarınca 1613-1621 yılları arasında geçen 8 yılda yalnız Cezayir limanına 936 Avrupa savaş ve ticaret gemisi ganimet olarak getirildi.

 

Türk Denizcilerinin -bir çoğu günümüzde hala bilinmeyen- Atlantikteki bu faaliyetleri daha çok Batılı tarihçiler tarafından incelenmiş, ülkemizde ise yeni yeni canlanmaya başlayan Denizcilik Tarihi araştırmacılarının gayretleri sayesinde Muhteşem Denizcilik Tarihimizin altın sayfaları birer birer aralanmaya başlamıştır.

 

Türkler, düzenli bir filo ile ilk kez 1585 yılında Cebelitarık Boğazını geçerek Atlantik Okyanusuna açılmıştır. Murat Reisin sevk ve idaresindeki bu küçük Türk Filosu, Kanarya Adalarının kuzeydoğusundaki Lanzarato Adasını ele geçirmiş ve adanın valisi ile birlikte 300 kişiyi esir alarak, kayıp vermeden üssüne geri dönmüştür.

 

17 ve 18. yüzyıllarda Osmanlı Devletinin resm korsanlık üsleri Cezayir, Salee, Tunus ve Trablusgarp limanları çok sayıda Avrupanın müslüman olan ünlü korsanları için de birer çekim merkezi hüviyetindeydi. 1600 yıllarından itibaren bu bölgeye yerleşerek müslüman isimleri alan Hollandalı korsanlar diğer müslüman korsanlarla birlikte ganimet toplamaya başladılar. 1625'de 60 kadar Hollandalı kaptan Cezayir korsanlarıyla birlikte yelken açmaya başladı. Bunlardan en meşhurlarından olan Murat Reis aslında Haarlemli Jan Janszen, Süleyman Reis ise Rotterdamlı Jacop de Hoerewarddır.

 

Yine Süleyman Reis adıyla yelken açan Veenboer ise 1620'de bir hristiyan gemisine saldırı esnasında şehit düşmüştür. Aslen Ingiliz bir korsanken müslüman olan ünlü Osman Dayı ise Tunusdan Istanbula gönderdiği mektupta herbiri 150 blackamour harquesbusser ve 40 top taşıyan 6 burton (bretoni) gemisi donattığını ve bunları Malta Şövalyeleriyle savaşmak üzere Sethelia Körfezi ve Kıbrıs açıklarına gönderdiğini bildirir. Haberi memnuniyetle karşılayan Kaptan Paşa ise kendisine bir mektup ile 6 geminin kaptanlarına birer hilat göndermiştir.

Murat Reis, 1617 yılında Portekize ait Maderia Adasını işgal ederek, 1200 esir almış ve ana üssü olan Cezayire geri dönmüştür.

 

Murat Reisin Atlas Okyanusuna yapmış olduğu seferlerin en ünlüsü, 12si kadırga olan 15 parçalık bir filo ile 1627 yılında yapılan Izlanda harekatıdır. Murat Reis, bu harekata Manş Denizini geçerek başlamış, Kuzey Denizi boyunca Danimarka ve Norveç kıyılarına taarruz etmiş, 20 Haziran 1627 tarihinde Izlanda açıklarında demirlemiştir. Bu bölgede 16 Temmuz tarihine kadar 26 gün kalan Türk Denizcileri, adayı kontrol altında tutmuş, 400 esir ve büyük bir ganimetle Cezayire geri dönmüştür. Yaklaşık 2800 deniz mili olan geri intikal seyri 27 günde tamamlanabilmiştir.

 

Izlandaya harekat düzenleyen bir başka Türk denizcisi de Ali Biçin Reisdir. O da bu seferinden 800 esir ile dönmüştür. Prof. Yılmaz Ertuna, Türk Tarihinden Sayfalar adlı eserinde, Türk denizcilerinin, Izlanda seferlerinin ardından, Newfoundland Adası ve Kanadanın Labrador ve St. Lawrence kıyılarına ulaştıklarını, daha sonra güneye, Virginia sahillerine indiklerini, burada elde ettikleri esirleri Istanbula gönderdiklerini açıklamaktadır.

 

Murat Reis ve emrindeki kaptanlar, Ingilteredeki prenslikler ve kontluklar başta olmak üzere, Izlanda, Norveç, Isveç ve Danimarka limanlarına ard arda saldırılar düzenlemiş, önemli miktarda ganimet ve esir ele geçirmişlerdir.

