Türkiye Cumhuriyeti Dış Siyaseti

aygunhoca tarafından yazıldı. Aktif .

Türkiye Cumhuriyeti Dış Siyaseti

1-Milli Siyasetimizin Dayandığı Ilkeler:

Siyaset genel olarak, devletin iç ve devletlerarası güvenliğini sağlamak
için tutulan yol olarak tarif edilebilir. Bu devlete halkın huzur ve
refahı ile devletlerarası durumun sağlamlığı siyasetine bağlıdır.
Devletlerin büyük komutanlara olduğu kadar, büyük diplomatlara da
ihtiyaçları vardır. Askeri zaferleri, diplomatik zaferler desteklemezse
kazanılan zafer tam sayılmaz. Bazen bir devlet askeri gücüne başvurmadan
diplomasi yoluyla gayelerine erişebilir. Yalnız bu gayenin hak prensibine
dayanması ve milli olması şarttır.

Osmanlı Imparatorluğunun dış siyaseti iki esasa dayanıyordu. Savaş ve
idare maslahat. Halbuki yeni Türk Devletinin dış siyaseti, Osmanlı
Imparatorluğunun dış siyasetinden tamamen farklıdır. Bu siyaset Barış ve
dostluk esasına dayanır. Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra kurulan
Milli Hükümetin takip edeceği siyasetin esaslarını Atatürk Şöyle
özetlemiştir:

"Topraklarımız hakkında istilacı emeller besleyenlere karşı savaş
istiklalimizi tanımaya mütemayil olanlarla anlaşma."
Milli siyasetimiz, emperyalist bir gaye gütmez, gayesi tamamıyla millidir
ve şu esaslarda toplanır:
"Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim mana ve medlul şudur: Hududu
milliyemiz dahilinde her şeyden evvel kendi kuvvetimize müsteniden
muhafazai mevcudiyet ederek milli ve memleketin hakiki saadet ve umranına
çalışmak."
Milli siyasetimizin dış bölümünün esaslarını Atatürk şöyle açıklamıştır.
"Biz hududu milliyemiz dahilinde hür ve müstakil yaşamakta başka bir şey
istemiyoruz. Biz Avrupa'nın diğer milletlerinden esirgenmeyen hukukumuza
tecavüz edilmemesini istiyoruz.
Istiklal Savaşından kazandığımız zaferlerden ürken ve direnmemizin, milli
oluşundan haberi olmayan devletler, yeni Türk Devletinin dış siyasetinin
hedefi hakkında endişeye düştüler. Atatürk, istilacı ve kinci bir siyaset
gütmediğimizi şu fikirleriyle açıkladı:

"Ancak benim milletimi esir etmek isteyen bir milletin, bu arzusundan
sarfınazar edinceye kadar, biaman düşmanıyım."
Türkiye Cumhuriyeti hep Atatürk'ün çizdiği "Milli Siyaset" prensibine
bağlı kaldı. Milli Siyaset, Misakı Milli esaslarına göre çizilen sınırlar
içinde bağımsız, mutlu ve refahlı bir Türkiye Devleti yaratmak; dünyada
insanlık prensibinin egemenliğini temin etmek gayesine dayanmaktadır. Bu
sebeple "Yurtta sulh, cihanda sulh" vecizesi Cumhuriyetin değişmez
prensiplerinden biri olarak kabul edildi.

2-Lozan Antlaşmasından Sonra Siyaset Yolu Ile Çözümlenen Sorunlar:

A-Yabancı okullar sorunu:
Osmanlı Imparatorluğunda tamamen bağımsız çalışan yabancı okulların Lozan Antlaşmasında bazı koşullar altında Türkiye'de çalışmalarına izin
verilmişti. 1925'de Hükümet yabancı okullarda Tarih, Coğrafya ve
Yurttaşlık Bilgisi derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması,
dini ayin ve derslere ancak Hıristiyan olan öğrencilerin girmesi, okutulan
kitaplarda Türklük aleyhinde konular olmaması ve okulların Türk
müfettişleri tarafından teftiş edilmesi şartını koydu.

B-Irak hududu sorunu:
Lozan Konferansında çözümlenemeyen sorunlardan biri de Musul sorunuydu.
Mondros ateşkesi imzalandığı zaman Musul, savaş sonunda kaybedilmiş
değildi. Ingilizler burasını ateşkesin yedinci maddesine dayanarak işgal
etmişlerdi. Musul sorunu Lozan'da büyük tartışmalara neden oldu. Fakat
dava yalnız bizi ve Ingilizleri ilgilendirdiği için çözümü sonraya
bırakılmıştı. 1924'de Ingiliz delegeleriyle, Istanbul'da görüşmeler
yapıldı. Fakat görüşmelerden olumlu bir sonuca varılamadığından dava
Milletler Cemiyeti Konseyi'ne gönderildi. Milletler Cemiyeti Konseyi de bu
davayı çözmekte kendini yetkili görmediği için Musul sorunu Lahey Adalet
Divanına getirildi. Fakat bir sonuca varılamadığından Ingilizlerle yapılan
görüşmeler sonunda sorun çözüldü. 5 Haziran 1926'da Ankara'da bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Irak ile olan sınırlarımız saptandı. Musul,Irak Hükümetine kaldı. Petrol üzerine konan vergi gelirinden Irak'a düşen payın %10'u Türkiye'ye bırakıldı.

