Yıldırım yayınevi Türk edebiyatı sayfa 169-172

merve tarafından yazıldı. Aktif . Yayınlanma 11.sınıf Türk Edebiyatı Yıldırım Yayınları Cevapları

Yıldırım yayınevi Türk edebiyatı sayfa 169-172

sayfa 169

1.Aşağıdaki cümlelerin başına yargılar doğru ise 

"D", yanlış ise "Y" yazınız.

(   Y  ) Millî Edebiyat Döneminde daha çok anı ve sohbet türlerine önem verilmiştir.

(  Y   ) Millî Edebiyat Dönemi sanatçıları, Servetifünun ve Fecriati Dönemi sanatçılarının bireysel sanat anlayışına uymuşlardır.

(   D  ) Millî Edebiyat Döneminde Osmanlıcılık, Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük gibi düşünce akımları etkili olmuştur.

2.Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun biçimde doldurunuz.

- Milli Edebiyat Dönemi sanatçıları dilde SADELEŞME ve HECE ölçüsünü esas almışlardır. 

- Ziya Gökalp, siyasi hayat ile düşünce hayatında tartışılan TÜRKÇÜLÜK akımın savunucularındandır.

3. Aşağıdakilerden hangisi Millî Edebiyat Dönemi sanatçılarının benimsediği ortak özelliklerden biri değildir?

A)   Dilde sadeliği esas alma

B)   Hece ölçüsünü benimseme

C)   Halk kültürüne yönelme ve halkı eğitme

D)   Konularını Anadolu'dan ve Türk tarihinden seçme

E)  Türkçeyi bir bilim ve sanat dili olmaktan çıkarma

Sayfa 170

4. Aşağıdaki isimlerle eserleri doğru şekilde eşleştiriniz.

Ziya Gökalp >>> Türkleşmek - İslamlaşmak – Muasırlaşmak

Yahya Kemal Beyatlı >>> Kendi Gök Kubbemiz

Mehmet Fuat Köprülü >>>  Türk Edebiyatı Tarihi

5. Atatürk'ün, "Siyasi kuvvet, millîirade ve hâkimiyet, milletin bir bütün hâlinde ortak eşitliğine aittir. Birdir, bütündür, bölünemez, ayrılamaz ve devredilemez." sözünü açıklayınız.

Atatürk Türk milletini çok iyi tanımaktadır. Hem de; tarihi ile, coğrafyası ile bilmektedir. Karakteri, arzu ve istekleriyle bilmektedir. Bu sebeple de milleti, her düşünceden önce, milliyetçilik anlayışında yetiştirmek ve birleştirmek için, adeta çırpınmıştır.

Atatürk’e göre milliyetçilik; devletin ayrılmaz bir parçasıdır. Milleti birlik ve beraberlik çatısı altında birleştirir. Bütünleştirir… Ve yüceltir. Onun içindir ki, Atatürk; “Siyasî kuvvet, millî irade ve hâkimiyet milletin bir bütün halinde, ortak kişiliğine aittir. Birdir, bütündür, bölünmez, ayrılmaz ve devredilmez”der. Sonra da, 22 Mayıs 1919 da, yani Millî Mücadelenin başlarında, “Millet, millî hâkimiyet esasını ve Türk Milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır” der.

Görüyoruz ki, millet kavramının temelinde milleti teşkil eden kişilerin hürriyetleri vardır. Onun içindir ki; her Türk hür doğar. îşte bu karşılıklı ihtiyaçlar, hürriyetin sınırını çizer.

Mehmet Âkif ERSOY'un Safahat, Ziya GÖKALP'ın Yen'ı Hayat adlı eserlerini okumayı unutmayınız.

Sayfa 171

1. Bir şiirde ne gibi özelliklerin bulunmasını istersiniz? Sözlü olarak belirtiniz.

2. Servetifünun ve Fecriati dönemlerine ait şairler, Millî Edebiyat Döneminde bir araya gelmiş olsalardı şiirlerinde yapı, tema ile dil ve anlatım bakımlarından ne gibi değişikliklere gidebilirlerdi? Niçin? Tartışınız ve ulaştığınız sonuçları tahtaya yazınız.

Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati sanatçıları Milli Edebiyat döneminde bir araya gelselerdi dönemin zihniyeti gereği sade dil ve heceye yönelebilirlerdi.Amaçları toplum için sanat olabilirdi, bireysel temalar yerine milli, milliyetçi temalara yönelebilirlerdi...

3. Saf (öz) şiir ifadesinden ne anladığınızı açıklayınız.

“Saf (öz)”sözcüğü; var olan bir şeyin katıksız, arı, halis, has olma haline denir. Saf şiirise “şiirin şiirsel olmayan unsurlardan ayıklanarak saflaştırılmış bir duruma getirilmesi” demektir.

Sayfa 172

1. Etkinlik

•Araştırma sonuçlarından yola çıkarak 1911-1923 yılları arasında şiirin "ses ve söyleyiş", "yapı", "tema", "dil ve anlatım" özellikleri bakımından dört grupta ifade edilmesinin hangi nedenlerden kaynaklandığını tartışınız. Elde ettiğiniz sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

1911-1923 yılları arasında şiirin "ses söyleyiş" yapı, tema, dil ve anlatım özellikleri bakımından dört grupta ifade edilmesinin sebebi sanatçıların  farklı fikir ve sanat akımlarını benimsemelerinden kaynaklanmaktadır ; fakat Milli Edebiyat sanatçılarını birleştiren ortak payda devletin devamlılığını sağlamaktır.

1. San'at adlı şiirin ses, söyleyiş, yapı, tema, dil ve anlatım özelliklerini belirleyiniz ve araştırma sonuçlarınızdan hareketle Ziya GÖKALP çevresinde gelişen sade dil ve hece vezni anlayışına dayalı şiir hakkında nelerin söylenebileceğini tartışınız. Elde ettiğiniz sonuçları tahtaya yazınız.

SANAT ADLI ŞİİRİN ÖZELLİKLERİ:

Nazım birimi: Dörtlük

Ölçü: 11'li hece ölçüsü

Ses ve söyeyiş: Genelde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.

Gelenek: Halk şiiri geleneği

Tema: Türkçü sanat anlayışı

testonline.blogcu.com Dil ve Anlatım: Sade, yalın,anlaşılır halk Türkçesi

2. a. Araştırma sonuçlarınızdan hareketle saf (öz) şiire ait özellikleri sıralayınız.

 Fecr-i Âtî Dönemi’nde başlayıp Millî Edebiyat ve Cumhuriyet 

Dönemleri'nde etkili olan “saf şiir geleneği”nin genel özellikleri şunlardır:

  “Saf (öz)”sözcüğü; var olan bir şeyin katıksız, arı, halis, has olma haline denir. Saf şiirise “şiirin şiirsel olmayan unsurlardan ayıklanarak saflaştırılmış bir duruma getirilmesi” demektir.

  Türk edebiyatında saf şiirin ilk ve en önemli temsilcileri Ahmet Haşim ve Yahya Kemal Beyatlı’dır. Cumhuriyet Dönemi’nde ise Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip  Dıranas gibi şairler bu şiir geleneğiyle ürün vermişlerdir.

Millî Edebiyat Dönemi'nde Saf Şiir

•  Millî Edebiyat Dönemi’nde Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim bu anlayışla şiirler yazmıştır.

•  Bu anlayışla yazan sanatçılar sözcüklerin ses, ahenk özelliklerine önem vererek şiirde müzikalite sağlamaya çalışmışlardır.

•  Ahmet Haşim’in “Şiir söz ile musiki arasında sözden ziyade musikiye yakındır”ile Yahya Kemal’in “Şiir bir nağmedir, şiirde nefes ve ses iki unsurdur.” sözleri saf şiirin müzikle ilgisini ve belirgin özelliklerinden birini ortaya koymuştur.