 

Denizcilerimiz ayrıca, rakiplerinin onlarca korsan gemisini batırmış, bir çok ticaret gemisine el koymuştur. şüphesiz ki, geniş bir harekat alanında ortaya konulan böylesine cesur ve atılgan bir hareket tarzı, Türk denizcisinin denizcilik bilgi ve becerisi ile askeri yeteneğinin açık bir göstergesidir.

 

Ingiliz yazar Stanley Lein Paul, Atlantikteki Türk denizcilerinin seyr-i sefain ilmini hatmetmiş olduklarını ifade etmektedir.

 

Danimarkadaki Kraliyet Kütüphanesinde 1628 senesinde yazılmış ve Türklerin Atlantik serüvenini belgeleyen bir kitapta Piskopos Oluf Eigilsson Türk denizcilerinin 1627 senesinde Izlandaya geldiklerini, kendisi de dahil, 300 kişiyi esir alarak Cezayire götürdüklerini, daha sonra serbest kalarak Izlandaya geri döndüğünü anlatmaktadır. Yolculuğunda esirlere Müslümanlar tarafından iyi davranıldığını, kendileri ne yemişse esirlere de aynısını yedirdiklerini, Izlandalılara asıl kötü davrananların, sonradan Müslüman olmuş Ingiliz ve Danimarkalılar olduğunu bizzat o gemide esir bulunan Piskopos Oluf Eigilsson söz konusu kitapta anlatmıştır.

 

Kopenhagda, Kgl Bibliotek Chistians Brygge No: 8 adresinde yer alan kütüphanede bulunan diğer bir kitap, pek bilinmeyen iki Türk denizcisini bizlerle tanıştırmaktadır, Izlandanın başkenti Reykjavikde 1852 yılında basılan ve H.Haengsson ile H.Hrolfsson tarafından beraberce yazılan, Litil Saga Umm Herhla-Up Tyrkjans A islandi 1627 adlı eserde, Murat Reisin filosundan Arif ve Bejram (muhtemelen Bayram) adlı iki komutanın gemileri ile Beruşyord Limanına girdikleri anlatılmaktadır.

 

Aynı kütüphanedeki diğer bir kitapta, Murat Reis, Amiral olarak tanıtılmakta, başka bir kitapta ise, 1631 senesinde Türk Donanmasının 15 parça gemi ile Ingiltereye geldiği ve daha sonra 12 parça gemi ile Izlandaya sefer düzenlediği belirtilmektedir.

 

Kopenhagın 60 km. uzağında bir liman şehri olan Helsingörde, müze olarak kullanılan Hamletin şatosunun duvar pano ve tablolarında Iskandinav Limanlarındaki Türk Denizcileri ve gemileri tasvir edilmektedir. Stanley Lein Paul, Devonshire Kontluğu Tarihi adlı kitabında Türk denizcilerinin, 1625 yılının Ağustos ayında Plymouth ve Hardland Point limanları açıklarında 27 parça ticaret gemisine el koyduklarını, Suseks, Hatas, Devon, Cornwell ve Batı kıyılarındaki Kontluklara ait kalelere akınlar düzenlediklerini anlatmaktadır. Ayrıca Izlandada Türk gülleleri halen sergilenmektedir.

 

Osmanlı korsanları Büyük Britanya adasını da hedefleri arasına seçtiler. Ingilterenin güneybatısındaki Lundy Adası 1625-1630 yılları arasında Türk Korsanları tarafından ele geçirilerek, özellikle kuzeye yapılan harektları daha iyi destekleyebilmek amacıyla üs olarak kullanıldı. Türkler Bristol Kanalının açığında Lundy Adasını almakla Bristol liman ağzına hakim oldular.

 

Murat Reisin emrindeki Türk Korsan Filosu Land Endden yaklaşık 100 mil kadar içerde Hard Lend Burnundan 11 mil açıktaki bu adayı üs yaparak batılı devletlere dehşet saçmaktaydı. Ingiltere, yıllarca Türkleri Lundy ve Scillya adalarından atamadı. Ingiltere Kralı I.James ve oğlu I.Charlesın tüm çabalarına rağmen Ingiltere kıyılarına sadece 10 km mesafedeki bu küçük ada yaklaşık 5 yıl boyunca Türk Korsanlarından geri alınamayınca birçok Ingiliz amirali Kral tarafından görevden alındı.

 

1631de de Türkler Ingiliz limanlarını yıllık vergiye bağladılar. Ingilterenin Bristol, Plymouth, Southampton ve Irlandanın Cork ve Baltimore gibi birçok limanları Türk korsanları tarafından birçok kez vuruldu ve Atlantik ortasında yüzlerce Ingiliz, Ispanyol ve Hollanda gemisi ele geçirildi.