C-Milletler Cemiyetine girişimiz:
Hakka ve milli çıkarlara dayanan milli siyaseti ve içte düşmanlarına karşı
kuvvetli bir orduya sahip oluşu sayesinde Türkiye Cumhuriyeti, bütün
devletlerin saygı ve takdirini kazandı. Türkiye'nin dünya barışının
korunmasında gösterdiği gayreti gören Milletler Cemiyeti, 1932'de Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetini cemiyete girmeğe resmen davet etti. Öneri
hükümetimiz tarafından kabul edildi. Çünkü milli siyasetimiz yüksek bir
insanlık duygusuna dayanmaktaydı. Türk Milleti, kendi topluluğu dışında
olanlara yabancı ve düşman gözü ile bakmadığı gibi, dünya barışı ve
milletlerin saadeti için çalışmayı bir görev olarak kabul etmektedir.
Atatürk, bir nutkunda bütün dünya milletlerinin barışa olan ihtiyaçlarını
şöyle açıklar:
"Dünya ve dünya milletleri arasında sükun ve iyi geçim olmazsa, bir millet
kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan mahrumdur."
Türkiye temkinli siyaseti yüzünden dünya devletleri arasında önemli bir
yer edindi. Dostluğu aranılır ve güvenilir bir devlet olan Türkiye'yi
birçok devlet başkanları ziyaret ettiler. Türkiye birçok devletlerle
dostluk anlaşmaları, komşu devletlerle de saldırmazlık paktları yaptı.

D-Balkan Antantı (9 Şubat 1934):

Birinci Dünya Savaşı sonunda sınırların en fazla değişikliğe uğradığı yer
Doğu ve Güney-doğu Avrupa idi. Buradaki devletlerden bir kısmı savaş
sonunda düştükleri durumdan memnun değillerdi. Bulgaristan, Nöyyi
Antlaşmasıyla Yugoslavya, Romanya ve Yunanistan'a terkettiği toprakları
geri almak istiyordu. Ayrıca 1932 yılından beri de Avrupa için için
kaynamağa başlamıştı. Bu durum Türkiye dahil, Balkan Devletlerini kendi
güvenliklerini koruyacak tedbirler almağa zorladı. Türkiye, Yugoslavya,
Yunanistan ve Romanya arasında cereyan eden görüşmelerden sonra Balkan Antantı imzalandı (9 Şubat 1934). Anlaşmanın görüşülmesi sırasında Bulgar Hükümeti de davet edilmiş, fakat bu antanta Bulgaristan girmemiştir.
Balkan Antantının hedefi, Balkanlardaki toprak statüsünün bir Balkan
devleti tarafından bozulmasına engel olmaktı. Üç maddeden ibaret olan bu
anlaşma şu esasları kapsar:

1-Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya kendi Balkan sınırlarının
güvenliğini karşılıklı olarak kefil olurlar.
2-Dört Balkan devleti birbirlerine haber vermeden başka bir Balkan daveti
ile anlaşma yapmamayı, çıkarlarını bozabilecek olasılıklar karşısında
birlikte tedbir almayı üstlerine alırlar.
3-Her Balkan devleti bu antlaşmaya katılabilecektir.

E-Montrö Antlaşması (20 Temmuz 1936):

Lozan Antlaşması yeni Türkiye için siyasi bir zafer olmasına rağmen açık
bıraktığı bir nokta vardı. Antlaşmanın Boğazlara ait kısmındaki şartlara
göre Boğazlar, Türkiye Cumhuriyetinin hükümranlığından ayrılarak askersiz
bir bölge olarak kabul ediliyordu. Barış ve savaş zamanlarında ticaret ve
savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi serbest bırakılmıştı. Boğazların
güveni Ingiltere, Japonya, Fransa ve Italya'ya verilmişti.
1936 yılına kadar Boğazların uluslararası yönetimi Türkiye için bir
tehlike teşkil etmiyordu. Fakat Ikinci Dünya Savaşı arifesinde Avrupa'da
birçok siyasi değişiklikler oldu. Boğazların herhangi bir saldırıya karşı
korunmasını üzerine alan devletlerden Italya, Habeşistan'a saldırdı.
Japonya ise kendiliğinden Milletler Cemiyetinden çekildi. Bundan başka
dünya barışının korunması için toplanan konferanslar da bir sonuca
varmadan dağılmış, bütün devletler yeniden silahlanmağa başlamıştı.
Siyasi havanın bozulduğunu gören Atatürk, Boğazlar sorununu kesin olarak
çözmeğe karar verdi. Türk Hükümeti, Milletler Cemiyetine başvurarak Lozan
Antlaşmasındaki Boğazlara ait hükümlerin değiştirilmesini istedi. Bunun
üzerine Isviçre'nin Montrö şehrinde bir konferans toplandı. Ve 20 Temmuz
1936'da Montrö Antlaşması imza edildi. Montrö Antlaşmasının esas maddeleri şunlardır:

1-Boğazlar kayıtsız şartsız Türk hükümranlığına bırakılacak, tahkimat
yapmak hakkı tanınacaktır.
2-Barış zamanında her devletin ticaret gemileri serbestçe geçebilecek,
buna mukabil savaşta ve barışta asker ve sivil hava kuvvetlerinin
geçmesine müsaade edilmeyecektir.
3-Savaş zamanında eğer Türkiye tarafsız kalmışsa ticaret gemileri
geçebilecektir.
4-Barış zamanında denizaltı gemileri müstesna olmak şartıyla savaş
gemileri on beş gün evvel Türkiye Hükümetine haber verecek, gidecekleri
yer, isim, tip ve adetleri bildirilecek ve uçak kullanmamak şartıyla
Boğazlardan geçebileceklerdir.
5-Eğer Türkiye savaşa girmişse yalnız tarafsız devletlere mensup ticaret
gemileri, düşmana hiç bir surette yardımda bulunmamak şartıyla gündüzün
serbestçe geçebileceklerdir.

Not:Montrö Antlaşması yirmi yıl süreyle yürürlükte kalacak, beş yılda bir
gözden geçirilecektir.
Montrö Konferansında Türk tezinin iyi savunulmuş olması ve Türk
isteklerinin meşruluğu, Boğazlar üzerinde kayıtsız şartsız Türk
egemenliğinin kurulmasını sağlamıştır.

F-Sadabad Paktı (9 Temmuz 1937)
Türkiye Balkanlarda barışın sağlanmasıyla meşgul olurken Orta Doğu'daki
komşularıyla da samimi ilişkiler kurmağa çalıştı. Doğu'da Türkiye ile
ilgilenen üç devlet vardı: Iran, Irak, Afganistan. Bu devletler için
Türkiye bir örnek ve kuvvetli bir dayanaktı. Türkiye'nin bu komşularının
gaye ve hedefi hür ve bağımsız yaşamak, yabancıların sömürmesinden
kurtularak kalkınmaktı. Bu gaye ve hedeflerin gerçekleşmesi bir barış
cephesinin kurulması ile mümkündü. Atatürk'ün bu yoldaki çalışmaları
sonucunda Tahran'da Sadabat Sarayında, Türkiye, Irak, Iran ve Afganistan'ı birbirine bağlayan Sadabat Paktı imzalandı (9 Temmuz 1937).

G-Hatay'ın Anavatana Katılması (30 Haziran 1939):
Barış yolu ile kazanılan siyasi zaferlerimizden biri de Hatay'ın Anavatana
katılmasıdır: Ankara Itilafnamesiyle Fransızlara bırakılan bu bölge için
bazı koşullar konmuştu. Fakat Fransızlar Itilafnamedeki bu koşullara
uymadılar. Özellikle Hatay'da Türk kültürünü yok etmek için
çalışıyorlardı. Halbuki Hatay'ın çoğunluğu Türk'tü ve halkın milli hisleri
uyanıktı. Hatay'ın anavatana katılmasına çok önem veren Atatürk, Kırk
asırlık Türk yurdu yabancı elinde esir kalamaz sözünü muhakkak yerine
getirmek istiyordu.
Fransızlar San Remo Konferansı'nda Suriye'nin bağımsız bir devlet olmasına
karar vermişlerdi. Bu sırada Hatay meselesiyle ilgilenen Türkiye de
Milletler Cemiyetine başvurarak, Hatay'a bağımsızlık verilmesini istedi.
Milletler Cemiyeti, Hatay'da Türk çoğunluğunun bulunup bulunmadığını
anlamak için plebisit yapılmasına karar verdi.