•  Her iki sanatçı da zengin ve sağlam bir şiir diliyle eserlerini 

kaleme almıştır.

•  Sanatlı söyleyişe önem vererek toplumsallıktan uzak, sanatsal değeri ön planda olan bireysel temalı şiirler yazmışlardır.

•  Yahya Kemal; Türk tarihinin şanlı geçmişinin yanı sıra “aşk,ölüm, İstanbul sevgisi” gibi temaları işlerken Ahmet Haşim,“karamsarlık ve hüzün duygusu oluşturan akşam, karanlık,

gece, gurbet ve tabiat manzaralarını” işlemiştir.

•  Her iki sanatçı da hece ölçüsü yerine aruz ölçüsünü kullanmıştır.

•  Ahmet Haşim sembolizm, Yahya Kemal Beyatlı ise parnasizm akımının etkisinde şiir yazmıştır.

•  Farklı nazım birimleri ve nazım şekilleri kullanmışlar; Ahmet Haşim serbest müstezat, sone gibi biçimler kullanırken Yahya Kemal Beyatlı divan edebiyatı nazım şekillerinden

yararlanmıştır.

•  Millî Edebiyat Dönemi’nde saf şiir anlayışıyla yazan şairler,

Millî Edebiyatçılara göre daha ağır bir dil kullanmışlardır.

b. Merdiven şiirindeki ses, söyleyiş, yapı, tema, dil ve anlatım özelliklerini belirleyerek şiirin hangi bakımlardan saf (öz) şiir özellikleri taşıdığını tespit edip defterinize yazınız.

Merdiven şiirinin tahliline geçmeden önce, Haşim’in hayat hikâyesinden bahsetmeyi elzem görüyorum; çünkü eserin yazarını bütün yönleriyle tanımak, eserde bahsedilen olayların, duygu ve düşüncelerin çözümü için bize yardımcı olur. Yazarın biyografisiyle beraber sanat anlayışı ve sanata bakışı, eserlerinin arka planında olanları anlamamıza yol açacak ipuçları ile doludur.

Haşim, 1884-1885(?) yıllarında Bağdat’ta doğdu. Babası, bir çok yerde mutasarrıflık yapmış olan Arif Hikmet Bey, pek çok âlim yetiştirmiş Âlûsî ailesindendir. Haşim, 1894–95 yıllarında İstanbul’a gelir ve ilk önce Numûne-i Terâkki mektebine, bir yıl sonra da Galatasaray Lisesi’ne kaydolur. Burada, edebiyat öğretmenlerinin yardımlarını gören Haşim, ilk şiirini Servet-i Fünun şairlerinin tesirinde, Mecmua-yı Edebiye’de, “Hayâl-i Aşkım” ismiyle neşreder.

Onun sanatını, dört devreye ayırmak mümkündür: Servet-i Fünûn tesirinde olduğu dönem, Fecr-i Âti dönemi, Birinci Dünya savaşından 1921’e kadar olan dönem( bu yıllar arasında, Haşim’in kalemi hemen hemen susmuştur- son olarak da, 1921’den ölümüne kadar, en güzel şiirlerini yazdığı dönem.

Edebiyatımızda bir yönüyle sembolist (simgeci), bir yönüyle de empersyonist (izlenimci) olarak düşünülen A. Haşim’in, şiirlerini tam olarak anlayabilmek için onun ruh halini iyi tahlil etmek gerekir. Gelelim, Haşim’in mizacının oluşmasındaki başlıca amillere: Annesine duyduğu sevgi çok büyüktür ve küçük yaşta annesini kaybetmesi, Haşim’in sanatında ortaya çıkan karamsarlık ve hüznün en büyük sebeplerindendir. Haşim’in, şiirlerinin çoğunda devamlı olarak güneşin batış anından bahsetmesi, herhalde akşam üzerleri, Dicle kenarında annesiyle yaptığı gezintilerin tesiriyledir. Annesine sevgisi o kadar büyüktür ki, tabir caizse, evlenebilmek için ona benzer bir kadın aramış, bulamamış ya da sevdiği insanı bir daha kaybetme korkusundan olacak ancak ölümünden 4 gün önce evlenebilmiştir.