 

1627 yılında 10 gün içinde 27 Ingiliz gemisi Türkler tarafından zaptedildi. 19 haziran 1631 gecesi Irlandanın Baltimore Limanı da Türk Korsanları tarafından zapt edilmiş ve bu olay sonunda ünlü şair Thomas Usborne Daways 56 mısralık uzun bir şiir yazmıştır.

 

1609-1616 yılları arasında 466 Ingiliz gemisi Osmanlı Korsanlarınca ele geçirildi ve bu sayıya 1625'te Plymouthdan 25 gemi daha eklendi. Bütün Britanya Kıyılarını hedef alan Osmanlı Korsanları 1677-1680 yılları arasında 160 Ingiliz Gemisini ele geçirdiler. Osmanlı Korsanlarınca ele geçirilen bu gemilerin listesi ise 1682'de Londrada yayınlandı. Ingiliz kaynaklarına göre bu gemilerde yaklaşık olarak 7.000 ile 9.000 arasında Ingiliz esir edilerek köle yapıldı. 1631'de bu yolla Irlandanın Baltimore Köyünün nereyse tamamı esir edildilerek takip eden saldırılarda da Devon ve Cornwalldaki kıyı köyleri basıldı.

Osmanlı gemileri Osmanlı Devleti ile barış anlaşması olmadığı halde Akdeniz ticaretinden faydalanmak için bu sularda izinsiz seyretmeye başlayan Amerikan gemilerini de bir bir ele geçirmeye başladı. 25 Temmuz 1785te, ABD bandıralı ilk gemi Cezayir açıklarında Osmanlı korsanlarınca ele geçirildi. Bu gemi, Boston Limanına bağlı Kaptan Isaac Stevensin idaresindeki Maria idi. Daha sonra Philadelphia Limanına bağlı Kaptan OBrien idaresindeki Dauphin de Osmanlı korsanları tarafından yakalandı. 1793 Ekim ve Kasım aylarında ise tam 11 ABD gemisi Osmanlıların eline geçti.

 

ABD kamuoyunda artık iyice büyük bir sorun olmaya başlayan durum karşısında Amerikan Kongresinde tedbirler alınması istendi. Kongre, Başkan G. Washingtona bir savaş filosu kurması için 688.000 altın dolar harcama yetkisi verdi. Fakat bu donanma da Osmanlı korsanlarıyla baş edemeyince ABD yönetimi Akdenizdeki faaliyetleri için Osmanlıya yıllık vergi ödemek zorunda kaldı.

 

5 Eylül 1795 (21 Sefer 1210) tarihinde, tamamı 22 fasıl ve bir hatimeden oluşan Dostluk ve Barış Anlaşmasına göre Amerika, Cezayirde bulunan esirlerin bırakılması için 642.500 dolar Haraç ödeyecek ve her sene 12.000 Cezayir Altını karşılığı 21.600 dolar Vergi verecekti.

 

Anlaşma 7 Mart 1796da Amerikan Kongresince de onaylandı. Böylece Amerikan Kongresi, Osmanlı Devletine resmen vergi mükellefi oldu. Amerika, Garp Ocaklarına vergisini 1824 yılına kadar ödemeye devam etti.

 

5 Eylül 1795 yılında imzalanan ve dili Türkçe olan Dostluk ve Barış Anlaşmasına göre Amerika Birleşik Devletleri tarihinde ilk kez bir devlet tarafından yıllık vergi ve haraca bağlanmış oldu. Anlaşma aynı zamanda ABD tarihinde imzalanmış ilk ve tek yabancı dilli anlaşma olma özelliği de taşıyor.

 

Osmanlı Denizcilerinin -bir çoğu günümüzde hl bilinmeyen- Akdeniz ve Atlantikteki bu faaliyetleri daha çok Batılı tarihçiler tarafından incelenmiş, ülkemizde ise yeni yeni canlanmaya başlayan Denizcilik Tarihi araştırmacılarının gayretleri sayesinde Muhteşem Denizcilik Tarihimizin altın sayfaları birer birer aralanmaya başlamıştır.

 

Ayrıca Bakınız

Anadolu Türk Beylikleri

Osmanlı imparatorluğu Haritaları

Türkiye Selçuklu Devleti Haritaları

1.Dünya Savaşı Haritaları

Türkiye Haritaları

Dünya Haritaları

Flash Eğitici Oyunlar

Tarih Haritaları

Coğrafya Haritaları

Türkiye Bölgeler Haritaları