Türk Hükümeti bu koşulu kabul etmedi ve Milletler Cemiyeti ile ilgisini
keserek, doğrudan doğruya Fransızlarla görüşmelere başladı. O sırada
Atatürk, Mersin'e gelerek askeri kıtaları teftiş etti. Hatay'daki halk da
Fransızlara karşı direnmeğe başladı. Nihayet Fransa ile Türkiye, Hatay'da
iki ordunun işbirliği yapması için bir anlaşma imza ettiler (3 Temmuz
1938). Iki gün sonra Türk askerleri halkın sevinç ve göz yaşları arasında
Hatay'a girdiler. Bu olay hasta olan Atatürk'ü pek sevindirdi. Yurdun her
köşesinden aldığı tebrik telgraflarına: Hatay milli meselemizin dostça
tedbirlerle müspet neticeye ulaştırılmasından duyulan sevinç yerindedir
cevabını verdi.
Hatay'da Türk çoğunluğuna dayanan bir cumhuriyet kuruldu. Bu devletin
bayrağı tıpkı Türk bayrağı gibi, yalnız ay ve yıldızının içi kırmızıydı.
Bu durum uzun zaman devam etmedi. 23 Haziran 1939'da Fransızlarla
Ankara'da yapılan anlaşma ile Hatay anavatana katıldı.
Hatay Türk Devleti Meclisi 29 Haziran 1939'da Hatay'ın anavatana
katılmasını oy birliği ile kabul etti 30 Haziran 1939'da Hatay Türkiye
Cumhuriyeti sınırları içine alındı.
Barış ve dostluk yolu ile kazanılan bu zafer yalnız ve ancak büyük
Atatürk'ün eseridir.

H-Ankara Paktı (19 Ekim 1939):
Almanya'da iktidarı ele geçiren Nazi yöneticileri saldırı ve istila
siyaseti güdüyorlardı. Hitler, bütün dünyayı tehdit ediyordu. Ingiltere,
Alman saldırısına karşı bir savunma sistemi kurmağa çalışıyordu. Bu arada
Doğu Akdeniz ve Balkanlarda saldırıyı durdurabilmek gayesiyle Türkiye ve
Sovyetler Birliği ile bir bağlaşma imzalamak için girişimde bulundu.
Görüşmeler sürerken Rusya ansızın Almanya ile anlaştığını bildirerek
müzakerelerden çekildi. O sırada Moskova'da bulunan Türkiye Dışişleri
Bakanı Şükrü Saraçoğlu geri dönmek zorunda kaldı.
Sovyet Rusya'nın çekilmesinden sonra daha evvel hazırlanmış olan
Türk-Ingiliz ve Fransız Ittifakı, Ankara'7a imzalandı (19 Ekim 1939). Bu
bir saldırmazlık paktı idi. Bu pakt Doğu Akdeniz'i ve Balkanları bir
saldırıya karşı korumak maksadıyla yapılmıştır.

Ankara Paktının Maddeleri:
1-Türkiye, herhangi bir Avrupa devletinin tecavüzüne uğrarsa, Ingiltere ve
Fransa ona yardım edecektir.
2-Akdeniz'de Türkiye'nin girdiği bir savaş olursa Ingiltere ve Fransa ona
yardım edeceklerdir.
3-Romanya ve Yunanistan'a vermiş oldukları garanti icabı, Ingiltere ve
Fransa bir savaşa girişirlerse, Türkiye kendilerine elinden gelen her
yardımı yapacaktır.
4-Akdeniz'de, Ingiltere ve Fransa'nın giriştiği bir savaş olursa Türkiye
onlara yardım yapacaktır.
5-Avrupa'da başlayan herhangi bir savaşın Akdeniz'e sirayeti halinde her
iki tarafın birbirlerine yardım taahhüdü mevcuttur.
Alman saldırısı ile başlayan Ikinci Dünya Savaşında Fransa'nın yenilmesi
ve Ingiltere'nin savunmaya çekilmesi durumunda bile bağlaşma bozulmadı.
Bugün Ingiltere ve Türkiye arasındaki bağlaşma aynı koşullar altında
sürmektedir. Barış yolunda bütün çalışmalar Türkiye'yi Yakın Doğu'nun bir
barış kuvveti haline getirdi.

Ayrıca Bakınız

 

Sevr (10 Ağustos 1920) ve Lozan (24 Temmuz 1923) Antlaşmalarının Karşılaştırılması ve Sınırlar

Kurtuluş Savaşı haritaları

Kurtuluş Savaşı Genel Hatlarıyla Özet

Tc inkılap Tarihi ve Atatürkçülük Sorular

Osmanlı imparatorluğu Haritaları

1.Dünya Savaşı Haritaları

Türkiye Haritaları

Flash Eğitici Oyunlar

Tarih Haritaları

Tc inkılap Tarihi ve Atatürkçülük Konuları

Tc Inkılap Tarihi ve Atatürkçülük Performans Ödevi

2.Dünya Savası Haritaları

Tarih Konular

Kpss Tc inkılap Tarihi ve Atatürkçülük

Tc Inkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Notları SBS Hazırlık Tüm Konular Milli Uyanış,Yurdumuzun Işgaline Tepkiler Slaytlar