Onun mütemadiyen geçmişe dair özlem duyması ve şiirlerinde çoğunlukla melâlden bahsetmesi, annesini küçük yaşta kaybetmesiyle ilgilidir. Geçmişe dönüşün imkânsızlığını bilen şair, “Şafak” adlı şiirinde şöyle der:

“Dönmek mi?Ne mümkün geriye dönmek,

Düştüyse gönüller bu melâle.

Bir eldir ufuklardan uzanmış,

Zulmet bizi çekmekte visâle.”

1933’te hayata gözlerini yuman şairi, rahmetle anıyor ve sizlere, onu anlamanız için, “O Belde” şiirindeki şu mısraları dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum:

“Sana yalnız bir ince taze kadın,

Bana yalnızca eski bir budala

Diyen bugünkü beşer,

Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,

Bulamaz sende, bende bir mana.”

1-ŞİİRDE MUHTEVA (İçerik) ve KONU

Şiir tahlillerinde ilk önce, metne bağlı olarak ortaya çıkan, biri görünen(vitrin)anlam, biri de şiirin içinde gizli olan iki yön olduğunu unutmamak lazım. İlk bakışta çeşitli yorumlara açık olan bu şiirde, herkes tarafından görülen (vitrin) anlam içinde bulunanlar şunlardır: Hayatı simgeleyen bir merdiven imgesi, bir akşam tablosu, güneş rengi sarı yapraklar, yüzün perde perde soluşu, kızıl bir akşam dekoru içinde yere eğilmiş şekilde sürekli olarak kanayan güller, dallardaki kanlı bülbüller, sararan sular, tunç rengini almış mermerler ve bütün olarak bunlara ait olan gizli bir lisan.

Şairin “merdiven” sembolüyle anlatmaya çalıştığı ‘hayat yolu’dur. Bu sembolün dışında şiirde, “etek”, “güneş rengi bir yığın yaprak”, “yüzün perde perde soluşu” gibi semboller ile “suların sararması”, “kızıl havalar”, “alev gibi dallarda duran kanlı bülbüller” ve tunca benzeyen mermer” gibi anlatımlar empresyonist (izlenimci) özellikleri ortaya koyucu özelliklerdir. Ana konuyu destekleyen bu benzetme ve anlatımlar, görülen anlamı bir tabloya benzetecek olursak, eksik kalan yönleri tamamlar niteliktedir.

Şiirin bütününe hâkim olan bu akşam tablosu içinde, şairin bize duyurmaya ve hissettirmeye çalıştığı psikoloji ise içinde hüznün ağır bastığı, biraz karamsar ama dolaylı anlatımın şairene kullanışlarını saklar. Bu akşam tablosu içinde, hayatın sona yaklaştığını anlatan sonbahar mevsimi ve sarı yapraklar, zamanın geçişi ve yaşlanmayla beraber duyulan hüzünle birlikte bir korkunun ortaya çıkışı neticesinde yüzün perde perde soluşu, güneşin batış anında dallardaki bülbüllerin aldığı renk, ve yanmış izlenimi veren sular içinde gizli bir lisan saklı oluşuyla şairin bize anlatmaya çalıştığı şey, ne yaparsak yapalım akşamdan (ölümden) kaçışın olmadığı gerçeğidir.

2-ŞİİRİN DİLE ve ANLATIMA DAYALI ÖZELLİKLERİ

Aslında onun şiirleri, özellikle başlangıçta, o güne ait olan, yani Servet-i Fünun ve Fecr-i Âtî’nin dil özelliklerini yansıtan ( Bugünün diline çok yabancı, kök itibariyle içinde çokça Arapça-Farsça sözcük ve tamlamalarla dolu) bir dildir. İşte bu yüzden onu günümüz şiir okuyucusu dil olarak anlamaktan uzaktır; fakat daha sonraları Haşim, “Biri Günün Sonunda Arzu” ve ölümüne yakın yıllarda yazdığı “Ağaç, Süvari” gibi şiirlerde, dil anlayışı değiştirir. Şiir içinde “muttasıl” ’ara vermeden, durmadan’, “hafî” ’gizli’ anlamındaki kelimelerin bulunması, bugünün okuyucusu için bir sorun teşkil etmemekte ve şiirin o güzel anlatımı içinde kaybolup gitmektedir..

Ahmet Haşim, Merdiven şiirinde kendi şiir anlayışına uygun olarak, duygu ve düşüncelerini doğrudan değil , dolaylı yoldan anlatmayı tercih etmiştir. “Güneş rengi bir yığın yaprak”, “alev gibi dallarda kanlı bülbüller”, “kızıl havalar” gibi sıfat tamlamalarını çokça kullanarak şiirde daha çok tasvire ait olan öğelerle söylemek istediklerini okuyucuda çağrışım yaratacak şekilde duyurmaya ve sezdirmeye çalışmıştır.

Bu onun "Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar" başlığıyla Piyale kitabına koyduğu önsözdeki şiir anlayışıyla doğru orantılıdır. Bu yazısının bir bölümde Haşim şöyle der: “Şair ne bir hakikat habercisi, ne güzel konuşan bir insan, ne de bir yasa koyucudur. Şairin dili düzyazı gibi anlaşılmak için değil, ama duyulmak üzere oluşmuş, musiki ile söz arasında, sözden fazla musikiye yakın, iki arada bir dildir.”

Haşim’in genel olarak şiirlerinde olan anlatım özelliği, mana noktasında okuyucunun hayalini harekete geçiren, imgeye dayalı farklı çağrışımlarla şiirin anlamını kişinin anlayışına göre genişleten bir yapı arzeder. Haşim, şiirde manadan çok musikiyi ön plana çıkarmış ve aruzunda yardımıyla şiirlerinde müthiş bir ses güzelliğine ulaşarak anlamda kapalılığı hemen hemen her şiirinde kullanmıştır. Yaşadığı devirde, özellikle “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirindeki anlatımıyla anlaşılamadığını düşündüğü için "Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar" adlı şiir görüşlerini açıklayan bir yazı yazmak zorunda kalmıştır. Haşim’in şiirinin tesiri daha sonraları (1950’den sonra) II. Yeni şairleri üzerinde ortaya çıkmıştır.

3-ŞİİRDE BULUNAN SES ÖZELLİKLERİ

Ahmet Haşim’in şiirlerinde “anlamda açıklıktan çok” “ses öğesine önem” verişi, şiiri “söz ile musiki” arasında düşünmesinden kaynaklanır. O, “şiirde her şeyden önce önemli olanın kelimenin anlamı değil, mısradaki söyleniş değeri” olduğu görüşündedir. İşte bu yüzden de, şiirlerinde aruz veznini kullanılır. Merdiven şiiri aruz ölçüsünün “Mefâilün Feilâtün Mefâilün Feilün (Fa’lün)" kalıbıyla yazılmıştır.

Şiirde kullanılan, “solmakta/olmakta, güller/bülbüller, do1makta/olmakta” gibi tam uyaklar, veznin dışında bu ses güzelliğinin oluşmasına yardımcı olan öğeler olarak düşünülebilir.

Şiir içinde daha çok “r” sesi kullanılışı aliterasyon sanatına yol açmış ve bu da şiirde ortaya konan ses birlikteliğine katkı sağlamıştır. Şiirde içinde “r” sesi geçen kelimeler şunlardır: “Ağır ağır, bir, merdivenlerden, eteklerinde, rengi, yaprak, ağlayarak, sular, sarardı, perde perde, ruha, seyret, arza, kanar, güller, durur, benziyor, mermer.” Ayrıca şiir içinde kullanılan harf tekrarı dışındaki mısra tekrarı olan “kızıl havaları seyret ki akşam olmakta” söyleyişi de okuyucuya verilmek istenen mesajının duyurulması ve şiirde ses olarak bir bütünlük oluşması açısından önemlidir.

Kafiyelerin seçimindeki “solmakta/olmakta, ve do1makta/olmakta” kelimelerindeki “makta” eki, ortaya konan durumun bitmiş bir şey olmadığını ve devam etmekte olduğunu bize duyurması açısından önemli bir özellik olarak karşımıza çıkar. Bu açıklamamızdan hareketle Haşim, mısralarını kurarken şiirinde, “sesi, anlatımı, manayı ve şiirde bütünlüğü oluşturan kurgu”ya dair hemen hemen her şeyi düşünmüştür diyebiliriz. Şiiri cazip hale getiren öğelerden biri de, Haşim’in mısraları içinde gizli bir şekilde duran, söyleyişte bulunan içtenliktir.

4-ŞİİRDE BULUNAN EDEBİ SANATLAR

Haşim “Merdiven” şiirinde, birçok söz sanatından, anlam olayın¬dan ve tamlamadan yararlanmıştır. “güneş rengi bir yığın yaprak”, “alev gibi dal”, “kanlı bülbül”, kızıl hava” şiirde bulunan tamlamalardan birkaçıdır. Özellikle sıfat tamlamaları içine gizlenen anlam, şiirde mana derinliğine yol açmaktadır. Ayrıca, “alev gibi dallar” ve “tunca benzeyen mermer” bölümlerinde teşbih (benzetme) sanatı kullanılmıştır.

“Merdiven” kelimesi ile ‘açık istiare’ sanatı yapılmış. Sadece benzetilen (Merdiven) verilerek, benzeyen (hayat yolu) anlatılmaya çalışılmıştır.

“Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?” mısraında, güneşin batış anındaki olaydan dolayı, suyun yanıyor gibi görünmesi ile mermerlerin üstünü tunca benzeyen bir rengin kaplayışı doğal bir olaydır. Şairin bu durumdan haberi vardır ama bundan habersizmiş gibi duruş ile bilip de bilmezlikten geliş hali “tecâhül-i ârif” sanatına yol açmıştır.

5- ŞİİRDE BULUNAN İMGELER

Şiirin ismi olan “merdiven” kelimesi başlı başına bir imgedir. Kanaatimce “hayatı anlatan” bu kelime, her gönülde farklı bir anlam kazanabilir. Kimimiz için “hayat” kimimiz için başka bir şey olabilir.

Şiirde “kızıl havaları seyret ki akşam olmakta” söyleminin iki defa tekrarı, şiirin “akşam” –ki bu da başlı başına bir imgedir” üzerine kurulduğunu gösterir. “Akşam” bir anlamda bize ölümü hatırlatır. Şiir içinde gizli olan hüzün, her geçen saniye ölüme yaklaşmaktan dolayıdır.

Haşim toplam da on mısra olan şiirinde bize öyle bir tablo çizmiştir ki, bu resim içinde, eksik bir yön bulamazsınız. Şiirin “ağır ağır” diye başlaması ve “kızıl havaları seyret ki akşam olmakta” diye bitişi aslında çok anlamlıdır. Güneş nasıl “ağır ağır “batarsa insanda hayattı “gün gün” yaşar ve zaman geçtikten sonra her şey bir anda olmuş gibi gelir bize. İnsan, bakmakla görmek arasındaki farkı çözerse her şey gözüne bir farklı görünür. Şiirin sonundaki, o “lisan-ı hafi”, gizli dil aslında, tabiatın, kuşların, yaprakların ve bu dünyaya ait her şeyin bize söylediği şey, geçen her saniye akşama/ölüme, mutlak sona yaklaştığımız gerçeğidir. Haşim bunu bütün ruhuyla hissetmiştir. İşte o yüzden bu gizli lisan ruha dolmaktadır ve ne yaparsak yapalım akşam olmaktadır.